İlham Veren Kadınlar Serisi – OOO Blog Elif Adalı

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 6. haftasından herkese selamlar & sevgiler! Bu haftaki ilham perimiz Berlin’den bildiriyor. Bloguna girdiğinizde “Merhaba, Haziran 2016 tarihinden beri ofis dışındayım. Acil konular için bana bu blogdan ulaşabilirsiniz.” mesajı ile bizleri karşılayan OOO Blog bizlerle! Küçük yaşlardan (bildiğiniz bebeklikten) itibaren bol bol gezen Elif’ten seyahat aşkını, favori şehirlerini, Berlin’deki hayatını ve daha fazlasını dinlemek için yerinize kurulun, içeceğinizi alın ve buyrunuz başlıyoruz…

S:Anne babanla karavanda gezme hikayene bayıldım! Blogunu ve instagram paylaşımlarını da çok seviyorum. Seni tanımayanlar için kısaca kendini tanıtabilir misin? Seyahat etmeyi çok sevdiğini ilk ne zaman keşfetmiştin? 

C:Selam, ben Elif =)  87 yılında Almanya’nın 25bin nüfuslu bir kasabasında dünyaya geldim. Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’a yerleşip yaklaşık 9 yıl İstanbul’u tattım. Son olarak ise eşimle Berlin’e göçtük. Şimdi burada yeniden bir hayat kurma çabasındayız.

Seyahatle çok erken yaşta tanıştım. Annemler 80li yıllarda İstanbul’dan sıkılıp (tıpkı bizim gibi) Almanya’ya expat olarak gelmeye karar vermiş. O zamanlar bir Volkswagen karavan satın alıp vakit buldukları zaman yollara koyulup Avrupayı boydan boya gezmişler. Ben de o sıralar dünyaya gelmiş ve seyahatlerine ortak olmuşum. Çok hatırlamasam da karavanın içindeki buzdolabını ve yol kenarındaki tuvalet molalarımızı hala hatırlıyorum =) Sanırım bu nedenle yolda olmayı, yolculuğu sevmeye başladım. Farklı yerleri görmek, daha önce hiç yürümediğin sokaklarda yürümek çocukken bile hoşuma giderdi.

Uçakla da 3 aylıkken tanıştım. Ailemiz İstanbul’da olduğu için her fırsatta gidiyorduk. Uçağın pistte hızlanma anı, içimde o kıpır kıpır his o zamanlar da vardı hala da her kalkışta aynı heyecanı yaşıyorum. İlk okyanus aşırı seyahatimiz 12 yaşındayken New York’a idi. O zaman o kadar farklı o kadar değişik gelmişti ki herşey. Filmlerde gördüğün yapıları kendi gözünle görmek, o sokaklarda yürümek… Sanırım o seyahatten sonra daha da bir seyahat manyağı oldum.

S:Hiç kendini iyi anlamla “ben burada napıyorum?” derken, hayallerinin ötesinde harika olayların içinde buldun mu? Biraz anlatabilir misin? 

C:İnternet sağolsun seyahate çıkmadan yemek yiyeceğimiz restoranı bile seçip menüsünü inceleyebiliyoruz. Ama yine de aylarca internette incelediğim fotoğrafları kendi gözümle görünce her seferinde ‘vay be’ diyorum ve o an hiç bitmesin istiyorum.  Örneğin New York sokaklarında yürürken hala çok değişik geliyor, kendimi bir film setinin içinde gibi hissediyorum. Mauritius’a gittiğimizde ise haritadaki mavi konum noktasını hint okyanusun ortasında görünce içimden çok şükür demiştim. Tayland’da rafting, Küba sokakları, Meksika’daki piramitler hepsi ömür boyu aklımda kalacak birer güzel anı. Ailem bazen biraz para biriktir, bu kadar gezme diyor ama bu anılar benim için herhangi mal sahipliğinden çok daha önemli.

S:Seyahat senin için ne zaman başlar? Bileti aldığın anda mı? Havaalanına gittiğinde mi? Bir de en sevdiğin seyahat rutinlerin nelerdir? 

C:Kafamda hep bir seyahat var. Ya eski seyahat fotoğraflarına bakıp eski seyahatleri anıyorum ya da yeni bir seyahat için planlar yapıyorum. Hatta arkadaşlarımın seyahat planlarına maydanoz olup onların adına seyahat planı da yapıyorum. Sanırım blog’u açmamın en büyük nedeni de buydu. Bir rehber hazırlarken belki 2-3 yıl önce gittiğim o sokakları, o mekanları, o günbatımını tekrar gözümün önünde canlandırıyorum ve aşırı keyif alıyorum. Aynı şekilde biri bana ‘Bayramda ne yapsam ya?’ diye sorduğu anda işi fazla ciddiye alıp türlü türlü seyahat programı çıkarıyorum. İstiyorum ki gitsin o tatile, değerlendirsin izinlerini.

Planlanmış bir seyahatım varsa tabii ki bileti aldığım andan itibaren araştırmalara başlıyorum ve gidilecek yerleri not alıyorum. Seyahatten 1 hafta önce, kendimi şımartma haftası ilan ediyorum. Tatil için kendime birkaç parça birşey alıyorum, örneğin yeni bir elbise gibi (ki normalde bu tarz alışverişlerden kaçınıyorum) ve saçlarıma, cildime vs bakım yapıyorum. Bir de bavulumu seyahatten 10 gün önce yapma gibi bir hastalığım var. Gitmek için o kadar sabırsızlanıyorum ki bekleyemiyorum, istiyorum ki o an gelsin artık. Seyahatten dönünce genelde aşırı aksi ve huysuz oluyorum o yüzden, eğer daha önce alınmadıysa, bir sonraki seyahatin biletini genelde seyahat dönüşünden hemen sonra alıyorum.

S:Şimdi Berlin’de nasıl bir hayatın var? Günlük rutinini anlatabilir misin? Bir de yakın yerlere veya kısa uçuşlarla hafta sonu vb ne tür gezme/seyahat olanakların oluyor? Meraktayız..

C:Berlin’e taşınalı neredeyse 1 yıl oldu. İlk başlarda daha ne olup bittiğini kavramamız biraz vakit aldı. İşsiz güçsüz aylak aylak sokaklarda dolaşıp şehrin tadını çıkardık bol bol. O dönemlerde kısa kısa Avrupa kaçamakları da yapma fırsatımız oldu. Arabayla Polonya’yı gezdik, otobüsle Kopenhag’a gittik Yaz aylarında da Güney Fransa’ya uçtuk. Avrupa’da yaşamanın kesinlikle en güzel yanı 15 Euro gibi komik ücretlere uçak bileti bulup 1-2 saate kendini başka bir Avrupa ülkesinde bulabilmek. Hatta tren veya otobüsle de bir çok farklı yere ulaşım mümkün. Şimdi ise eşim de ben de tam zamanlı çalışıyoruz. Hafta sonları hala Berlin keşiflerine çıkıyoruz. Her seferinde yeni bir mekan, bir sokak keşfetmek çok hoşuma gidiyor. Sanırım daha bir müddet böyle yarı turist şeklinde geçer. Tabii ki her sabah uçak bileti bakma rutinim burada da devam ediyor.. =)

Taşınma maceramızdan sonra seyahat etme sevdama bir yenisi daha eklendi: Farklı ülkelerde/şehirlerde yaşamak. İnsan resmen sıfırlanıyor. 30’umuzdan sonra tekrar ev bakmak, cv hazırlamak, arkadaş edinmek hem çok zor hem de çok güzel geldi. Başlarda zorlansak bile şimdi iyi ki almışız bu kararı ve cesaret etmişiz diyoruz. Eminim ki Berlin son durağımız olmaz çünkü hayalimizde birkaç farklı ülkede daha yaşamak var. Bakalım ben de meraktayım gelecekte neler olacak…

S:Dünyada kendini en çok “evde” hissettiğin şehirler/ülkeler hangileridir? Neden?

C:New York ve Milano çünkü ikisine de çok sık gittim ve artık iyi tanıyorum. İki şehire de ailemle 10-13 yaşlarında seyahat etmiştim ve hala iyi hatırlıyorum belki o yüzden daha bir seviyorum. Hani çocukluğundan kalan şarkılar vardır ne zaman dinlesen içini nedenini bilmediğin güzel, huzurlu his kaplar, işte aynen onun gibi  benim için bu iki şehir. Hala da her sene de gitmeye çalıştığım şehirler.

Kısa Kısa

  • en iyi seyahat arkadaşın kimdir:  Kendim, çünkü asla çok yürüttüm diye şikayet etmiyor ☺
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: Kendimi hemen sokaklara atıp önce bir şehri anlamaya çalışırım
  • yemeklerini en sevdiğin 3 ülke: İtalya, Türkiye, Yunanistan
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: Mauritius, Amerika, İtalya
  • ruh ikizin şehir/ülke: Los Angeles

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

1 Comment

  1. Nisan 2, 2018 / 8:19 am

    Gurur kaynağımız😍
    Başka yerler görmek insanın ufkunu genişletir.Marifet gördüklerini,yaşadıklarını iyi şeylere dönüştürmek ve sevdiklerinle paylaşabilmek.
    Elif bunu çok iyi başarıyor👏👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir