Sosyal Medya Detoksu – İkinci Ay Kapanış Raporu ve Neler Öğrendim?

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?
Kyoto’da en sevdiğim tapınak Fushimi İnari

İlk defa geçen sene Ağustos ayında hayatımın gidişatından ve zaman yönet(eme)me becerilerimden bunalıp bir aylık  sosyal medya detoksu yaptım. O bir ayı bir kaç aymış gibi yoğun ve verimli geçirdim. Düşüncelerde netlik anlamında da çok iyi geldi bana. Bu mini detoksun çok gördüm ve içten içe her sene yapacağım bir gelenek olduğunu anladım. Bu sene de yaz ayları gelince telefon ekranına geçirdiğim süre ve bu sürenin bana mutsuzluk dışında bir şey vermediğini farkedip Temmuz – Ağustos iki aylık bir detoksa giriştim. Blogdaki yazıları düzenli okuyanlar bilir bu konuda biraz(cık) çok yazdım.

Bu yazıları zaten okuyanlar bir sonraki paragrafa atlasın. Okumayanlar ve göz atmak isteyenler için kronolojik olarak geliyooor:

i)Kendime Bir Ay İzin: Dijital Detoks Deneyimim (sene 2019 😀 )

ii)Sosyal Medya Detoksu ve Bu Sürede Deneyimlemek İstediklerim

iii)Sosyal Medya Detoksu: Sosyal Medyayı Bırakanlar & Deneyimleri

iv)Sosyal Medya Detoksu İlk Ay Kapanış Raporu

Şimdi mevsimlerden en sevdiğim sonbahar geldi ve Eylül ayındayız. Benim de detoksum bitti. Bu sefer geçen seneden daha uzun olan bu süreç nasıl geçti? Neler öğrendim? Hayatımda neler iyileşti? Neleri özledim? Daha önceden farketmediğim neleri farkettim? Hazırsanız sosyal medya detoksu büyük kapanış yazıma başlayalım…

ps: bu yazıyı okurken ruhuna çok iyi gideceğini düşündüğüm bir spotify playlist’im var linkini buraya bırakıyorum.

Konu Zaman ve İlgi Yönetimi Olunca Tek Bir Düşman Yok, Pek Çok Düşman Var!

Sosyal medya detoksu yapmayı ek zaman yaratma ve odaklanma becerinizi & sürenizi geliştirme amacı ile düşünüyorsanız çok mantıklı. Ancak artık tecrübeli bir detoksçu olarak söyleyebilirim ki konu zaman ve ilgi yönetimi olunca: sosyal medya tek düşman değil. İnternette amaçsızca gezinme, haber siteleri/app’leri, oyunlar, online alışveriş vb vb say say bitmez pek çok ilgi ve zaman hırsızı tuzaklar bizleri bekliyor.

Peki kimler ve neden bu tuzakları kuruyor? Geçen sene öğrendiğim gibi pek çok şirketin maaş alan ve ünvanı “ilgi mühendisi” (attention engineer) olan çalışanları var. Bu kişiler psikoloji, nöroloji vb bilimleri kullanıp nasıl sosyal medya kullanım saatimizi artırırız diye 9-5 çalışıyorlar! Amaçları bizler hakkında mümkün olduğunca çok data edinmek ve bu dataları güzelce analiz edip satmak için. Yoksa kişisel bir garezleri yok. Sorun asla kişisel değil. Onlar için data noktasıyız sadece. Datalarımızı satıp bize daha akıllı reklamlar, daha çok harcatacak ürünler, korkularımızı ve isteklerimizi tetikleyip tüketimimizi artırma peşindeler.

instagramı kontrol ettiğin sıklıkla kendini kontrol et!

İnternetteki tüm bu tuzaklardan farklı olarak bana sorarsanız sosyal medya en güçlü ve belalı olanı. Instagram gibi app’lerin algoritması gereği içeriklerinizi geniş kitlelere ulaştırmak için görsel açıdan süper ilgi çekici şeyler üretmek gerekiyor. Her bir post’unuz öncekinden daha fazla yüzde etkileşim almalı ki beğeni/yorum vb etkileşim sayılarınız artsın. Özellikle içerik üreten ve insanlarla paylaşan biriyseniz bu çok stresli bir durum. Sürekli kendinizle yarış, görsel açıdan en kusursuz foto/video çekme telaşı başlıyor. Hem de zaten sizi takip eden kitleye ulaşabilmek için!

Oyunun kuralları böyle olduğu için arenaya çıkıp profesyonel içerik üretmeyen ama kullanıcı olarak bu tarz içerikleri tüketen insanlar da kötü etkileniyor. Her türlü & konudan içerik üreticinin günde saatlerini vererek en harika ışık ve açıda çekip en ince detayına kadar editlediği görselleri görenler bilinçli veya biliçsizce kendi hayatı ile kıyaslıyor. Evlerimizin pinterest’ten fırlamamış olaması, imkansız vücut standardlarına sahip olamamız, en pahalı designer giysi ve aksesuarlara sahip olmamak, bol bol seyahat edememek, en harika ilişki içinde olamamak vb vb nedenlerden “daha az” hissetmeye başlıyoruz. Aslında çok büyük bir trajedi olmadıkça insanlık olarak hepimiz aşağı yukarı benzer mutluluk – mutsuzluk seviyesinde dalgalanıp gidiyoruz. Ama sosyal medya sahte içerikleri ile mağara devrinden kalma gördüğü her görseli “gerçek” kabul edip inanan beynimizi kandırıyor. Ve kulağımıza sinsice fısıldıyor: herkes mükemmel bir sen kusurlusun.

Özetle amaç dijital dünyadan kopup bir süre gördüklerimizin gerçekten de gerçek olduğu dünyada yaşamaktansa hem sosyal medya hem de genel olarak internet kullanımını azatlmayı öneririm. Telefonun ayarlar kısmından ekran süresini takip ederek ve hedeflediğiniz süre kadar internet kullanarak büyüüük kafa rahatlığı yaşayabilirsiniz.

Sesleri Kısınca Bazı Cevaplar & Yeni Yollar Geliyor…

.om mani padme hum. .lotusun içindeki cevher.

İnternet ve sosyal medya tüketimi azalınca ilk günlerde ortaya dehşet bir boş zaman çıkıyor. İnsan gerçekten de ne yapacağını şaşırıyor! Özellikle elimizin bilinçsizce telefona gidip tuş kilini açmak ve ekrana boş boş bakma kötü alışkanlığını atlattığımız o ilk hafta sonrası çok güzel geliyor. Yapmak istediğimiz neye zaman bulamıyorsak: kitap okumak, yeni bir konu öğrenmek, yemek pişirmek, bir işi/projeyi bitirmek vb vb bu işlere girişmek ve ilerlemek çok kolay oluyor.

Sosyal medya detoksu öncesi yapmak, öğrenmek, deneyimlemek istediğimiz ne varsa bunlara zaman ayırabildikçe ve ilerledikçe mutluluk ve motivasyon seviyelerinde bir patlama oluyor. Benim de ilk ayım bol bol okuyarak, bloga yazı içerikler hazırlayarak geçti. Belli bir zaman geçtikten sonra bir sakinlik geliyor. Sanki daha derin ikinci seviyeye geçiş dönemi gibi diyebilirim. “Ben bu işleri neden yapıyorum?”, “Burada olma amacım ne?”, “İyi yaşanmış bir hayat tanımı benim için nedir?” türevi derin sorular ve düşünceler yüzeye çıkıyor.

İşte bu dönemde hayatta bundan sonra ilerlemek istediğiniz yol ve atılacak adımlara dair bir anlayış ve netlik geliyor. Böyle yazıp “sosyal medya detoksu yapın ve hayat yolununu keşfedin” tadında büyük beklentiler oluşturmak istemem. Sadece bundan sonraki doğru adım, gidilecek yön hakkında netlikten bahsetmek istiyorum. O adımdan sonrası belirsiz ve sonsuz olasılık var. Hayatın kendisi gibi. Kendi deneyimimden gördüm ki uzun süredir aklımda olan, denemek istediğim ama ortam ve motivasyon bulamadığım bir işe giriştim. Ne olur, nasıl olur, ne kadar zamanda olur bilinmez. Ama ben başladım. Çok basit gibi duran internet/sosyal medya kullanımı işinden bir ara almasam.. böyle derin düşünemezdim.. bu işlere de girişemezdim.

Bu maddeyi kapatmadan son bir şey söylemek istiyorum. Hayatımızı gözden geçirmek, üzerinde düşünmek ve kritik etmek için ille de internet bağlantısını bir ay – bir kaç ay kesmeye çalışmaya gerek yok. Yaptığımız şeyin, uyguladığımız pratiğin adını ille de “dijital detoks” koyamaya ve dünyaya ilan etmeye de gerek yok. İstediğimiz zaman şarteli kapatıp kendi içimize çekilebiliriz…! Süresi, nasıl olacağı tamamen bizim kontrolümüzde.

Oyunu ve Kurallarını Kabul Etmek Zorunda Değiliz!

Telefonlarımızın elimizin bir uzantısı gibi olduğu, her 15 dakikada bir internette bir şeylere baktığımız, ellerimizden kayıp giden zamanların tadını çıkaramadığımız bir dünyada akıntıya kapılıp gitmek zorunda değiliz. Özellikle profesyonel içerik üretenlerin yani bu işi “iş” olarak yapanların görsellerine bakıp kendimizi kıyaslamak zorunda değiliz. Günde 4565 defa paylaşılan linkleri yukarı kaydırmak zorunda hiç değiliz. Kendi hesabımıza basit bir foto ekleyecekken onlarca foto çektirip içinden en iyisini seçip dakikalarca editlemek zorunda değiliz. Altına ne açıklamaya yazsam diye düşünmek zorunda değiliz. Perşembeleri #tbt yapmazsak bir şeyleri kaçıracak hiç değiliz. Film izlerken odaklanamamak, kitap okuyamamak, telefonda bir kaç saat bakmadan muhabbet edememek gibi sıkıntılara sahip olmak zorunda hiç değiliz.

Ben kendi adıma internetle ve sosyal medya ile ilişkimi “niyet bazlı” yürütmeye karar kaldım. Ne demek istiyorum? Önceliğim yazı yazmak ve yazılarımı geniş kitlelere ulaştırmak. Bu niyetime uygun şekilde yazılarımı paylaşabildiğim, okuyucularla haberleştiğim sürece her şey doğru ve olması gerektiği gibi. İkinci önemli öğrendiğim ders ise daha gerçek içerikler paylaşmak üzerine. Ne tür içerikler yani? Kusurların editlenmediği, fotoğrafın renklerinin oynana oynana gerçeğinden uzaklaştırılmadığı, gerçek hayatı olduğu gibi yansıtan şeyler.

Eminim ki internet ve algoritma tanrıları bunu sevmeyecekler. Olsun. Gerçekten de süper döşenmemiş dağınık bir ev, taranmamış saçlar, uyumsuz giysiler, lens takmaya üşenip takılmış siyah gözlüğüm, hamile olduğum şu dönem aldığım kilolar, foto çekmesi için diller dökmeme ve açıyı – kompozisyonu ayarlamama karşın rezalet fotolar çeken bir sevgilim.. elimdeki şeyler. Ve ben bunlarla çok mutluyum & artık editleme gereği duymuyorum. <3

Şimdi söz sizde. Genel olarak internet, akıllı telefon ve sosyal medya hakkında ne düşünüyorsunuz? Bağımlılık yapıyor mu? Kıyaslamayı ve endişe etmeyi tetikliyor mu? Ne kadar zamanınızı geçiriyorsunuz? ve en önemlisi dijital detoks yapmayı hiç denediniz mi? Düşünür müsünüz? Mutlaka yoruma bekliyorum.

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Share:

1 Comment

  1. Nihan Konak
    Eylül 7, 2020 / 6:08 am

    Sevgili Zeynep geçtiğimiz Temmuz ayında yine senin bir yazını okuyup aynı günün akşamı telefonumdan sosyal medya app’lerini sildim. Uzun süredir üzerimde fazlaca baskı ve getirdiği bir mutsuzluk hali vardı. Ne de iyi yaptım. Geri döndükten sonra da hala eskisi kadar zaman geçirmiyorum ay post çıkmış ilke edeyim o da beni ilke etsin aman yorum yazayım ki onlar da bana yazsınlar vs hesabı yapmıyorum canım nasıl ne zaman isterse o zaman paylaşım yapıyorum ve kesinlikle daha mesudum. Kapattığım dönemde uzun suredir okumak istediğim kitapları okudum, bahçem ile daha çok ilgilenip kafamı dinledim. İyi ki yazına denk gelmişim sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bumerang - Yazarkafe