Budapeşte Terör Müzesi

2
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Budapeşte’ye yolu düşenler mutlaka şehrin en merkezi noktasındaki; Opera Binası, Güzel Sanatlar Müzesi Üniversitesi gibi önemli binalara ev sahipliği yapan ve tarihi 1800’lere dayanan Andrássy Bulvarı’na uğramıştır. Şehrin kalbi denebilecek bu bulvarda neo-rönesans tarza en zarif (ve şehrin zenginlerinin yaşadığı) evler, konsolosluklar, tiyatro binaları, cafeler, butikler ve iki yanda mis gibi kokan ıhlamur ağaçları var. Bulvar o kadar güzel ki; 2002 yılında Unesco Dünya Mirasları listesine girdi. Tam bir cafede oturup keyifle sıcak çikolata yudumlarken insanları gözlemlemek için ideal bir yer. Ben de tam ilk gidişimde tam olarak böyle yaptım… Ancak bulvar üzerinde yeteri kadar ilerlememiş olacağım ki beni bir şok bekliyordu!

Ertesi gün “Budapeşte yapılacaklar ” listemdeki Budapeşte Terör Müzesi ziyareti için yola çıktığımda; müzenin Andrássy Bulvarı’nda olduğu görüp gözlerime inanamadım. Gerçekten de bir gün önce Opera Binası’nı gezdiğim, Nespresso mağazasından uygun fiyatlı kapsüller aldığım, cafelerinde sıcak çikolata içtiğim şehrin kalbi bulvarında ülke tarihinin en acı verici binalarından biri vardı.

BUDAPEŞTE TERÖR MÜZESİ HAKKINDA PRATİK BİLGİLER

Müzeye yürüyerek, metro, otobüs ve şehir turu yapan city bus’lar ile çok kolay ulaşabilirsiniz.

Adres & Telefon :1062 Budapest, Andrássy út 60 / +36 (1) 374 26 00

Web Sitesi: http://www.terrorhaza.hu/en

Açık Olduğu Saatler: Pazartesi hariç tüm günler 10:00-18:00 açık. Ancak 18 Ocak – 1 Şubat 2017 tarihleri arası yıllık onarım & restorasyon nedeniyle kapalı olacak.

Online Bilet Alımı: Maalesef yok – erken gitmenizi öneririm. Ben öğleden sonra gidip -6 derecede yarım saate yakın sıra bekledim. (hem de bir Perşembe gününde!) Cuma & Cumartesi önünden otobüsle geçerken sıranın yan sokağa kadar uzadığını gördüm. Ne kadar söylesem az – erken gidin. 🙂

BUDAPEŞTE TERÖR MÜZESİ DENEYİMİ

Kapıdaki uzun bekleyiş sonrası sıra gelince türlü milletten insanlarla birlikte içeri giriyoruz. Bizi üst sol resimdeki siyah ve kırmızı iki mermer karşılıyor. Konumu ile Avrupa’nın tam göbeğinde olan Macaristan dünya savaşları sırasında sırası ile Nazilerin ve Sovyetlerin egemenliği altına girmiş. Bu iki diktatörlük dönemlerinde; iki ayağımın üstünde girişinde durduğum binada binlerce insan sorgulanmış, işkence edilmiş ve idam edilmiş. 🙁

Biletimizi 6.6 euro’ya aldıktan sonra (öğrenci iseniz indirim var) sağımızda 4-5 katlık upuzun duvarda (üstteki sağ resim) kurbanların fotoğraflarını görüyoruz. Tabi bunlar vesikalık fotoları olanlar sadece, bir de fotoları olmayanlar var. Bir de devasa, soğuk ve gri T54 model Sovyet tankı var. Müze görevlisi merdivenlerden ikinci kata çıkmamızı ve yukarıdan aşağıya gezmemizi söylüyor. Sessizce çıkıyoruz.

Nazi İşgali Dönemi

İkinci katta bizi bir yanında “Nazi İşgali” diğer yanında “Sovyet İşgali” yazan iki duvar üzerinde döneme ait videolar dönen ekranlar karşılıyor. Her odada A4 formatında o dönemi uzun uzun İngilizce anlatan kağıtlar var. Hemen alıp bir köşeye kıvrılıyoruz ve başlıyoruz okumaya..

1944 yılında Nazi işgali ile bina Cross Arrow Partisi’ne tahsis edilmiş ve burada Nazi metodları ile sorgulamalar ve idamlar başlamış. Kimlerden? Nazi Yönetimi Almanya ve işgal bölgelerindeki Davud’un Yıldızı bulunan sarı bant takma zorunluluğu getirilen yahudilerden. Ancak burda durmayıp ismi yahudi ismine benzeyen veya Alman ismine benzeyen, genç çalışma yaşında erkekler, partinin sevmedikleri, vb derken herkes şeklinde devamı gelmiş…

“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

-Martin Niemöller-

Hitlerin “mucize savaş araçları” yapılamayınca ve Almanya, Dünya Savaşında güç kaybedince.. stratejik konumu deneniyle füzelerle Sovyetler gelmiş Macaristan’a bu sefer. Bir yıla yakın süren Nazi işgali altından çıkıp Sovyet İşgali dönemine girilmiş. Ancak Naziler sessiz sakince çekilmemiş. Şehrin büyük kısmını (tarihi binalar da dahil) yakıp yıkmışlar. En önemlisi şehrin Buda ve Peşte kısımlarını bağlayan 3 adet köprüyü de havaya uçurmuşlar.

Sovyet İşgali Dönemi

17 Ağustos 1944 tarihinde Sovyetler tankları ve füzeleri ile gelip Macaristan’ı işgal etmiş. Sovyetler ile birlikte “gölge ordu” adı verilen istihbaratları da şehre gelip yerelleri gözlemleyip keyfi bir şekilde bu korkunç binaya sorgu için çekmeye başlamış maalesef. Yer altı katlarına labirent şeklinde hücreler ve işkence odaları yapmak için binayı büyütmüşler.

1956 yılında Devlet Güvenlik Birimi adı verilen birimler buradan taşınana kadar yüzlerce insan burada çok korkunç şeyler yaşayıp öldürülmüş. Sovyet döneminde sorgulanan bazı insanlar Sibirya’ya çalışma kamplarına gönderilip buradaki zor koşullar nedeniyle hayatlarını kaybetmişler. 🙁

Üzüntü içinde bu bilgileri okurken çevreme bakıyorum herkes sessiz, herkesin gözleri dolu. Derken birinci kata iniyoruz. Bu katta Macarların günlük hayatlarında maruz kaldıkları komünist propoganları (reklam, broşür vb), türlü komünist ürünleri (yağ, kola vb), kilise ve o dönemdeki yeri, Sovyet memurların giysileri, ofisleri gibi daha gündelik detaylar var. Ancak katın sonunda korkunç metal araçlarla bir “işkence odası“var.

Birinci katın sonunda sıra olup asansör bekliyoruz.. yer altı hücrelerin katına inmek için. Bilerek aşırı yavaş ayarlanan asansör yolculuğunda Macar bir amca Sovyet döneminde insanlara nasıl işkence edildiğini, nasıl sorgulandıklarını ve nasıl idam edildiklerini detaylıca anlatıyor. Yalnız sanki kamp ateşi etrafında yüzüne fener tutup uydurma korku hikayesi anlatır gibi bir tavrı var. Yok efendim değişik işkence metodları vardı, suçlu olmasalar bile acıdan suçu üstlenirlerdi, ellerini şöyle bağlarlardık, kanları şöyle temizlerdik..  “Gerçek insanlardı etkilenenler, kendine gel!” diye sarsalamak istiyorum adamı. Müzenin ilgi çekmesi için yapıldığını tahmin ettiğim bu hareket çok gereksiz ve yersiz olmuş bence.

YER ALTI LABİRENTİ VE HÜCRELER

Bana haftalar sürmüş gibi gelen asansör yolculuğundan sonra yer altı labirentine geliyoruz. Burada camları siyaha boyanmış gram ışık almayan bir metrekarelik hücreleri görüyoruz. Labirentin bir kısmı gezmeye açık, gerisi kapalı. Resmen insanların yaşadığı acı havada asılı duruyor. Zaman hiç geçmemiş gibi. Havada çaresizlik, haksızlık ve sonsuz miktarda hüzün donup kalmış sanki. Birazdan müze turu bitiyor ve yeniden -6 derece soğuk ama güneşli havaya çıkıyoruz. Bir türlü unutamadığım şu cümle kulaklarımda çınlıyor “İdam edilmeden önce, son istek diye birşey yoktu! Yakınlarına mektup yazmalarına izin veriyorduk. Onları da idam ettikten sonra yırtıp atıyorduk zaten!”

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir