Seyahat Ederken Deneyimlediğim EPIC FAILLER

2
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

wrong_way_19avoph-19avoq0

Seyahat etmek tartışmasız harika birşey; yeni yerler, yeni insanlar, yeni diller, yemekler, kültürler.. Ancak fazlaca yeni ve farklı bir ortama girince normalde çok kolay yapacağımız işler zorlaşıp gergin ve komik durumlara dönüşebiliyor. 🙂 Bu durumları en iyi özetleyen kelime “epic fail” bence. Tam Türkçe karşılığı olmasa da “kolayca başarıya ulaşılabilecek bir durumda; tamamen ve ileri derece başarısızlık hali” olarak tanımlanabilir. Geçenlerde seyahatlerimdeki epic fail durumları düşündüm ve listeledim ben de. Listelerken çok gülüp eğlendim, gözlerimden yaşlar geldiği oldu. 🙂 Anladım ki önemli olan kendimiz”epic fail” durumlar içerisinde bulmak değil; bu durumlara gülüp eğlenebilmek ve sonra onları güzel hatırlamak. Hepimize bol seyahatler ve epic fail’ler diliyorum dostlar.. Umarım kızmadınız. 🙂

IMG_4409

Berlin – Kaybolan Kredi Kartı

2015 yılına girerken hem şehri ilk defa görmek hem de yılbaşını kutlamak için Berlin’e gittik. Ancak giderken İstanbulda hava 10lu derecelerdeydi ve birden kendimizi gündüz -7 geceleri de -20 derece olabilen Berlinde bulduk. Zaten hava durumuna bakmıştık; uygun giysiler getirdik ancak -10 derecelere iki adet İzmir doğumlu insan ne kadar hazır olabilirse o kadar hazırdık. Sinirler gergindi özetle 🙂

Bir akşam, gene bütün gün donduktan sonra kat kat giyinip otelden çıkmaya hazırlanırken seyahatlerde harcamalarımızı yaptığımız American Express kredi kartımızı bulamadık. Aradık taradık, ama ne aramak… İki saate yakın. Kart hiç bir yerde yoktu. Yanımızda da sınırlı nakit euro vardı. Panik olmaya başladık.. Acaba çaldırdık mı? Bir yerde mi unuttuk? derken.. Sonunda pes ettik ve ben bankanın çağrı merkezini arayıp kartımı kesin çalındı diye iptal ettirdim. Elimizdeki nakitle nasıl geçiniriz planladık. Bu arada kart bana aitti ve eşimden yemediğim azar kalmadı. O kadar sinirlendik ki birbirimize resmen küstük konuşmuyorduk. Derken benim sırt çantamın bir kısmının yırtıldığını ve kartın o yırtılan yere girip bizle dalga geçer gibi parladığını gördük. Bir an göz göze gelip ikimiz de deli gibi gülmeye başladık. Gerilen sinirlerimiz, paniklerimiz, kavgamız derken kartın ordan bize bakması çok komik gelmişti. En son Atıl’ın gözlerinden yaşlar geliyordu gülmekten. Neyse nakit paramızla idare ettik çok güzel bir yılbaşı gecesi de geçirdik ama artık benim kredi kartlarım Atıl’ın cüzdanında duruyor seyahatlerde. 🙂

Amsterdam – Rotterdam Treni

Son üç yılda Amsterdama çok defa gittim ve artık şehri çok iyi biliyorum ve ana ulaşım aracı olarak da bisikleti terci ediyorum. Ancak ilk gidişim 2013 yılında güneşin akşam 11:30’larda battığı bir Temmuz ayındaydı. Otelim de en merkezi yerlerden Red Light Bölgesindeydi. O nedenle pek çok yere yürüyordum ve toplu taşıma işini çözmeye çalışmamıştım. Ancak bir akşam Leitze Pleijn tarafına yürümeye üşendim ve şehir içi tramvaylarına binmeye karar verdim.

