Hafta Sonu Kaçamağına Uygun: Milano Gezi Notları

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Geçenlerde iş sebebi ile Cenevre yolları gözükünce, aldım haritayı önüme baktım yakınlarda nereler var. Daha doğrusu çok sevdiğim trenle gidebileceğim nereler var. Seçenekleri ikiye indirim: hızlı trenle 5.5 saatte gidilen Paris veya 3.5 saate gidilen Milano. Normalde Fransız yemekleri (dürüst olayım tatlıları) sevgim nedeniyle Paris’i seçerdim. Ancak yolculuğun daha kısa olması, dört yıldır İtalya topraklarına ayak basmamam ve daha önce görmediğim bir şehir olması nedenleriyle Milano olsun dedim. İyi ki de demişim. Çok sevdiğim bir arkadaşımla, kız kıza harika bir hafta sonu geçirecektik. Günde 20 km’ye yakın yürüyüp, ödül olarak sadece karbonhidratla beslenecektik.. Bilemezdim! O zaman yavaştan Milano gezi notları başlasın…

Milano Hakkında Faydalı Bilgiler

Başlamadan önce (..hala başlayamadı) bir kaç önemli bilgi vermek isterim. Milano’ya havayolu ile geleceler: Milano’nun Malpensa havalimanı, merkeze gerçekten çook çook uzak. Uzak derken 53 km gibi bir mesafeden bahsediyorum. O nedenle transfer için otobüs veya araç ayarlamak ekonomik olacaktır. 20 dakikada bir kalkan otobüs bilgilerine şu linkten ulaşabilirsiniz.

Başlamadan önce ikinci notum da konaklama üzerine. Milano’da kalınabilecek 6 farklı bölge/mahalle var.

1)Centro Sitorico: Yani tarihi merkez, Duomo yakınları. Bir şehre gidince en merkezde kalmak isteyenlerin gözdesi. Biz burada kaldık. Ancak daha iyi araştırsak ikinci maddede kalırdık.. Buyrunuz..

2)Brera: Merkeze çok yakın, hipsterı bohemi bol ve gece hayatı en renkli bölge. Biz buraya “Soho” adını verdik. Bir daha gitsem net burada kalırım.

3)Navigli: Su kenarı olsun benim olsun diyorsanız burayı sevebilirisiniz. Minicik kanal, yanında kurulan bit pazarları ile biblo gibi. Ancak bana sorarsanız merkezden uzak.

4)Stazione Centrale: Daha modern, daha gökdelenli bir Milano için. Tren istasyona yakın. Duomo’ya bir 30 dakika yürüyüş mesafesinde.

5)Citta Studi: Üniversite bölgesi olarak geçiyor. Özellikle mühendislik ve mimarlık ağırlıklı okulların bulunduğu bölge öğrenci gezginlerce sevilebilir. Bir de çok iyi craft bira barları var diyorlar.

6)Biccoca Bölgesi: Gene şehir merkezine uzak bir bölge. Ancak devasa Parco Nord ile komşu. Kahve dükkanları, üniversitesi, mimari harikaları ve parkı ile belki ikinci-üçüncü gidişlerde şehri yerel gibi yaşamak için kalınası bir bölge..

O zaman tamamsak başlıyorum Milano gezi notlarına

ps: yeme & içme işlerini ayrıca yazacağım yoksa bu yazı 20 sayfaya gider…

Gerçekten de “Milanoda’yım” Hissi İçin – Duomo Katedrali

Milano’ya gelmeden bu şehre dair kafamdaki tek görsel burasıydı. Duomo Katedrali, varlığı ile şehrin merkezini işaretleyen 600 yıldan fazladır  ayakta duran efsanevi bir yapı. Gotik mimari şaheseri ve her detay ayrı güzel. Güzel demişten 3400 tane heykel varmış! Bak bak, incele incele bitmiyor. İçi, dışı, üstüne çıkıp terasları derken 1-2 saat arası sürebiliyor. Benden sizlere şiddetli tavsiye: sabah erken kalkın ve koşar adım buraya gelin. Henüz kalabalıklar basmadan, kahvaltınızı etmeden hemen içini gezin ve terasa merdivenle çıkmak için (tabii ki de merdiven!) biletinizi aldın. Önceden online bilet alıp QR kodu okutarak da şıp diye geçebilirsiniz. (bilet almak için link)

Benim gibi dini yer sevmeyen biri bile terasa çıkın diyorsa çıkın bence. Hem Milano şehir merkezine tepeden bakarsınız. Hem biraz (70 küsür basamak) adım olur. Bir de teras baya korunaklı, düşündüğünüz kadar rüzgar olmuyor. Sizi aşağıda terastan bazı görsellerler baş başa bırakarak bir sonraki maddeye ilerliyorum.

Duomo Meydanı ve Bazı Önemli Noktalar

Baş köşesinde gotik katedralimizin durduğu bu devasa meydanda yapılacak çok şey var. Milano, gezilecek yerleri kümeler halinde yakın yakın olduğu için hafta sonu kaçamağına süper uygun bir şehir. Bir sonraki maddede detaylıca anlatacağım Galeria Vittorio Emanuele II‘den gezmeye başlıyoruz. Sonra hemen karşısındaki Palazzo Reale Sarayı içindeki Duomo Müzesi ikinci durak olabilir. Duomo Müzesi’nde  kronolojik dizilmiş 27 adet oda içinde sizleri heykeller, maden işleri, vitraylar, katedralin modelleri ve resimler bekliyor. 20. yüzyıla biraz daha yaklaşalım derseniz.. hemen yanı başındaki Museo del Novecento‘ya ilerleyelim. Resim ve heykel sanatlarından harika örnekler göreceğiniz müzede bir Picasso eseri de var. Müjdemi isterim!

Bialetti Mağazası: moka pot’un mucidi olduğu söylenen Antonio Bialetti amcanın Duomo Meydanın’daki mağazasına girmeden meydan turu bitemez. Katedrali alın arkasınız tam gaz ileride sağda göreceksiniz. Bavula ufak bir moka pot atmakta fayda var!

Galleria Vittorio Emanuele II 

Mimari, sanat ve yeni bilgilerle dolduysak biraz vitrin izlemece yapabiliriz artık. Duomo Meydanı’nı arkadaki Scala Meydanı’na bağlayan bu aşırı gösterişli yer aslında bir AVM. Ama bir AVM’nin geleceği en rafine, en harika noktada. Cam tavanı, mermer ve bol detaylı yerleri. Tam ortasında kıtaları ve dünyayı simgeleyen çizimleri ve kışın kurulan dev noel ağacı.. Burada bir nefeste sayılacak en premium İtalyan ağırlıklı markalar var. Ne diyordu o görgüsüz şarkıda? “Ain’t nothin’ here that my money can’t buy Dolce, Gucci and Louis V“..  Neyse konuyu dağıtmadan ilerlersem şöyle bir gezmek, bir şeyler içmek ve insanları izlemek için çok keyifli bir yer.

Kesinlikle yapılası şeyler: yan binanın terasındaki Terrazza Aperol’de birşeyler içip Duomo’ya bir de bu açıdan bakmak, girişteki cafelerde croissant (İtalyancası ile cornetto) ve cappucino keyfi yapmak.

Yapmasak da olur gibi sanki: buranın içindeki Da Vinci müzesi.. baya zayıf ve çocuklara yönelik geldi bana.

Rönesans Burada Yaşanıyor Güzelim! – Museo Poldi Pezzoli

Resim sanatını ve rönesansı seviyorsanız ve Milano’da sadece bir tek müzeye gideceksiniz işte o müze burası olsun. Beğenmeyene benden para iade garantisi! Milanonu elit bir aileden gelen rahmetli Gian Poldi Pezzoli 1800’lerin sonunda rönesans dönemi ağırlı olmak üzere harika bir koleksiyon yapıp geriye müze olarak bırakmış.

Yağlı boyalar, heykeller, seramikler, takılar, saatler, cephanelikler yok yok. Bir de Siyah Oda, Venedik Camı Odası, Dante’nin Dolabı gibi harika isimli odalarda çok büyük özenle sergileniyor eserler. Burayı gezerken içimde insanlığa karşı umut ve sevgi yükseldi resmen. Mutlaka gidiniz! Girişteki merdivenlere, minik havuza ve havuzdaki balıklara bakınız.

Last Supper’ı Dünya Gözü İle Görmece

Çok sevgili dahi insan Leonardo da Vinci’nin Last Supper = Son Akşam Yemeği eserini dünya gözü ile görmek için doğru şehirdesiniz. Ancak bu eser, tuvalde değil de Santa Maria delle Grazie Kilisesi duvarında bulunuyor. Şu linkten bilet alabilirsiniz. Ancak çılgın talep nedeniyle aylar önceden dolu oluyor maalesef. Azılı bir Da Vinci groupie’si olmakla birlikte bu eseri göreceğim diye çıldırmadım. İşimi son ana bıraktım ve bilet yoktu. İlla da göreyim derseniz uçak biletinden sonra ikinci alınması gereken bilet budur dostlar! Kalacak yeri filan zaten bulursunuz… sjhhfkfj.

La Scala Meydanı ve Opera Binası

Leo’dan başladık Leo’dan devam edelim gezintimize. Merkezinde devasa bir Leonardo da Vinci heykeli bulunan La Scala Meydanı’na doğru yol alalım. Heykele 3 saniye filan baktıysak La Scala Opera binasını gezebiliriz. Akşam için bir şeyler varsa bilet alabiliriz. Meydanda minnoş bir cafeye oturup insanları izleyebiliriz. Ancak insan düşünmeden edemiyor altmış küsür yıl yaşan bu deha adamcağızın neden hep yaşlı halini heykel/resim yaparlar? #3olarındaLeoİstiyoruz

Navigli’de Kanal Keyfi

Hem biraz yürümek hem de su kenarı bir yerlere gitmek için offline haritaları açalım. İstikamet: Navigli Bölgesi. Öncelikle dürüst olmak isterim. Burası Venedik değil, Amsterdam bebişim hiç değil! Burası sadece 1-2 adet kanalın bulunduğu ufacık bir bölge. Yani büyük beklentilerle giderseniz “aaa hepsi bu muymuş?” diyeceğiniz bir yer. Biraz bloglarda gezindim, gördüm ki kimse gerçeği söylemiyor.. shdgsdh. Evet kanal var ama 1 km dir maksimum. Birşeyler içmek, kitapçıları gezmek ve bir (haydi bilemedin) iki saat geçirmek için tatlı bir yer. Daha fazlası değil. Misal Duomo’nın terasına mı çıkayım yoksa Navigli’ye mi gideyim? gibi bir soru ile baş başa kalırsanız lütfen terasa çıkın…

Bir de her ayın son Pazar günü burada büyüüük bir bit pazarı kuruluyormuş. Bakın işte buna koşarak gelinir. Özellikle antika kitaplar, tablolar, seramikler, eşyalar vb.. Vintage sevenlere duyurulur.

Dolce & Gabbana Martini Bar

Hayatımda modaya en yakın hissettiğim an ????✨❣️

A post shared by Zeynep Cansoylu (@zeyneppcans) on

Katedral, müzeler, opera, meydanlar derken iyi bir çocuk olduk. Şimdi tamamsak gelin Brera Bölgesi’nde biraz daha eğlenceli işlere girelim. Avrupa’daki stil başkentlerinden birindeyiz. Azıcık bu “yüksek moda” işlerine bulaşmak gerek hissi baş gösterebilir. O zaman ilk iş Dolce & Gabbana Martini Bar‘a gitmek. Adamların tasarladıkları her şeye bütçemiz yetmese de bir kokteyl içip etrafı kesebiliriz..

Lütfen isme bakıp “ya hiç benlik değil” demeyin. Benim de moda ilgim ve bilgim eksilerde. Ancak ortamı, kırmızı kırmızı ışıklandırması, aşırı süslü ve leziz kokteylleri var. Milano’ya kadar gelmişken burayı da deneyimlemek gerek. Hala ikna olmadıysanız bir şeyi itiraf edeyim de rahatlayalım.. Tüm Milano’da en çok eğlendiğim ve hafızama yer eden şey burasıydı…Çok üzgünüm Duomo… Şiddetle tavsiye ediyorum.

Bvlgari Hotel & Bar

Dolce’yi sevdiysek sizi bir sonraki aşama olan Bvlgari Hotel & Bar’a alayım dostlar. Buraya yürüyerek gittik ve daha otelin bulunduğu binanın önüne gelmeden metre kare başına düşen Maserati’leri, Ferrari’leri görüp “acaba gelmese miydik?” olduk ama merakımız baskın çıktı girdik otelin kapısından…

Lobide lounge alanında kısa bir bekleyişten sonra aşırı iyi giyimli ve yakışıklı İtalyan’ların yönlendirmesi ile bar kısmına geldik. Ortam gerçekten de şıktı dostlar. Kokteyller, yanlarında verilen atıştırmalık tabağının şıklığı filan.. anlayamazsınız! Zaten misafirliğe gittiği evde bir şeyi kırmaya çekinen çocuklar gibi gergin oturdum. Bir kokteylden sonra gerginliğim de uçtu gitti.. Tam görme & görülme ve insanları izleme yeri. Bir gidip deneyimlemekte fayda var derim.

Milano Alışveriş Notları

  • High Fashion Markalar: büyük tutarlı alışverişe girecekler için şehir içinde iki nokta önermek isterim. 1)Galeria Vittorio Emanuele II – baya merkezi, yazının başında bahsetmiştim. 2) Quadrilatero d’Oro (‘rectangle of gold’): yani Türkçe meali ile “altın üçgen”. Bu altın üçgen denilen alan Via delle Spiga, Via Manzoni ve Via Sant’Andrea caddeleri arasında. Kredi kartına güveneni öne alalım!! Bir de buralar geceleri mağazalar kapanınca ışıl ışıl oluyor…
  • Daha Uygun Fiyatları Markalar: Bir çantaya, ayakkabıya binlerce euro basamayacaklar ölsün mü? ölelim mi? kesinlikle hayır. Daha ulaşılabilir, bildik tanıdık ve sevdiceğimiz markalar ise Corso Como Caddesinde hepimizi bekler.
  • Evet, marka aşkım (aşkımız) Urban Outfitters da var! Adres: Galleria Passarella 1 – 20121
  • Kahve-severlere Notlar: Bialetti’den moka potu kaptıysak bir sonraki durak Nespresso’dan eve kapsül almak olsun. Devasa ucuz olması yanı sıra coconutlu, tuzlu karamelli gibi efsanevi değişik çeşitler var.
  • Apple Store: aslında şehrin en merkezi noktası Piazza del Liberty‘de devasa bir Apple store var. Aralık son hafta tadilattaydı şimdi çıkmıştır diye umuyorum. Ve evet tüm vergiler/ödemelerden sonra iphone X Türkiye fiyatından 1000 TL (TL ama euro değil!) ucuza geliyor. En çok soru aldığım konulardan biri de… buradan açıklık getirmek istedim.

Yetişemediklerim & Bir Sonraki Sefere:

  • The Fabbrica: burası eski fabrika, yeni kültür merkezi. gündüzleri galeri gezmek, hipster kahvesi içmek, geceleri de partilemek için. maalesef gidemedim.. hayallerimde küba havana’daki fac gibi bir yer olarak kalacak… fena aklımda kaldı ve çeneme vurdu.. eşim çok müzdarip 🙂
  • Monumental Cemetery: mezarlık gezme sevgim malum ancak bu noktayı da -‘li dereceler deneniyle bir sonraki sefer klasörüme attım.
  • Pinacoteca Di Brera: bir başka çılgın güzel sanat müzesi. baya ağır toplardan eserler var. ancak brera bölgesine girer girmez “hadi birşeyler içelim yea” mooduna girdiğimiz için kaçırdık. tamamen biz kendimiz suçluyuz. bir sonraki gidişte the fabbrica’dan sonra ikinci durak olacak.
  • Parco Sempione: gene soğuğa kurban giden bir nokta daha. baharda görüşsek?
  • Bosco Verticale: aslında mimarı harika bir bina ve dikey bahçe.. havanın – bilmemne derece olduğunu belirtmiş miydim?
  • Armani Silos: dolce & gabbana ve bvlgari’den sonra high fashion yüklemesi yaşadım. armani cafe&bar’ı da sonraya kalanlardar

Bir de ufak not – instagram hesabımdan (zeyneppcans) profilimdeki highlights/öne çıkanlar özelliğinden tüm Milano story’lerimi izleyebilirsiniz! Tam Milano’dayken çıkmıştı bu özellik. Tişikkirler instagram.

Şimdi söz sizde. Milano’yu sevdik mi? Hafta sonu kaçamak planlarına almaya değer mi? Başka önereceğiniz noktalar nelerdir? Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum.

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

5 Comments

  1. Ocak 11, 2018 / 6:56 am

    Bu hafta sonu Milano’dayım ve kesinlikle bu yazı rehberim olacak! Teşekkürler Zeynepcans.. Her zamanki gibi muh-te-şem!

    • zeynepcansoylu
      Yazar
      Ocak 14, 2018 / 7:44 am

      çok sevindim!!! sıcak sıcak giyinin & bol eğlenceler!! 🙂

  2. sinan altıntaş
    Ocak 12, 2018 / 10:53 am

    pizzalardan bahsetmemişsiniz.piazza del uomodakı güvercinler resimde yok..
    Toptan satışların olduğu ingrosso caddesi oradan bahsetmemişsiniz.

  3. Ocak 14, 2018 / 5:28 am

    Uygun fiyatlı alışveriş için Corso Buenos Aires’i de tavsiye ederim. Milano Centrale tren istasyonundan yürüme mesafesi ???

  4. Mart 2, 2018 / 8:15 pm

    Yat kiralama işiyle uğraştığım için daha önce bir defa gitme şansım oldu fakat çalışmaktan gezmeye fırsat bulamamıştım.Sadece görmek bile insanın havasını değiştirmeye yetiyor…Bu paylaşımınızdan sonra tekrar gitmek istedim..teşekür ederim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bumerang - Yazarkafe