Avrupa’da Dünyalar Saçması Turist Tuzakları Listem : Denedim & Onaylıyorum

1
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Zaman gerçekten de en tuhaf ve en anlaşılamaz şey. Koskoca Steven Hawking bile zamanı tanımlayamazken ben kimim zaten? Aslında 5-10 yıl önceki fotolarına bakıp (herkes gibi) seçimlerinden, o zamanki moda seçimlerinden utanan sıradan bir insanım. Hepimize oluyor yani; foto arşivimizden korkunç zevkleri olan eski bir halimiz bize geçmişten sırıtabiliyor. Aynı zamanda 5-10 yıl önceki fotolarımıza bakıp “hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” dedirtecek kareler de çıkmıyor değil. Daha naif, daha genç ve daha umut dolu eski halimiz de bazen geçmişten sırıtıyor. Böyle anlar ve fotolar çok değerli. Onları pamuklara sarıp saklayalım, arada açıp bakarız.

Ama ben şimdi (tahmin ettiğiniz üzere)  konuyu; geri dönüp baktığımda “ne saçmaydı, ne fenaydı” dediğim seyahat anılarıma getirmek isterim. Geçtiğimiz 5-10 yıl içinde bizzat gidip maruz kaldığım Avrupa’da Dünyalar Saçması Turist Tuzakları Listemi hazırladım. Ben yandım, sizler de boşuna yanmayın! Beklentileriniz yıkılmasın, vaktiniz boşa gitmesin.

ps: bu saydığım yerleri ölümüne sevenler varsa baştan özür dilerim. bana dünyalar saçması geldiler. eminim benim kutsal bilip pek çok sevdiğim yerlere de bi tarafları ile gülenler vardır. ?

1)Manneken Pis – Brüksel

Kelime anlamı “işeyen küçük çocuk” olan bu heykeli Brüksel’e gitmeden duymayan şanslı azınlıktandım. Ben Brüksel’e sonsuz bira, midye ve çikolata için gitmiştim zaten. Dünyalar başarılısı rehberimiz şehrin tarihini ve meydanları çok güzel anlattı, çılgınca notlar aldım.

Sonra bu 61 cm boyunda anlamsız işeyen çocuk (bebeğimsi?) heykele gelince grubumuzdaki Korelilerin saniyede 50 kare çekerek çıldırmalarına inanamayıp iki sokak ötedeki Delirum Tremens’e biraya kaçtım. Ufak bir araştırma sonucu benim gibi milyonlarca insanın en gereksiz ve en hayal kırıcı şey olarak bu bebeyi seçtiklerini öğrendim. Bir de işeyerek dinamit/bomba gibi şeyleri etkisiz hale getirme (uydurma) hikayesi var ki, akıllara zarar. Gitme demeyeceğim, ama gitme Lavinia. Adını gizleyeceğim sen de bilme, Lavinia.

2) Seks Müzesi – Amsterdam

Bir şehre ilk gittiğinde kendisini “müzeler!! sanat! tarih!” diye paralayan bir insan olamadım. Felsefem “önce sokak yemekleri, yerel içkiler. sonra ilgimizi çeken müzeleri gezeriz” maalesef. ? Ama yıllar yıllar önce naif genç bir kızken Amsterdam’a ilk gidişimde yapılacaklar listesinin tepelerinde Seks Müzesi’ni görünce inanamamıştım.

Hemen merak edip gittik tabi. Ama nasıl büyük bir hayal kırıklığı anlatamam.O kadar saçma objeler, zorlama bir mantıkla bir araya gelmiş ki.. Tarif bile edemiyorum, kelimeler yetersiz. Bitse de gitsek oluyor insan. Yemin ediyorum insanı seksten soğutur burası. Gitmeyin annem, gitmeyin kuzum.

3)Buckingham Sarayı – Londra

Bir: kocaman devasa Dolmabahçe Sarayı’nınki gibi demir kapılar dışındasınız. İki: İngiltere’deyiz hava günlük güneşlik değil haliyle. Üç: Kraliyet muhafızları görev değişimi yapsa da görsek diye itişen yüzlerce turist var. Dört: Saray pek birşeye benzemiyor. Beş: Bize ne? Bize mi muhafız değişiyor? Bize mi Kraliçe? Altı: Değişim iki dakika bile sürmüyor ve siz anlamsızca “hepsi bu muydu?” derken kendinizi buluyorsunuz. Yapmayın. Çok daha iyilerine layıksınız.

4) Jet D’Eau – Leman Gölü, Cenevre 

İsviçre isimli toblerone çikolatanın ev sahibesi güzel ülkede Leman Gölü’nde şu üst resimdeki anlamsız fışkiye var. Tek olayı… açıklıyorum.. gölden su alıp havaya fışkırtmak. Auuw.?

Herkes için konuşamam ama sırf bunu görmek için gümrükten geçip uçağa bineceğime en yakın Teknosa’ya gider şeffaf kapaklı bulaşık makinelerinin bulaşıkları yıkamasını izlerim. Daha büyüleyici ve ekonomik.

5)Moulin Rouge – Paris

Burası altın zamanlarında showlarıyla popüler kültüre yön verdi. Colette burda dans etti. Josephine Baker “muz eteği” ile burda dans ettiğinde dünya yerinden oynadı. Ayrıca kapının üzerindeki kırmızı değirmen de çok ikonik.

Ancak günümüzde burası Parizyenlerin yüzüne bile bakmadığı; aşırı saftirik ve hevesli turistlerin gittiği saçma ve anlamsız bir yer. Bir de pahalı. Eski, bol gösterişi ve görkemli Paris’i burada bulamayacaksınız. (Aynı şekil Lido’da da!) Bence paranızı Saint Germain bulvarındaki 100 küsür yıllık Lipp Brasserie’de az pişmiş bol kanlı bi’ antrikota gömün. (sevmiyorsanız iyi pişmiş de olur) Kalp kalp kalp. ❤

6)Madame Tussaud Müzeleri – Tüm Ülkeler!

Bakarken varlığından haberdar olmadığım kaslarımın bile utançtan gerildiği tüm fotolarım buradan. Dijital arşivimden tamamen silsem de eminim internetin dipsiz dünyasında bir yerlerde kaldılar. Gerçekten de şu yazacağım cümleyi sesli okuyup sorun kendinize: “Ünlülerin balmumundan gerçek boyuttaki heykelleri ile foto çekilmem neden gerekli?” Başka sorum yok. 🙂

7) Colleseum’un İçi – Roma

Altın çağlarını yaşarken 50.000 seyircinin gladyatör dövüşlerini büyülenerek izlediği Coleeseum dışarıdan çok güzel. Hatta Roma’daki sayısız epik güzel binalardan en güzeli. Ortalama bir sene boyunca sırf bu bina 6.9 milyon ziyaretçi çekiyormuş! O kadar güzel!

Ancak benim gibi Temmuz sıcağında gider, bir saate yakın sıra bekler. Beklentilerinizi büyüttükçe büyütür. İçeri bir de içmek üzere şampanya (ve kadehlerini!) sokarsanız… o büyük beklentileriniz suratınıza patlayabilir. İçerisi daha çok inşaat halinde, ne olduğu belirsiz ve yaklaşmanın yasak olduğu tepeden bakılan bir alan. Şampanyada ısındı içilemedi tabii. 🙁

ps: ben dışarıdan çok beğendim, içini pek sevmedim. ama yakın bir arkadaşım ve eşimden ciddi uyarı aldım burası harika bir yer ne yüzle koyarsın diye. siz ne düşünüyorsunuz?

8)Stonehenge – İngiltere

Gene İngilizlerin kara mizah anlayışına kurban gideceğimiz bir yer daha. Sevgili (ve bilge) eşimin deyişi ile “taş üstüne taş” anlamsız bir yer. Bir de çılgınca turist istilası altında. Bu arada “gider taşlarla foto çekilirim” gibi hayalleriniz varsa unutun – etrafları koruyucu çitlerle kaplı ve çok fazla yaklaşılmıyor. Üstteki resim size kalabalık ve anlamsızlık konusunda fikir versin.