Bu noktada mantıklı bir insan evladı duraktan biner ve trenden bilet alırdı. Ama ben Damrak’taki ana tren garına yürüdüm ve nasılsa Leitze Pleijn yönüne gidiyordur diye önüme gelen ilk trene atladım. Bileti de içerden alırım diyordum. Bu arada üşenmeyip bir 15 dakika daha yürüsem hedefime varacaktım. Neyse, trende bilet alınacak yer bulamadım ve bir baktım ki tren şehir sınırlarını aştı kırsal bir yerlerde tam gaz gidiyor. Kendi yaşlarımda iki kıza sordum nereye gidiyoruz diye.. Rotterdam dediler! Bildiğin şehirler arası trene kaçak binmiştim; bilet kontrolu yoktu ama görevli rastgele soruyordu biletsiz yakalanırsam sağlam bir ceza vardı. Bir de akşam yemeği için saat 8’de rezervasyonum vardı. Altın vuruş olarak da tren expressti yani Rotterdam’a kadar durmayacaktı. Bir buçuk saat yol gidip dokuz doğurdum panikten. Şansıma kimse bilet kontrolü yapmadı.

Akşam saat 10’a gelirken Rotterdamda indim; paşa paşa Amsterdam’a  dönüş biletimi aldım bir sürü para verip, bir de otomatik makinelerden kendime kraker aldım akşam yemeği yalan olmuştu. İlk başta üzgün, panik, acıkmış ve korkmuştum. Krakeri yedikten sonra kendi kendime yol boyunca güldüm güldüm ve güldüm… 🙂 İnsanlar kesin deli bu kız demiştir zira 1 buçuk saat kadar güldüm. 🙂

IMG_0716

Bolonya –  Bolonya Kulesi ve Yükseklik Fobim

2013 yılı bayram tatilinde İtalya’nın kuzeyindeki üniversite ve harika yemeklerin şehri Bolonya’ya gitmiştik. Aslında biraz iş ziyaretiydi amacımız. Eşim crossfit trainer  sertifikası sınavına katılacaktı ve sadece bu bölgede yer bulabilmişti sınav için. O yüzden hiç araştırmadan apar topar geldik Bolonyaya. Uçağımız akşam yemeği saatinde inmişti; ilk gece bir yemek yedik merkezi dolandık ve uyuduk.

Ertesi sabah kahvaltıda internet araştırmalarıma göre yola döküldük; ilk istikamet ortaçağdan kalma Bolonya Kulesi. Bu noktada ufak bir detayı anlatmam gerek; benim çılgınca bir yükseklik fobim var. Paris’te Eyfel’e çıkarken bile asansörde gözlerimi kapatıp içimden şarkı söylemiştim. Uçak dışında, yüksek dağlar, balkonlar, bol camlı gökdelenler, kuleler gibi akla hayale gelecek herşeyden korkuyorum. Peki neden Bolonya Kulesine çıkalım dedim? Tamamen cehaletimden; kule ortaçağdan kalma ne kadar yüksek olabilir ki, kale gibi birşeydir diye düşündüm.

Biz kuleye gittik, alttan bakıyorum yüksek.. acaba çıkmasam mı dedim. Bileti satan adam zaten üstü kapalı diye beni yüreklendirdi. Aldık iki bilet girdik içeri…. benim için korku filmi gibiydi. Daracık klostrofobik bir ortam, merdivenler tahta, gıcır gıcır sesler çıkarıyor ve deli gibi sallanıyor! Sanki şöyle sağlam bir zıplasam kulenin tüm merdivenleri yıkılacak. Atıl yüzümden anladı durumlar iyi değil.. aşağıdaki resmi de o çekmiş ben çıkarken. Derken kulenin 3te birini çıktık ve merdivenler artık terastan gelen rüzgarlarla da sallanmaya başladı. Yapmamam gerekeni yaptım ve ortadaki merdiven boşluğuna baktım (aşağı soldaki resim)! Yüzüm bembeyazdı ve sırtımı duvara vererek olduğum yere çöktüm. Bırakın tepeye çıkmayı, aşağıya şehre dönecek miyim onu bile bilmiyordum. Artık bir kule, tepe, manzara terası varsa önceden googlelayıp resimlerine bakıyorum acayip ders oldu. 🙂

New York – Yağmurlar ve Yaratıcı Çözümler

2014 yılında tam 15 gün geçirmek üzere Mayıs ayında New York’a gittik. Manhattan’ı avucumuzun içi gibi öğrenmiştik, her gün parkta koşuyorduk, whole foods’ta süper sağlıklı besleniyorduk, benim çimen suyu aldığım büfem bile vardı. Herhalde hayatımızın en başarılı seyahatlerinden biriydi. Derken bir gün yağmurlar başladı… ama öyle böyle bir yağmur değil. Televizyon sürekli Queenste sel oldu, Brooklynde insanlar evlerinden tahliye ediliyor haberleri ile çalkalanıyor.

Bizim de sayılı günümüz var o nedenle geziyoruz yağmurluk giyip. Sadece bir sorun var; ne tür ayakkabı giyersek giyelim mutlaka ayaklarımız ıslanıyor ve donuyoruz. Her yer su birikintisi ve deli gibi sağanak yağıyor sürekli çünkü. Gün içinde 2-3 defa otele uğrayıp ayakkabı değiştiriyoruz. Derken benim değiştirecek kuru spor ayakkabım kalmadı bir gün ve bana o anda geldiler. Önce yeni ve kuru çoraplarımı giydim üstlerine iki tane plastik poşet geçirip lastik saç tokalarımla bileklerime tutturdum ve taytımın altına gizledim bu rezilliğimi. Atıl şaka yapıyorum diye gülmeye başladı ama hayır, çok ciddiydim ve ayaklarımın ıslanmasından bezmiştim. Poşetlerimin üstüne spor ayakkabılarımı giydim ve o gün hiç ayaklarım ıslanmadı!

Planım kusursuz işlemişti ta ki 5. caddede çok şık bir pastaneye girene kadar… Sessiz ortamda benim attığım her adımda çıkan haşır huşur sesler nedeniyle garsonlar bana tuhaf tuhaf bakmaya başladı. Gülmemek için Atıl’la birbirimize bakamıyorduk bile, ama gene de gülüyorduk. Hemen alacaklarımız paket yaptırıp kendimizi dışarı attık. Sonrası önlenemeyen gülme krizi ve benim poşetlerimi birlikte 5. cadde üzerine insanların şaşkın bakışları altında çıkarmamız. 🙂 Bu olaya hala çok gülüyoruz ve ben artık toplum tarafından kabul edilmeyecek icatlar yapmamaya söz verdim.. 🙂DSCN9995

Vatikan – Swiss Guard Azar

Bu anlatacağım olay balayımızda olması nedeniyle daha da bir “epic fail” bence ve sevgili eşim hala beni terketmediğine göre de ilişkimizi güçlendirdi diyebiliriz. 🙂 Balayımızda uzuun bir tatil için Roma’ya gitmiştik ve daha ikinci gün sabahın köründe gözümü açıp Vatikan’a gidelim diye tutturdum. Erkenden gittik ve en deneyimli & yüksek puan alan rehberin en uzun (tam 1 gün sürecek!) Vatikan turunu aldık.

Vatikan müzelerini çok merak ettiğim için gitmeden araştırmıştım ve omuzlar ve dizleri kapatacak şekilde hafiften şık giyinmenin uygun olacağını biliyordum. O nedenle 35 derece Temmuz sıcağında dar kot pantolon, uzun kollu gömlek ve süper rahatsız babetler giymek gibi kötü bir karar verdim. Bizim aşırı başarılı rehberimiz gerçekten de sabahın 9’undan akşam neredeyse 3’e kadar anlattı da anlattı. Her detaya her bilgiye hakimdi. Ben de inek öğrenci modunda dibinden ayrılmadan bol bol fotograf çekip not alıyordum. Ancak hava çok sıcaktı, içerisi çok kalabalıktı ve giysilerim beni aşırı rahatsız ediyordu. Bir de yaklaşık 6 saattir ayakata duruyordum, ayaklarım bitmişti.

Artık turumuzun bitmesine yakın en üstteki teras kısma çıkıp şehri izlemeye çıktık. Bu noktada tur bitiyordu ve dağılacaktık zaten. Ben artık sıcaktan nasıl bunaldıysam terasın mermer zemini çok cazip geldi ve babetlerimi bir anlığına çıkarıp yere basmak istedim. Bastım da ve süper bir mutluluk ve rahatlama hissi 🙂 Bu arada ne yaptığımı kimseye söylemedim zaten teras çok kalabalıktı. Derken birden Vatikan’ın meşhur Swiss Guardlarından biri yanımda bitti ve bana ayakkabılarım giymemi söyledi. O kadar utandım ki; bir anlık kaçamak yapmıştım sadece. Halbuki koskoca grupta bütün acı çekerek en derli toplu ben giyinmiştim, o kadar özenmiştim. Aşırı bozuldum, gözlerm doldu bir baktım Atıl yanımda kıkır kıkır gülüyor. Bunu da epic fail’ler listemize ekledik, hala benle dalga geçer Swiss Guard’dan azar yedin diye. 🙂

swissguards

Küba, Trinidad – İspanyolca Fail

Geçen Mayıs ayında Küba’da 10 gün geçirdik ve 10 günün 3 gününde Trinidad şehrine gitmiştik. Trinidad ikinci büyük şehir olmasına karşı bizim Alaçatı kadar bir yerdi ve İngilizce bilen insan yoktu. Ben yıllar sonra Havanada pratik etmeye başladığım İspanyolcamı burada baya ilerlettim. Yerellerle uzun uzun muhabbet eder hala gelmiştim, hatta Atıl da konuşamıyor ama genel hatları ile konuşulan konuyu alıyor durumdaydı.

Çat pat İspanyolcam konusunda özgüvenimin tavan olduğu bir gün otobüs durağındaki amca ile İspanyolca konuşup kendimce çok karmaşık, bağlaçlı ve sofistike bir cümle kurdum. Sonra adamcağız dediğim şeyi anladı ancak İspanyolcamı beğenmemiş olacak bana İngilizce cevap verdi. 🙂 Hafiften bozulur gibi olsam da olayın komikliği karşısında sakin kalamayıp gülmeye başladım. Amca da güldü, karşılıklı bir kaç dakika kendimizi tutamadan kahkahalarla güldük. 🙂
IMG_9161

Çin – Vize Krizi

Çin Halk Cumhuriyetinee giriş yaparken yaşadığımız bu olay benim kişisel “epic fail” listelerimde tartışmasız birinci gelir. Zira daha önce bu kadar korkup gerildiğimi hatırlamıyorum. Geçen Eylül ayı başta Pekin ve Çin Seddini görmek amacıyla Singapurdan Çin’e geçtik. Uçaktan “diğer ülkeler” (Çin harici) vize sırasında beklemeye başladık. Sırada bizden önce ne kadar Amerikalı, Avrupalı, Hintli vb varsa sorunsuzca geçti. Sıra bize gelince bizim Türk pasaportları gören memurun yüzü gerildi. Önce pasaportları alıp yerinden gitti, amirine birşeyler sordu. Amiri bizi çağırdı ve içinde Çinli abilerin klavyeleri döverce hunharca yazı yazıp çalıştıkları bir odaya kapadı.

Geliş amacımızı sordu ama İngilizcesi çok kötüydü; soruyu 2-3 defa tekrarlatıp anladık. Bize buradan bir kızdı; turistik diye açıkladık. Otel rezervasyonu, dönüş uçak bileti vb gösterdik beklemeye başladık. Ama David Lynch filminden fırlama gibi tuhaf bir sahnenin içindeydik. Küçücük odada klavyeleri kırarcasına çalışıp bize bakmayan insanlar vardı, bize sandalyelere oturmadan beklememiz söylendi. Bir de bizim otel rezervasyon gibi evrakları alan amir de kapıyı kapatıp ortadan kayboldu. Beş dakika geçti, on dakika geçti, on beş dakika, yirmi dakika geçti!! Ama bana o an soranız yıllar geçiyor. En sonunda “is there a problem?” diye birine sordum çalışanlardan. Cevap vermedi 🙂 Neyse kimseyle konuşmadan o tuhaf sahne içinde yarım saate girerken vize memurları gelip önce fotograflarımızı çekti bizi ülkeye geçirdi.

Koşarak kontuarda ikisi yalnız kalan bavullarımızı aldık. Sonrası büyük bir rahatlama ve gülme krizi. 🙂 Aklımıza discovery channeldaki Avusturalya Uluslararası Havalimanından geçişin zorluğu ile ilgili yapılan program geldi. Orda da insanları odaya çekip gergin bir şekilde bekletiyorlardı. Daha da güldük. Zaten Çin zorlu bir yer olacaktı.. daha yeni başlıyorduk. 🙂

IMG_3761

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir