Amsterdam’dan Trene Atladım Geldim: Delft Gezi Notları

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Hollanda’da Amsterdam dışında güzel yerler de varmış hissi yaşamak isteyenler burda mı? Kalabalıktan, yapılacaklar listelerinden uzak, tüm sokaklarına yarım günde girip çıkabileceğiniz sakin ve minnoş bir yerlere gitmek isteyenler? O zaman yolumuzu Delft şehrine düşürelim derim. Delft, ülkenin güney batısında yer alan, kanalı bol ve yaklaşık 750 yıllık bir şehir. En çok kanalları, İnci Küpeli Kız ressamı Vermeer’in evi olması ve  mavi renkteki Delft seramikleri (nam-ı diğer “Delftware”) ile biliniyor. Bir de Hollandalı dostlarımız için, Hollanda’nın İspanya’dan bağımsızlığı sağlayan Willem van Oranje’nin evi. Amsterdam tren istasyonundan biletimizi alalım ve Delft gezi maceramıza başlayalım. Başlamadan spoiler vereyim yapılacak çok az madde ve bol bol keyif var…

Bir Takım Lojistik Bilgiler

Tren biletini önceden veya online almaya gerek yok. Yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürecek ve ülke içinde güneybatıya giden her hangi bir tren hattından bilet alabilirsiniz. Centraal Station’da hemen bilet makinelerine yönelip gidiş-dönüş biletinizi alıverin. Nakit veya kredi kartı ile ödeme seçeneği var. Biletlerde saat yazmayacak sadece sınıf yazacak. Dilediğiniz trene 24 saat içinde binebilirsiniz. Bileti aldıysak garın içinde ilerleyelim…

İkinci sınıf bölümden tek kişilik gidiş dönüş bilet fiyatı 20-30 euro arasında döneme göre değişiyor. Bilette Delft yazıyor ancak trenleri gösteren tabelalarda Delft adı görmeyeceksiniz. Benim gibi paniğe kapılmayın. Bol duraklı trenlerden duraklarından biri Delft olana biniverirsiniz. Bol bol tren var bu yöne giden. Bol bol Hollanda kırsalı manzarası eşliğinde 1.5 saat sonra Delft merkez istasyona varıyoruz. Güzel haberi vereyim mi? Tren istasyonundan 2 dakika yürüyerek şehrin Old Town merkezine gidiliyor. Bir daha her hangi bir araç kullanmak yok..!

Delft’te Doğru, Kanalları Göreceksin, Şaşırma

Tren istasyonundan Eski Şehir/Old Town merkeze yürürken “burada acaba elfler veya umpa lumpalar mı yaşıyor ki?” dedirtecek güzellikle evler, kanallar ve o kanallarda süzülen ördekler var. Bir kaç köprüden geçecek, park etmiş tatlı bisikletlere hayran hayran bakacak ve her şeyin fotoğrafını çekmek isteyeceksiniz. Daha Old Town’a varmadan yürüdüğünüz yollar ve gördüğünüz yeşil ve doğal tonlarla sinir stres hepsi puff…

Önce Bi’ Kahve Molası – Cafe KEK

Baştan anlaşalım Delft öyle acele ile gezilecek bir yer değil. Deflt’te yapılacakları google’larsanız maksimum 10 madde görürsünüz.. ki bu 10 maddeden 5’i aynı yerdedir zaten. Sokaklarda her detaya baka baka yavaşça yürüyecek, uzun kahve molaları vereceğiz. Bu konuda anlaşalım. O yüzden Delft’e ayak basar basmaz ilk işim minnoş ismi ve dekora sahip Cafe Kek’e gitmek oluyor. Bol çikolatalı, kremalı ve hepsi başlı başına birer tatlı gibi seksi kahve çeşitleri var. Bir de tatlı menüsü.. Hemen filtre kahve ve üstü bol kremalı banana bread’imizi söylüyoruz. Kek’in içi aynı zamanda hipster-dostu ufak tefek eşyalar satan bir butik. Kahve keyfinden sonra ben her şeyi detaylıca inceleyip sağ alt resimdeki kartı kendime alıyorum. Hatırlatma niyetine.

Tüm Yolların Çıktığı Yer: Old Town

Yani yerellerin deyişi ile “Markt” (market). Devasa bir meydan ve 360 derece döne döne etrafı keşfetmek çok keyifli. İlk olarak Belediye Binası’nı (yukarıdaki foto) karşınıza alın. Sonra sol baştan başlayın dönmeye. Yan yana dizilmiş dünyalar tatlısı binalar, bol bol Delft seramiği satan dükkanlar, cafeler var. Hediyelik eşya almayı seviyorsanız Delft’in adını verdiği mavi seramiklerden alabilirsiniz. Bu seramikleri çok sevenler için bir de müzesi var: Museum Prinsenhof (detaylar için tık tık) Benim bu işlere hiç merakım olmadığı için es geçiyorum.

Tam Belediye Binası’nın karşısında Yeni Kilise (= Nieuwe Kerk) aşırı uzun binası ile dikkatinizi çekecek. Normalde kale, kilise, katedral vb gezmeyi hiç sevmem ama o uzuun kule bana meydan okuyor gibi geldiği için bir sonraki durak: Yeni Kilise.

Delft’e Aziz Bir Tepeden Bakmak İçin: Nieuwe Kerk

15. yüzyıldan kalan bu “yeni” kilisenin girişinde kişi başı 8 euro ödeyerek yeni ve eski kilise (ona da birazdan gideceğiz) ziyaret ve kuleye çıkış biletlerimizi alıyoruz. Kilise sayfasını ve bilet fiyatlarını incelemek isteyenlere tık tık. Tabii ki de içeriyi gezmeden kule tarafına yöneliyoruz. Yalnız itiraf edeyim bu iş biraz zormuş. Öncelikle kuleye çıkan merdivenler o kadar dar ve tavan alçak ki.. Döne döne çıkmaktan ve başımızı sürekli eğmekten fenalık geliyor.

Bir noktada asla tepeye ulaşamayıp bu daracık merdivenleri çıka çıka öleceğimi sandım. Baya terleyip iphone’a göre 62 kat (!!!) dar alanda çıktıktan sonra yukarıdaki ve aşağıdaki Delft manzaraları karşıladı bizi. İyiki de çıkmışız. Ancak bu aktivitenin net aç karnına ve alkol alınmadan yapılması gerek. Bildiğiniz kardio… 🙂

Eski Kilise Oude Kerk 

Burası da Yeni Kilise’nin tepesinden bakınca tam karşıda kalan 13. yüzyıldan kalma gotik bir kilise. Biz gittiğimizde restorasyondaydı ancak içi gezilebiliyordu. Çok güzel ve detaylı vitrayları var. Ancak öğle yemeği ile arama girdiği için hızlıca gezip bir sonraki noktaya gittim. Bu arada yemek sırasında okuduğum kaynağa göre 9 tonluk bir kilise çanı varmış.

Harika Bira İçin – Locus Publicus

Old Town’u karış karış gezip kuleye de tırmandıysak foursquare uygulamasına kuvvet şehrin en iyi bira mekanını arıyoruz. Tartışmasız birinci: 200 çeşit bira sunan Locus Publicus çıkınca koşar adım gidiyoruz. Mekanın ortamı, çalışanların ilgisi, komikliği, muhabbetleri ve deriiiin bira bilgileri efsanevi düzeyde. Burası her öğlen 13:00’te açılıyor. Açıldığı gibi gidip gözlerimizden ışıklar çıkararak bira konuştuğumuz için barmenle hemen kaynaşıyoruz.

Yarı yerel (Hollanda) yarı Belçika biralarından oluşan lager, ale karışımı bira tadım menüsünü söylüyoruz. Yanına da köfte ve peynirli açık sandviç. Köftemiz yanında soğan ve turşu ile bildiğin Türk köftesi gibi geliyor. Yalnız buradakiler “tadım” işini neredeyse normal boyda bardaklarla yapıyorlar. Yemek yememize karşın kısa sürede sarhoş oluyoruz. Bu noktadan sonra, zaten sevdiğimiz Delft daha da güzelleşiyor.

Yolluk Olarak: Chocolaterie De Lelie

Uzun ve bol biralı öğle yemeğinden sonra biraz daha sokakları geziyoruz. Gezerken kanalları, 700 küsür yıllık yerleri, Belçika birasını ve kuzey ülkelerini çok sevdiğimizi teyit ettikten sonra artık dönme vakti diyoruz. Trende bloglarda gezinirken Delft’in en iyi çikolatacısı sıfatı ile anılan De Leile aklıma geliyor. Trende ve Amsterdam’da yemek için lavantalı, şampanyalı, hindistan cevizli gibi çeşit çeşit çikolata ve trüflerimizi alıyoruz. Daha trene ayak basmadan yarısı bitiyor..

Şimdi söz sizde. Deflt’i sevdik mi? Amsterdam’dan günü birlik planlara ekler miyiz? Başka önereceğiniz noktalar nelerdir? Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum.

ps: meraklısına Delft’teki tüm instagram story/hikayelerimin hepsi profilimde (zeyneppcans) highlight olarak sonsuza kadar bizlerle

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

12 Comments

  1. Ocak 18, 2018 / 8:56 pm

    Harika bir şehir, günün birinde yolum düşerse gezip görmek isterim 🙂

  2. Hüseyin
    Ocak 19, 2018 / 5:07 am

    Çok teşekkürler listeye ekledim bile 😊

  3. Ocak 19, 2018 / 5:46 pm

    Daha önceden Delft’e gitmiştim ve Amsterdam çevresindeki küçük kasabalar arasında en çok sevdiğim olmuştu. Yazı ayrı güzeldir, ben yazın gitmiştim ama birde kışın gitmek lazımmış anladığım kadarıyla 🙂

  4. Ocak 21, 2018 / 5:13 pm

    Bende 24 ocakta hollandaya gidiyordum, 1 haftalık bir tatil yapip köyleri bile gezmek istiyordum. Deflt’e kesin gidecegim, cok güzel fotograflar cekecegime inaniyorum.

  5. Melike Palamut
    Şubat 7, 2018 / 1:42 pm

    Harika bir yermiş, geçen hafta Amsterdam’daydım. Daha önce okusaymışım yazıyı keşke. Kesin gezi listeme eklerdim. Umarım, bir dahaki sefere…! ✌🏼Ben de size Zaanse Schans’ı öneriyorum. Amsterdam’ın güneyinde, Eski Hollanda bölgesinde muhteşem şirinlikte, kakao kokulu bir kasaba. Tahtadan harika güzellikte evleri var. Mutlaka gidin! 😍

  6. Gözde
    Şubat 10, 2018 / 7:24 am

    İş nedeniyle ayda 1 kere hollanda’nın bu bölgesinde konaklıyoruz. yazınızı görünce şaşırdım ve sevindim açıkçası. hatta okadar gitmeme rağmen hiç klisenin üst katına çıkmamıştım, manzarası süpermiş 🙂 delft’e kadar gitmişken den haag’a da geçmenizi öneririm. 1 nolu tramway den haag’a hatta Scheveningen plajına kadar uzanıyor. Sevgiler!

    • zeynepcansoylu
      Yazar
      Şubat 10, 2018 / 8:42 am

      çok teşekkürler güzel yorum için =)) den haag’a dönüşte gidecektik aslında ama locus publicus’ta fazla içince olmadı =)) bir dahaki sefere gitmeyi çok istiyoruz!

  7. Şubat 28, 2018 / 7:46 pm

    Bende çok beğendim yazınızı ve keyifle okudum..En kısa zamanda gidip görmeyi isterim bende.Bu paylaşımınızdan sonra aklıma not ettim gezilecek yerleri çok teşekür ederim…

  8. Haziran 29, 2018 / 2:22 pm

    Keyifli anlatım için teşekkürler, sıkılmadan okudum 🙂
    Yarın bisikletle Amsterdam dan yola cıkıp gideceğiz, locus publicus ‘u not aldım 🙂

    • zeynepcansoylu
      Yazar
      Temmuz 1, 2018 / 8:28 am

      çok teşekkürler güzel yorum için, benim için de bir tane bira içersiniz =)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir