2020 Seyahatsiz Kapanış Raporu

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Geleneksel 5. yıl kapanış yazıma hoşgeldiniz! Son 4 senedir ana konu olarak o yılki seyahatleri ve biraz da hayatımı anlattığım bu yazılardan yazması en tuhaf olanı başlıyor: yirmi yirmi senesi. Simetrik adını söylemeyi çok sevdiğim bu sene, benim için de pek çok insan gibi büyük umutlarla başladı. 2020’nin içinde bulunan 2’lerden de etkilenip kendime sadece iki hedef vermiştim. Ve açıkçası seyahat hayatımda artık birinci öncelik değildi. Olsun gene de cebimde Roma – Venedik biletlerim vardı. Baharda Toskana’ya gitme planlarım ve ikinci Japonya seferini yapma hayallerim vardı.

((Önceki yıllardaki yıl kapanış yazılarım: 2016 seyahat defterim , 2017 seyahat defterim  , 2018 seyahat defterim ve 2019 Seyahat Defterim & Diğer Şeyler ))

İki hedefimden biri -ki ona hedef demek tuhaf. onun yerine hayal & istek diyelim- anne olmaktı. (bu konu nasıl ilerledi biliyorsunuz zaten. Atlas reyiz <3) İkincisi ise finansal özgürlüktü. Finansal özgürlükten kastım gelir olarak sadece işimden gelen maaşa bağlı olmamaktı. Başka düzenli ve hatrı satılır ek gelir kaynakları yaratmak, finansal riskleri hafifletmek ve gelecek 3-5 sene içinde tek bir kaynağa bağımlı olmadan finansal olarak güvende hissetmekti. Böylece daha fazla seyahat etme ve farklı ülkelerde dönemsel yaşama gibi şeyler neden olmasındı?

Bu finansal özgürlük konusu 2019’da üzerine en çok okuduğum, videolar izlediğim, araştırdığım konuydu. Hatta bir are youtube feed’im öyle bir hal aldı ki izlemem için önerilen tüm videolar ek gelir yaratma, milyoner olma, akıllı yatırımlar yapma vb vb konular üzerineydi artık. Halimi gören beni kısa yoldan zengin olmaya çalışan ve yatırım zinciri kurup herkesi dolandıracak biri sanabilirdi. O derece! Bu konu nasıl ilerledi anlatmadan önce gelin ay ay 2020 senesine bakalım…

Ocak: İtalya Seyahati ve 2020 Planları

2020’nin bizler için sakladığı tüm sürprizlerden habersiz yılın ilk seyahati bundan 7.5 sene önce balayımız için gidip çok sevdiğimiz Roma’yaydı. Zaten şehri çok detaylı gezdiğimiz ve İtalya’ya defalarca gittiğimiz için “Venedik’i de bir görelim.. turistik diye sonsuza kadar kaçınamayız.” dedik ve planlara ekledik. Roma her zamanki gibi çok güzeldi. Daha önceden gezip ana hatları ile yapılacakları yaptığımız için çok rahattık. Sevdiğimiz yerlere yeniden gittik, güzel mekanlar keşfettik. Sanırım şimdilerde covid19 sonrası finansal zorluklar nedeniyle kapalı ama speakeasy bar The Jerry Thomas Project’e aşık olduk. Durumlar düzelir de Roma’ya giderseniz mutlaka not alın.

Seyahatin Venedik kısmına gelince de bugüne kadar ertelediğim ve ön yargılı davrandığım için utandım. Ne kadar turistik olsa da Venedik hala tükenmemiş ve çok güzeldi. Yeni yıl sonrası Ocak ayı başında da fazlasıyla sakindi. Benim gibi kalabalık sevmeyenlerin Venedik için ideal ziyaret zamanı bu zamanlar olabilir. Şimdi Burası Gerçek Mi? Yoksa 1800’lere Mi Geldik?: Venedik Gezi Notları yazımdan detaylıca Venedik sevgimi ve gezi notlarımı okuyabilirsiniz.

Seyahat işlerinden bağımsız annelik ve finansal hayallerim, hedeflerim olan bu sene kişisel tarihimde en ayaklarımın yere basacağı “topraklanacağım” sene olacaktı. O nedenle çok sevdiğim ve kendimi en huzurlu hissettiğim yer olan orman yeşili Moleskine haftalık ajandamı aldım 2020 için. (Aslında hiç de fena bir anne olmayacağım, kendi annem Zeynep Cansoylu olsaydı şanslı bile sayılabileceğim fikri de aklıma bir omanda çam ağaçlarının altında yatıp koyu yeşile bakarken düşmüştü.) Roma’daki Moleskine mağazasında titizlikle seçtiğim koyu yeşil ajandayı aldıktan sonra Piazza Novano’da aperol içip insanları izleyerek kutlamıştım yeni seneyi. Her günü, haftayı dolu dolu yaşamayı ve notlar almayı planlarken ve umut doluyken Mart’ta elimden bırakıp Mayıs ortalarına kadar dokunmayacağımı bilemezdim… 🙂

Şubat: Yin Yoga Eğitimi ve Bir Takım Planlar

Wuhan’dan yola çıkıp hızla yayılmakta olan virüsten habersiz hafta sonları kalabalık sınıflarda yin yoga eğitimi alıyordum. Alışık olup çok sevdiğim bol hareketli, terlemeli yoga stillerinden farklı olarak pozlarda uzun uzun durulan ve bazen dinginlikten aklımı yitirecek gibi olduğum bu yoga türü tam da zorlanıp üzerinde çalışmam gereken yerdendi. Konu yogadan açılmışken haftada iki defa evime çok yakın olan YogaZone İstanbul’da dersler de veriyordum. Yoga dersleri vermek hem çok sevdiğim hem de finansal özgürlük hayalime uygun ek gelir yaratma denemeleri kalemlerimden biriydi. Ama dürüst olayım çok çok minimal bir getirisi var. Ders vermek değil de kendimizi iyice geliştirip eğitim vererek (eğitmenlik eğitimi vb) ele gelen bir gelir modeli yaratılabilir kişisel fikrimce.

Şimdi geriye dönüp bakınca yoga ve insan dolu bu günler asla geriye gelmeyecek çok uzak bir geçmiş gibi geliyor. Düşünsenize yoga stüdyolarına gidip ortak kullanıma açık matlara yalınayak çıkıp üzerlerinde terliyorduk. Yüzümüzü gözümüzü sürtüp en son sırt üstü kendimizi tamamen bırakıyorduk. Üzerine terlediğimiz mata bazen göz yaşları da karışıyordu. Covid19 öncesi normal hayatımda hiç bir zaman mikropları aklına getirmeyen titiz biri olmadığım için asla kendi matımı götürmezdim. Ortak kullanıma açık, yabancıların ter, deri, göz yaşı parçalarını barındıran matlar benim için çok normaldi.

Bu yazıyı yazdığım 2020’nin son günlerinde eğitim aldığım yukarıdaki stüdyo fiziken kapalı. Eğitim verdiğim ve hala montlarımdan birinin cebinde anahtarı duran stüdyo da kapalı. Dersler tamamen online’a taşındı. Yoga işlerinin ne kadar da yoga keyif alan ve gönül vermiş insanların çabaları ile döndüğünün bir kanıtı. Kim bilir daha kaç stüdyo kapandı, online’a döndü veya dönemedi. Gerçekten de başta yoga okullarımız olmak üzere her şey çok geçici. Günün getirdiklerini kabullenip adapte olmak dışında pek bir seçenek yok.

Mart: 1 Mart Sürprizi ve 10 Mart Dehşeti ile Yılın En Uzun Ayı

Sağlık bakanının 10 Mart’ı 11 Mart’a bağlayan gece ilk vakaları açıklamasından önce bizim evde 29 Şubat’ı 1 Mart’a bağlayan gece büyük sürpriz yaşandı. Evde yaptığım pozitif çıkan gebelik testleri sonucu iyice emin olmak için en yakın hastaneye gidip kan tahlili yaptırdık. Hatta ertesi günü bekleyemeyip gece saat 12’ye gelirken gitmiştik. Bir saat sonra test sonuçları pozitif geldi kanımda yüksek oranda hCG hormonu gezinmekteydi!

Benim bu habere inanmam ve sindirmem zaman alacaktı. Bebonun kalp atışlarını duyana kadar “kesin mi?” “gerçekten içimde bebek var mı?” diye sorular ve şüphelerle yaşadım. Mantıken bebeklerin nasıl yapıldığını bilsem de insanın başına gelmesi ve deneyimlemesi cidden tuhafmış. Bu çok yeni haberi ailelerimiz ve çok yakın arkadaşlarımızla paylaştık. Tam çok sevinecek ve çılgınca kutlayacakken covid19 çok büyük patladı. İçten içe “ofise gitmek, insan içine karışmak istemiyorum” diye kurarken ofisin geçici olarak kapatıldığı ve işlerin online’a taşındığı haberi geldi.

Mart ayı çok dolu dolu ve inişli çıkışlı başlamıştı. Şimdi geri dönüp bakınca artık sadece bir anı. Ama içinde yaşarken hiç bitmeyecek gibiydi. Hakkında pek bir şey bilinmeyen bu virüs, türlü türlü haberler, online’a taşınan işlerle 7/24 online olup çalışma.. bunlara ek olarak tüm ev ve yemek işleri artı hamilelik hormonları ve endişeleri derken çok fazlaydı!

Tüm gün çalışıp, bir yandan her türlü haberi takip edip olanı biteni anlamlandırmaya çalışmak çok yorucuydu. İçimde büyüyen bebek için gittiğimiz doktor kontrollerine maske eldiven kuşanmak ve dezenfektanla yıkana yıkana arabaya geri gelmek de korkunçtu. Doktorumuz o kadar acele ediyordu ki asla hamilelik başlangıç kilomu tam olarak bilemedim çünkü o gündem doktorum beni tartmayı unuttu. Bence gayet makul bir durumdu. İnsanlar kaç kilo aldın diye sorduklarında tahminimce 9-11 arası diyebiliyorum ve nasıl bilmediğime şaşırıyorlar. Bu dönemde her duruma, insana potansiyel mikrop taşıyıcı gözüyle bakıyorduk ve dışarıda kaldığımız zaman süper acele hareket ediyorduk.

Diğer bir yandan da marketler tuvalet kağıdı, un ve makarna için neredeyse yağmalanıyordu. Sokağa çıkma yasakları vardı. Evlere kapanmanın ilk günlerinde marketlerin online gönderim kapasiteleri ve kargo şirketleri talebe yetişemiyordu. Atıl maskeleri eldivenleri kuşanıp yarınlar yokmuşçasına alışveriş yapıyordu. Hatta yemek odasına orta boy bir derin dondurucu alıp donmuş sebze ve et depolamaya başlamıştık! (#truestory) Bir gün yiyecek stoklarımızı excel’e girip felaket kopsa kaç gün yeter diye hesap yapmıştım. Dünyanın sonu gelecek silahlansak mı diye şakalaşıyorduk…

Koskoca bir Mart ayı boyunca işime ve eve yetme dışında bir şey yapmadım. Boş zamanlarımda tavanı izledim ve gerçekten %100 boştum! Karantinada zoom partileri yap(a)madım, puzzle yapmadım, ekmek de yapmadım. Bok gibi hissetmeye ve bu hissi yaşamaya izin verdim. Tek kelime yazı yazmadım, bir defa bile yoga yapmadım, kendimi pozitif düşünmeye ve iyi tarafını görmeye zorlamadım... ve sonunda bir şekilde Mart bitti.

Nisan & Mayıs & Haziran: Adım Adım Hayata Geri Dönüş

Zamanlamayı tam hatırlamıyorum ama Nisan ayı sonları gibi her türlü zorluğa hızla adapte olan insan türünün üyesi olarak ben de bu yeni ve bilinmezlik yüklü hayata alıştım. Evimize yakın ormanda sabah yürüyüşleri ile her zamanki kendime doğru adımlar atmaya başladım. Defalarca izlediğim dizileri zombi gibi boş gözlerle izlemeyi bıraktım. Podcastler dinlemeye, online eğitimler almaya veya en azından yeni yemek tarifleri denemeye doğru ilerledim. Kendimi iyice toplarladıktan sonra Zor Zamanlarda & İyi Hissetmediğimde Bana İyi Gelen Şeyler Listesi yazımı yazıp kendi reçetemi paylaştım. İlgilenler üzerine tıklayıp okuyabilir.

Haziran ayı itibari ile her sabah ormanda Barley ve bahçemize yerleşen diğer iki köpeğimiz (Hans ve Güli) ile yürüyen, sürekli yeni yemekler öğrenen, bol bol kitap okuyan, her türlü işe ve eve yetişen eskisi gibi Zeynep olmuştum. Uzun süredir kullanılmadan biriken enerji patlamaları ile bloga en çok yazı yazdığım dönem oldu diyebilirim. O dönem nasıl yeniden şarj olduysam corona sonrası seyahat hayalleri kuruyordum bile. Evimize yakın Ağva’ya kısa bir tatile giderek biraz olsa içimdeki seyahat aşkını yaşadım.

Temmuz & Ağustos: Yılın En Zor Ayları ve Dijital Detoks

Güneşin en güçlü olduğu yaz ayları başladı, ülke içinde şehirler arası dolaşım hızlandı. Ve aslında 2020 boyunca toplumca en pozitif zamanlardı. Çevremdeki herkes sosyal mesafeli, hijyenik tatil yapma planlarında ve mutluluğundaydı. Biz de bir ara “acaba Ege’ye insek mi?” desek de hamile olduğum için çekinip vazgeçtik. İşte hayattaki en büyük gündemimim seyahat edememekten üzülmek olduğu bu sıralar hiç beklemediğim yerden darbe üstüne darbe alacaktım. Konumuz: sağlık.

Önce ailemdeki ciddi sağlık sorunları beni çok korkuttu. Temmuz ayı baya karanlık ve endişe dolu geçti. Tam tünelin sonundaki ışık göründü derken sağlık sorunları ile uğraşan aile üyemize test bile yapmadan “sizde covid var” diyerek el koydular! Evet abartmıyorum bildiğiniz hastaneye alıp salmadılar. Bizlere de hiç bilgi vermeye gerek görmediler! Tanıdık bulup bilgi alamamız 24 saati geçti ve korku dolu geçen günlerin sonunda covid değil akciğerde bir sorun olduğu kanıtlandı da çıkabildi.

Tam derin bir oh çekecekken bu sefer kendi sağlığım konusunda hiç beklemediğim bir gelişme oldu. Ailesinde hiç şeker hastalığı olmayan, şeker hastalığı hakkında sıfır bilgisi olan bana hamilelik şekeri teşhisi konuldu. Önce inanamadım. Hatta doktorum da inanamadı ki testi tekrarlattı. Sonuç pozitifti. Hemen bu konuda uzman diyetisyenle çalışmaya ve yemeklerden sonra yürüyüşlere başladım. Zaten sınırın %10 bile üstünde olmayan şekerim bir haftada düştü ve toplardı. Parmaktan kanla şeker ölçülen aletim ve parmaklarımdaki delikler de anı kaldı bana.

Bu süreçte doktorumun sıfıra yakın bilgi ve ilgi vermesi beni kafamda (google’ı da arkama alıp) felaket senaryoları yazmaya itti. Bu satırları okuyan ve kendisi/tanıdığı hamile şekeri teşhisi almış birileri varsa lütfen rahat olsunlar. Genelde kadın doğum doktorları bu önemli cümleleri kurmuyor ben söyleyeyim: Bu durum sizin suçunuz değil. Bebeğiniz şeker hastası veya obez olmayacak. (ilk iş google’a baktıysanız ikisine de olabilir diyor da) Glisemik indekse dikkat edip 3 ana, 3 ara öğünü üçer saatte bir yedikten sonra her şey düzelecek. Bakın kanlı canlı örneği benim. 26. hafta itibari ile özel diyet (diyet dediğim günde 2000 kalori!) uyguladım. Bahsi geçen diyette meyve ve bitter çikolata bile vardı. Atlas ideal kiloda ve şekeri ideal değerlerde doğdu. Ben de kırkım çıkmadan hamilelik öncesi kilolarıma döndüm bile. Şeker kelimesi gözünüzü korkutmasın. Nil Karaibrahimgil’in diyeceği gibi: hamilelik şekeri demeyelim, fit gebelik perisi diyelim <3

Sağlık ve hayat cephesinde bu anlattığım gelişmeler olmadan önce 2019’da yazın dijital detoks yapıp çok memnun kalmıştım. (ilgili yazı: Kendime Bir Ay İzin: Dijital Detoks Deneyimim ) Sanki başıma gelecekleri bilirmiş gibi bu yaz da yapayım hem de iki ay olsun dedim. Özellikle bebek hazırlıkları konusunda sosyal medyadaki içerikler çok üstüme üstüme geliyordu. Bu olaylar patlak vermeden iki aylık dijital detoksuma başladım ve bu dönemde online olmamak çok çok çok iyi geldi. Özel hayatım için 2020 senesinin en zor günlerini yaşarken sosyal medyanın aşırı editlenmiş, aşırı kusursuz ve aşırı pozitif dünyasının ne kadar yalan olduğunu düşünmeden edemedim. Bu konu üzerine araştırıp Sosyal Medya Detoksu: Sosyal Medyayı Bırakanlar & Deneyimleri yazımı hazırladım. Aşırı iyi işler başarmış pek çok insanın sosyal medyayı sıfıra yakın veya hiç kullanmadıklarını da gördüm. “Peki sen bu deneyimden neler öğrendin Zeynep?” derseniz ay ay yazdığım kapanış raporları yazılarıma beklerim. (i. Sosyal Medya Detoksu İlk Ay Kapanış Raporu ve ii.Sosyal Medya Detoksu – İkinci Ay Kapanış Raporu ve Neler Öğrendim? )

Eylül & Ekim: Sonbahar Bana Hep İyi Gelir

Ailemin ve kendimin sağlık sorunları ile geçen yazdan sonra en sevdiğim mevsim sonbahar ilaç gibi geldi. Serinleyen havalar ve dökülen yapraklar, iyi haberler ve güzel gelişmeler getirdi. Yılın başından beri pek elime alamadığım orman yeşili ajandamı aldım ve çalışmaya başladım. Özellikle Eylül & Ekim aylarında çalışkanlık ve verimlilik patlaması yaşamış olabilirim. Neler yaptım ve nasıl yetiştirdim derseniz: Hayatı ve İşleri Düzene Koymak İçin Basit & Zor & İşe Yarar Öneri: Beş Saniye Kuralı yazıma beklerim.

2020 için kafamın içinde dönüp duran finansal özgürlük konusunda da ufak ama umut verici adımlar atmaya başladım bu dönemde. Son bir kaç yıldır uğraşıp didinip yaptığım birikimlerimle ilk evimi aldım! Yaşamak için değil, tamamen yatırımlık bir ev. Beni fazlasıyla muttu etti gene de bu gelişme. Kira geliri elde edebileceğim, değerlenince satabileceğim ufak da olsa bir yatırımım var artık. Hala finansal özgürlük üzerinde çalışılması gereken bir hedef ama somut adımlar atmak beni biraz olsun rahatlattı. Bu konuda sıradaki hayal ve hedeflerim i)yeniden para biriktirip çeşitli girişimlere yatırım yapmak ve düzenli kar payı veya satıldıklarında toplu gelir elde etmek ii)içerik üretimi, eticaret ve sosyal medya bilgilerimle freelance danışmanlıklar sağlayarak gelir elde etmek iii)udemy gibi, kitap telif ödemesi gibi düzenli gelir getiren fikri mülkiyet konularında içerikler üretmek. Hisse senedi ve diğer finansal yatırım araçları ile çok aram yok o nedenle fikirlerim bu şekilde.

Para konuları internette ve gerçek hayatta pek konuşulmaz ama ben şeffaf şeffaf yazdım. Çünkü bu konuların konuşmamız ve üzerinde düşünmemiz gereken şeyler olduklarını biliyorum. Bu fikre de çok geç uyandım maalesef! Keşke yirmilerimin başında iş hayatına atılırken para bilincim bu düzeyde olsaydı.. belki hayalini kurduğum finansal özgürlüğe ulaşmıştım bile! Bu konularda biraz okuma yapmak isterseniz iki yazımı önermek isterim: Gözünüzü Açıp Bakış Açınızı Değiştirme Garantili Para Üzerine Kitap Önerileri ve Kişisel Finans ve Borçsuz Yaşama: Kendi Yolculuğum ve İşe Yarar Öneriler.

Kasım & Aralık: İşler Değişti Artık İki Kişiden Sorumluyum!

2020 dileklerimden anne olma yolculuğumun hemen ikinci ay Şubat’ta başlayıp Kasım ayının 13. Cuma günü somut şekilde kucağıma aldığım bebeğimizle ilerleyeceğini hayal bile edemezdim. Gerçekten de anne olma deneyimi yaşadığım hiç bir şeye benzemiyor. Ve oğlumuz Atlas benim için dünyanın en değerli varlığı ve her şeyim. (evet he’s everything) Anne olmak için acele etmeyip 30’larımı beklediğim için çok mutluyum. Hamileyken bolca kitap okuyup, eğitim alıp hazırlandığım için de ayrıca mutluyum. (bu konuda yazı/içerik vb bir şeyler gelicek söz) Tüm süreci kendi kontrolüme alıp bebeğe 7/24 kendim baktığım için de ayrıca mutluyum.

Zamanlama pandemiye denk gelmese belki bakıcımız olurdu, daha az okur öğrenirdim ve destek alırdım. Muhtemelen benim için işler daha kolay olurdu ama iyi ki böyle oldu diyorum. An itibari ile tüm hayatımı dondurdum ve “dördüncü trimester” denilen Atlas’ın ilk 3-4 ayını en iyi şekilde geçirip güvenli bağlanmaya ayırdım. Öncelik bu olunca yapabildiklerime – yetiştirebildiklerime şükür edip yetişmeyenlere endişe etmiyorum. Hem yaş almak, hem bile isteye planlayıp anne olmak, hem de pandemi beni bu duruma fazlasıyla hazırladı. O nedenle 2020 ne kadar zor geçse de gene de çok sevdiğim ve minnet duyduğum bir yıl oldu.

Tabii bu yazdıklarıma bakıp gayet olgun, “anne anne” bir insan olduğum düşünülmesin. Hamilelikte ve annelikte zorlandığım ve değişmediğim pek çok şey oldu. Bunlar genelde konuşulmayıp hızlı geçiliyor. Ya da böyle düşündükleri için kadınları yargılıyorlar. Yazı bitmeden bir kaçını paylaşayım da içimde kalmasın:

  • Hamileliğin son aylarında fiziksel ve ruhsal olarak çok zorlandım. Bitse de gitsek dedim yalan yok. Kilo vermeyi, eski kendim olmayı çok çok özledim.
  • Fit olmaya ve fiziksel görünüşe (belki de gereğinden fazla) önem verdiğimi anladım. Kendime kızmadım olduğum gibi kabullendim.
  • En çok yoga yapmayı özledim – sezaryen olduğum için Mayıs’a kadar yapamayacağımı öğrenince çok çok çok üzüldüm.
  • 13 Kasım’dan beri aralıksız olarak tek seferde 2.5 – 3 saatten fazla uyumadım. Uykusuzluk ve kesintisiz uyuyamamak birleşince çok zorlayıcı olabiliyor.
  • Duş almak, tuvalete girmek gibi en temel ihtiyaçlar bile bazen gün içinde zamansızlıktan ileri saatlere ertelenebiliyor. O zaman sabırlar taşıyor. 😀
  • İnsanların “ay aç mı?”, “uykusunu alamadı mı?” gibi bilip bilmeden yaptıkları cahil cahil yorumlarda gözlerini oyma isteği gelmiyor değil.
  • 7/24 bebekle olduğum için çok alışıp bağlandım. Şimdi Atlas olmadan iki dakika bir yere gitmek gözümde büyüyor. En basitinden duşa girsem ağlıyor diye çıkıyorum.. bakıyorum ki mışıl mışıl uyuyor! Biraz bu konu üzerinde çalışmam lazım.
  • İyi anne olmak, hızla eski fiziğine dönmek, evi çekip çevirmek, kocasına ilgi göstermek… (liste sonsuza uzar) her şeyin her zamanki gibi kadınlardan beklendiğini görüp deneyimledim. Hayal kırıklığına uğradım ama şaşırmadım. Dünyayı sırtımıza yüklediniz beceriksiz adamlar. lkjgkldfjg (#sorrynotsorry)

Aklıma kaldığı kadarıyla 2020’yi özetledim. Bence daha fazla uzatmadan burada durayım. Şimdi söz sizde – hakaretlerle anılan, uğruna F*ck 2020 diye belgelesel bile yapılan bu sene sizin için nasıldı? Ve 2021 için umutla mı dolusunuz umutsuzluk mu? Hayat ve varsa seyahat planlarınız neler? Herkesi yoruma bekliyorum!

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Share:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bumerang - Yazarkafe