9)Check Point Charlie – Berlin

Öncelikle ben Alman olan şeyleri pek çok severim diyerek başlamak isterim. Almanya’nın en kırsal en alakasız şehrine/kasabasına tatil planı yapılsa giderim. Bilirim iyi bira olacak, sosis olacak, geyik eti olacak, pretzel olacak, düzen, plan,program olacak. Deutschland, Deutschland über alles ?? . Ayrıca Soğuk Savaş Dönemi izlerini Berlin’de gezerek keşfetmek de inanılmaz bir deneyim.

Çok değil neredeyse 60 yıl önce dünyada olanlar inanılmaz. Dedemizin, babane ve ananemizin tanık oldukları olaylar gerçekten de efsanevi. Film olsa bu kadar olaylı olmazdı! Ancak bunun için duvarın kalıntıları, müzeler, ve sayısız harika yer var. Neden şu üst resimdeki tuhaf şey caddenin ortasında? Neden o Amerikan askerleri ile foto çekilmek zorunlu? O çuvalların içinde ne var? Neden yapılacaklar listesinde üstlerde çıkıyor? Nein!

 

10)Cenevredeki Botanist Saat (Çiçek Saati)

Bazen bir kare gerçekten de binlerce kelimeye bedeldir. Bu saati görünce benim aklımdan büyük harflerle tek bir kelime geçti. “NEDEN?” Türkiye olarak biz şöyle bir anlamsızlığı “gezilecek yer” olarak pazarlasak yerden yere vurmuşlardı bizi.

11)Küçük Deniz Kızı Heykeli – Kopenhag

Yorumlarda gelmişti ama gitmeden, görmeden laf etmeyeyim dedim. Geçen haftalarda Kopenhag’a gidip gözlerime gördüm ve altına imzamı atabilirim: Küçük Deniz Kızı Heykeli’ne gidip görmeye değmez. Andersen’in bir deniz kızının her gün aşık olduğu prensi görmek için karaya çıkmasını anlatan harika öyküsünden esinlenen heykel, fikir olarak harika. Ancak önündeki onlarca selfie çubuklu turist ve Kopenhag’ta “yapılacaklar” istesinde en üst sıralarda çıkması hiç harika değil.

Bu heykel ile dalga geçen “genetically modified little mermaid = genetiği ile oynanmış küçük deniz kızı” heykeli var bir de. Onun da fotosunu aşağıya bırakıyorum. 🙂

12)İşkence Müzeleri – Tüm Avrupa

Bu türden müzelerden maalesef pek çok şehirde var. Benim “dünyalar saçması” dediğim deneyimim Amsterdam’da yaşanmıştı. Gerçekten hayatımda gördüğüm en yapay, saçma objelerin bir araya getirilerek “Ortaçağ’da işkence” konsepti ile sunulduğu bir müzeydi. Psikopat, sadist filan değilseniz çok size hitab etmiyor. Ha öyle olsanız bile daha iyisini hayal edersiniz. Benden size garanti!

13)Blarney Kayasını Öpmece- İrlanda

Evet doğru okudunuz ünlü bir kalenin duvarından sarkıp Blarney Kayası’nı öpmekten bahsediyorum! 1446 yılında yapımı tamamlanan Blarney Kalesi’nine tur otobüslerince turistler akın ediyor. Neden? Dduvardaki delikten vücutlarının üst kısmını çıkarıp kalenin dışında kalan bir kaya parçasını öpmek için. Peki ama neden? Bu kayayı öpenin kendini iyi ifade etme ve ikna kabiliyetinin artacağı rivayet ediliyor. Hmm, anladım canım. Peki ya herkesin dudakları ile öptüğü kayanın kişisel hijyenimize etkisi?

 

14)Mona Lisa’yı Yakından (!) Görmek – Paris

Paris’e gidince ikonik Lourve Müzesi’ni görmeden olmaz. Bunu tartışmıyoruz bile. Burada çok rahat hiç sıkılmadan yarım gün geçirebilirsiniz. Gezilecek yerlerin çokluğu ve eserlerin güzelliği insanı mutlu ediyor. Ancak Lourve’un en popüler eseri Mona Lisa’nın bulunduğu salona gelince şok olacaksınız. Siz diğer sergileri gezerken ortada olmayan yüzlerce kişi buraya sinsi sinsi toplamışlar. Bir de selfie çubukları ile şakır şukur foto çekmekteler. Bu kalabalığı yarıp Mona Lisacığımızın yanına gitmek boşa çaba.. Onu uzaktan sevmek aşların en güzeli.

Şimdi söz sizde. Bu saydıklarım benim gidip görüp “turist tuzağı” saçmalıklar olarak değerlendirdiklerim. Sizi kimler üzdü? Nelere sinir oldunuz? Dökün içinizi bana.

ps: tüm yazılardan haberdar olmak & beni takip etmek için instagram sayfam: zeyneppcans

Facebook sayfam: zeynepcansoylu.com

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

22 Comments

  1. Şubat 15, 2017 / 6:54 pm

    İşeyen çocuk kalp ben ?

  2. Şubat 16, 2017 / 1:54 am

    Benim için hayal kırıklığı sanırım Amsterdam’ın tamamı. Ha keza aynı şekilde Üsküp. İkisine de mecbur olmadığım sürece bir daha uğramamayi düşünüyorum 😀

  3. Şubat 16, 2017 / 4:00 pm

    Manmeken pis! Kesinlikle katılıyorum. Delirium’da Kriek yudumlamak varken hele! Ayrıca bir daha yolun düşerse Brüksel’e turistlerin pek bilmediği Neuhaus’un fabrika satış mağazasında çikolatanın dibine vurmanı tavsiye ederim. (Taptaze çikulat ve pastaları üretimden çıkardıkları gibi tepsilere koyuyorlar. Miden bulananana kadar ye deyu:) ) Demek istediğim, Manneken pis de neymiş… 🙂

  4. İlknur
    Şubat 17, 2017 / 4:27 am

    4 numara fışkiye ye koptum ??

  5. Sammy
    Mart 11, 2017 / 10:10 am

    İşeyen çocuk ve Colleseum için kesinlikle aynı fikirdeyim. Nefis midyeler çikolatalar varken! Kolezyum için birebir aynı şeyleri düşünmüştüm. Lido içinse biraz farklı düşünüyorum, turist tuzağı olsa da görülmeli.

  6. Yilmaz
    Mart 13, 2017 / 8:22 pm

    5 kere Venediğe gittim Murano ya gitmedim. Bugün olsa gene gitmem sanırım. San marcoda sokaklarda kaybolmaktansa 5 tane boyalı bina görmeyi istemem.

    • vedat
      Mart 19, 2017 / 2:51 am

      boyalı binaların olduğu yer Burano. Murano’da cam atölyeleri var.

  7. Oytun
    Mart 15, 2017 / 9:26 am

    Kesinlikle Kopenhag da bulunan deniz kızı heykeli. Soğuk bir Şubat günü heykeli görmek için uzun ve gereksiz( takribi 45dk-1 saat) yürüyüşün ardından 75cm-80cm boyutunda kayaların kenarında sade kore lilerin resim için birbirleri ile yarıştığı tamamen abartı pazarlama harikası bir saçmalık. Ben yandım sizde yanmayın…

  8. Mart 16, 2017 / 5:34 am

    Öncelikle harika bir yazı olmuş, anlatım şahane alkışlarcaaa ???? Saydıklarından Amsterdamdaki Madame Tussoud ve Seks Müzesi bir de Collosseum’u gördüm. Kolezyumun içini de dışını da sevdim, belki de Roma Pass’le sıra beklemeden girip yarım saatte gezip çıktığımız için ? Ama Madame Tussoud ve Seks müzesi hakkında yerden göğe kadar haklısın. Ya o seks müzesi neydi öyle! Hayır bana deseler yap diye yemin ederim Grinin Elli Tonu gibi müze yaparım bu fantastik zihnimle. Bir de gördün mü bilmiyorum ama Prag’daki Astronomik Saat Kulesi ? Saat başı dünyanın en muhteşem gösterisi oluyormuşçasına binlerce insan altında bekleşiyor, sonra bi dk bile sürmeyen salak saçma bi kukla gösterisi. Yeminle ziyanlıktı…

  9. Mart 16, 2017 / 8:29 pm

    Harika bir yazı olmuş! İnanılmaz gülerek okudum. Ben de Barcelona’nın genelinin çok fazla abartıldığını düşünürüm ama pek bana katılan olmaz 🙂

    • Tugba
      Mart 18, 2017 / 9:17 pm

      Ben katiliyorum ??Tamam guzel ama, ikinci defa gitme istegi uyandirmiyor. Ama bir Rom oyle mi ??

  10. Mart 18, 2017 / 10:43 am

    Ben de Turkiye’nin her yerine yayılmış sözde tarihi evlerden şikayetçiyim. Hepsi aynı şekilde restore edilen gıcır gıcır evler.. Tamam yanından geçerken falan gidilebilir belki ama bazı yerler öyle abartiliyor ki kalkıp gidiyorsunuz ne masrafa ne emeğe değiyor. Sanırım sorun blogger mentalitesi. Begenmeseler de öyle ballandıra ballandıra anlatıyorlar ki biz de hemen gitmeliyiz Yoksa eksik kalır gibi hissediyoruz ?

    • zeynepcansoylu
      Mart 20, 2017 / 5:30 pm

      hahaa buna sesli güldüm! 🙂

      ben ev, konak, kale, saray hiç bir şeye girmiyorum sırf bu yüzden bezdim. bir de hepsi aynı geliyor bir süre sonra. özellikle kaleler.. 🙂

      sevgiler

  11. Nesra
    Mart 19, 2017 / 8:45 pm

    Brezilya ve isa heykeli.sehre ayak bastiginda oo rio hadi karnaval havasindasin ama o da ne sicak ve cantami alirlarmi korkusu.bir de bilmem kac merdiven cikip para bayildigim isa heykeli .noooo .bir de plajlar saniyorsun millet akiyor orda .bir tabela yuzmek yasak ? .ama doyana kadar et yenir mi evet

  12. Mart 20, 2017 / 1:57 pm

    Asfsd katilmamak elde mi? Iki tanesini henuz gormemis olsam da, gerisi efsane.

  13. Bora Gürel
    Mart 24, 2017 / 12:33 pm

    Teşekkürler içtenlik için :)))

  14. Sinan Vargı
    Ekim 28, 2017 / 7:26 pm

    Çok iyi yazı elinize sağlık. gördüğümüz aksaklıkları daha fazla yazmalıyız. Saf turist ile bilinçli gezgin arasında dağlar kadar fark var. Bazı tur şirketleri rehberleri avrupada yaşayan türklerden buluyor ve onlara ücret ödemiyor, onlarda ekstra turlardan para kazanıyorlar… orası 50 Euro burası 70 Euro derken insanlar soyuluyor.. Türkiye’de de blog yazarları “ben gittim gördüm hadi sizde gidin mantığı ile ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Amasra’da ki çarşı için bir yeri görmeyen kahveci dükkanını aynı cümlelerle tavsiye eden blog yazarları var. iki masa bir kahveci abla, fal bakıyor… gitmeden okumak ve parayı nereye vereceğine iyi karar vermek lazım…

  15. Özer
    Ekim 29, 2017 / 9:29 am

    Yazının tamamını keyifle okudum, elinize sağlık. O küçük çocugun bir benzeri de Çek Cumhuriyetinde vardı. Bir avlunun ortasında işeyen çocuk. Gelen geçen pipisini elleyip fotoğraf çektiriyor. Heykel paslanmış dökülüyo, pipisi parıl parıl 🙂 Bereketliymiş, gülmekten yerlere yattık. Hadi millet kendine gelir kapısı yaratıyor da turistler de salak olmak zorunda mı bu kadar 😂

    • zeynepcansoylu
      Ekim 30, 2017 / 4:46 pm

      haha baya iyimiş. ben prag’da bu ufak çocuğu kaçırmışım 🙂

  16. ceen
    Kasım 3, 2017 / 8:29 am

    Güzel, doğal anlatım için teşekkürler. Seks müzelerinin genel bir sorunu bu galiba, Prag’ta gittiğimiz seks müzesi de aynı sıkıcılık ve gereksizlikteydi. Buckingham Sarayı, Moulin Rouge ve Tussaud’lar için de katılmamak elde değil.

  17. mughettoooo
    Kasım 7, 2017 / 6:53 am

    Ben de Mona Lisa’ yı o devasa müzenin içerisinde gördüğümde aynı şeyleri düşünmüştüm=) Elinize sağlık, çok güzel bir çalışma olmuş 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir