Okuma Bilen Herkesin Okuması Gereken Kitap: Kurtlarla Koşan Kadınlar

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Kitapları, filmlerden-dizilerden ve diğer her türlü “eğlence”den çok seven kendi çapında ufak bir inek (nerd) olarak; bir insanın asla tek bir favori kitabı olamayacağını düşünürdüm. Her sene yeniden okunası, hayatı öğrenmiş sindirmiş, en iyi şekilde anlatmış ve sayfalara sığdırmış harika kitaplar varken birini seçmek… imkansızdı. Zaten kurmaca (fiction) ile düz yazı (non fiction) arasından birini seçmek bir annenin iki çocuğundan yaşamasını için birini seçmesi gibiydi benim için!

Sonra Estes’in 20 yılda yazdığı, çok farklı kültürlerden zaman kadar eski öyküler, bu öykülerin psikolojik analizlerini içeren, her kadının içinde doğuştan var olan “vahşi kadın“dan bahseden, kurtlarla kadın psikolojisi arasında ilişki kuran ve kadın olmak üzerine yazılmış EN HARİKA kitap olan Kurtlarla Koşan Kadınlar elime geçti. Elime çok değerli bir şey geçtiğini ilk andan anladım. Ancak okuduklarımı anlamak, ilerlemek çok zordu. Pek çok kelimeyi google’ladım not aldım. Yeri gelince dönüp dönüp baktım. Psikoloji bilgimin (ve de ilgimin) ne kadar az olduğunu gördüm. İlk 100 sayfayı aşınca gerçek anlamda kitabın içine girip kayboldum. Aylarca elimden bırakamadım. Her yerini çizdim. Bazı kısımları tekrar tekrar okudum. Sesli okudum. Sevgilime, arkadaşlarıma ve çok sevgili kurt köpeğimize okudum, verdiğim yoga derslerinde okudum.

Efsanevi yazar Maya Angelou’nun “okuma bilen herkesi okuması gereken bir kitap” dediği Kurtlarla Koşan Kadınlar açık ara en favori, en hayran kaldığım, en herkese önerdiğim kitap. Her sene yeniden okumayı, arada rastgele sayfalarını açıp okumayı, sevdiğim cümleleri temiz bir deftere geçmeyi planlıyorum. Yüksek bir yerlere çıkıp bağırmak istiyorum. O kadar çok seviyorum..

Sizlerin de kitap hakkında fikri oluşması için çok sevdiğim öykülerin analizlerinden çok sevdiğim cümleleri derledim. Aslında 10%’u gibi bir şeyi kapsadım ancak yazı sonsuza uzamasın diye kendimi durdurdum. Bir ekşisözlük yazarının dediği gibi “kadınsanız farz, erkekseniz sünnet” bir kitap kendisi.

Bu kitabı çok sayıda insan okuyup sindirebilseydi hayat çok daha kolay ve renkli olurdu. Buna kalpten inanıyorum. O nedenle siz bu satırları okurken ben bu kitabı sevip kalplerini açacaklarını düşündüğüm üç masum arkadaşıma hediye aldım. Haberleri yok ama onlardan da kitabı beğenirlerse üç kişiye hediye etmelerini isteyeceğim. Böyle böyle bu harika virüsü yaymayı planlıyorum… 🙂

Buradan Sonrasını Tamamen Clarissa Estes’in kelimelerinden dinliyoruz…

Öyküler ilaçtır. İlk öykümü duyduğumdan beri onların büyüsünden kurtulamadım. Onların şöyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar; sadece dinlememiz yeterlidir.

Öykü, psikoloji sanatı ve bilimiden çok daha eskidir ve ne kadar zaman geçerse geçsin, denklemde her zaman daha büyük bir değer taşıyacaktır.

Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. Bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. Bize bu tür bir arzudan utanç durmamız öğretildi. Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın’ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hala varlığını sürdürmekte. Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.

Vahşi Kadın (“La Loba”)

Vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az, ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır; eski, çok eski bir öykünüz varsa, o da bir kapıdır. Gökyüzünü veya suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız o da bir kapıdır.

Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir.

Evet, insan olarak kalmaya devam ederiz, ama insan kadının içinde hayvani içgüdüsel Benlik vardır. Romantik bir çizgi roman karakteri değildir bu. Gerçek dişleri, sahici bir hırlayışı, büyük bir cömertliği, eşsiz bir işitme duyusu, keskin pençeleri, cömert ve kürklü göğüsleri vardır. Bu Benlik, hareket etmekte, konuşmakta, öfkelenmekte ve yaratmakta özgürleşmiş olmalıdır…

..Bu yüzden, size sevgi ile diyeceğim şudur ki, ister Kara Kurt olun, ister Kuzey Bozkurdu ya da Güney Alı veya Arktik Beyazı, imgesel açıdan özünde içgüsel bir criatura (yaratık) sınız.

(La Loba “Kurt Kadın” öyküsü açıklamasından alıntılar)

Mavi Sakal

Kadınlar, hayatlarının kapılarını açıp onun ücra köşelerindeki katliamı incelediklerinde, çoğu zaman en önemli düş, hedef ve umutlarının azar azar öldürülmesine izin verdiklerini görürler.

Sezgilerinizi, içsel sesinizi dinleme alıştırması yapın; sorular soru; merak edin; gördüklerinize bakın; duygularınıza kulak verip; sonra da doğru bildiğiniz şeye göre davranın. Bu içgüdüsel güçler ruhunuza doğuştan kazınmıştır. Yılların külü ve artığıyla örtülmüş olsalar bile bu dünyanın sonu değildir. Çünkü yıkanıp temizlenmeleri mümkündür.

Bir kadın ne ise odur; bu, vahşi bilinçdışı tarafından dikte edilir ve kadın açısından çok, ama çok olumlu bir durumdur.

(Mavi Sakal öyküsü açıklamasından alıntılar)

Beden Konuşması

Bir kadının doğal bedeni ile arasındaki içgüdüsel yakınlığın yok edilmesi, onu kandırıp güvenini elinden alır. İyi bir insan olup olmadığı konusunda düşünüp durmasına neden olur ve benlik değerini kim olduğu üzerine değil, nasıl göründüğüne dayandırır.

Kadınlar belli bir büyüklük, biçim ya da boy için veya klişelere uymak için açlık çekmekten çok, kendilerini kuşatan kültürden temel bir saygı görememenin açlığını çekerler.

Başkalarının bedenlerimizi çekiştirmesine, yargılamasına, eksikler bulmasına izin vererek bir ömür geçirmek ister miyiz? Doğru diye dayatılanları reddedip derinleri dinleyecek, güçlü ve kutsal bir varlık olarak göreceğimiz bedene gerçekten kulak verecek kadar güçlü müyüz?

Vahşi soru şudur: Bu beden hissediyor mu, zevkle, yürekle, ruhla, vahşi olanla doğru bağlantısı var mı? Mutluluğa, sevince sahip mi? Kendi tarzınca hareket edebiliyor mu, dans edebiliyor mu, hafif hafif sallanabiliyor mu, çalkalanabiliyor mu, girebiliyor mu? Başka hiçbir şey önemli değildir.

Vasilisa

Bir kadın ta bağırsaklarından bilir ki, çok uzun süre fazla şirin olmanın, öldürücü bir yanı vardır.

Bir kadın, kendisi olduğu zaman başkalarını kendisinden uzaklaştıracağını hissedebilir, ama ruhu meydana çıkarmak ve değişiklik yaratmak için gereken, tam da bu psişik(ruhsal) gerilimdir.

Bir anne, kızına kendi sezgisinin doğruluğuna güven duyma hissinden daha büyük bir kutsama veremez.

Sezgisel işlev tüm kadınlarda bulunur.

Eğer içgüdüsel pişe, “Dikkatli ol!” diye uyarıyorsa, kadınlar bunu önemsemelidir. Derin sezgi, “Bunu yap, şunu yap, bu yoldan git, burada dur, şuradan ilerle” diyorsa, kadınlar onun planına göre gerektiğinde düzeltmeler yapmalıdırlar. Sezgi bir kez danışılıp sonra unutulacak, tek kullanımlık bir şey değildir.

Vasilisa’nın ödevlerine bakılırsa kadınların döngüleri şunlardır: Düzenli şekilde düşüncelerini temizlemek, değerlerini yenilemek. Düzenli bir şekilde psişesini ıvır zıvırdan temizlemek, benliğini süpürmek, düşünce ve duygu hallerini temiz tutmak. Yaratıcı hayatın altında kalıcı bir ateş yakmak ve özellikle kendisiyle vahşi doğa arasındaki ilişkiyi beslemek amacıyla daha önce görülmemiş bir yığın yaşantıyı özgün bir biçimde pişirmeyi anlatacak şekilde sistematik olarak fikirleri pişirmek.

(Vasalisa öyküsü açıklamasından alıntılar)

Manawee

Eğer kadınlar erkeklerin kendilerini tanımalarını, ama gerçekten tanımalarını istiyorlarsa, onlara derin bilgeliklerinin bir bölümünü öğretmelerini gerekir.

Bir kadına yakın duran herkes, aslında iki kadının huzurundadır: Bi dış varlık ve bir içsel criatua; bunlardan biri üstdünyada yaşarken, diğeri ise kolaylıkla görülemeyen bir dünyada yaşamını sürdürür. Dışarıdaki varlık gün ışığı ile yaşar ve kolayca gözlenebilir. Çoğu zaman pragmatik, kültürlü ve çok insanidir. Bununla birlikte criatura genellikle çok uzaklardan gelerek yüzeye çıkar, çoğu zaman göründüğü hızla ortadan kaybolur, yine de her zaman arkada bir duygu; şaşırtıcı, özgün ve bilgece bir şey bırakır.

Eğer ikilikleri adlandırmayı öğrenirsek, sonunda tam da Ölüm doğasının çıplak kafatasına toslarız.

(Manawee öyküsü açıklamasından alıntılar)

İskelet Kadın

Sevginin basit bir ego zevkinin ürünü olan bir flört ya da kovalamaca değil, dayanıklılığının psişik gücünden oluşan gözle görülür bir bağ, cömertlik ve sadeliğe, en karmaşık ve en yalın günlere ve gecelere egemen olan bir birlik anlamına geldiğini görmemiz gerekir. İki varlığın birleşmesi bir büyü olarak görülür. Her iki taraf da, potansiyel güçlerini bu ilişki sayesinde tanıyabilir.

Her kadının ve her erkeğin bir parçası, bütün sevgi ilişkilerinde Ölümün de payı olması gerektiği bilgisine direnir.

Sevginin bir bedeli vardır. Bu bedel cesarettir.

Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar diye bir deyiş vardır. Ego değil, ruh hazır olduğunda içindeki öğretmenin yüzeye çıktığı anlamına gelir bu.

Korku bir işi yapmamak için yetersiz bir mazerettir. Hepimiz korkarız. Bu yeni bir şey değildir. Canlıysanız korkarsınız.

Ölüm doğasına yaklaşmanın yolu budur; kurnazca ve açgözlü değil, ama tinin verdiği güvenle.

Bir hayat çok fazla kontrollü olduğu zaman, kontrol edilemeyecek kadar az hayat kalır.

(İskelet kadın öyküsü açıklamasından alıntılar)

Kırmızı Ayakkabılar

Nerede ya da hangi zamanda yaşarsa yaşasınlar, her zaman için onları bekleyen kafesler; kadınların kandırılarak ya da itilerek içine atılacakları çok küçük hayatlar vardır.

Gitmemekle, hareket etmemekle, öğrenmemekler, arayıp bulmamakla, elde etmemekle, üstlenmemekle, olmamakla yıllar harcanır.

Bir çok kadının psişesindeki kuyunun dibinde hayalperest yaratıcı, kurnaz doğrucu Davut, uzağı gören, kendisi hakkında küçümsemeden iyi söz edebilen, yaltaklanmadan kendisiyle yüzleşebilen, sanatını mükemmelleştirmeye çalışan biri yatar.

Kadınlar konuşmadıkları zaman, yeterince insan konuşmadığı zaman, Vahşi Kadın’ın sesi susar ve bu yüzden dünya doğal ve vahşi olanın sesinden arınır. Sonunda kurtlar, ayılar ve yırtıcı kuşlar da suskunlaşır. Sevme, onarma ve kucaklaşma susar. Temiz havanın, suyun ve bilincin sesleri yas tutar.

(Kırmızı Ayakkabılar öyküsü açıklamasından alıntılar)

Hilal Ayısı

Önce bir sandalye çekip, öfkeden yanımıza oturmasını istemek, onunla birlikte çay içmek, bu ziyaretçiyi neyin davet ettiğini bulabilmek için onunla biraz sohbet etmek daha iyidir.

Gökleri sarsan bir öfkeyi serbest bırakmanın zorunlu hale geldiği anlar vardır.

Çoğu zaman yüzleşmeden kaçınsalar da, arazilerini zorla korumaları gerektiğinde, ya da bir şey ya da biri onları sürekli sıkıştırdığında, köşeye kıstırdığında, kurtlar kendilerine özgü güçlü yöntemlerle patlarlar. Bu nadiren olur, ama bu kızgınlığı dışa vurma yeteneği onların dağarcıklarında vardır ve bizim içimizde de olmalıdır.

“Buraya kadar, öteye geçiş yok, işaret burada bitiyor ve sıkı durun, söyleyecek bir şeyim var, bu durum kesinlikle değişecek.”

Kadınlar 20li yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu da ya bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri vardır. Aksini söyleyen biri, hala uykudadır.

(Hilal Ayısı öyküsü açıklamasından alıntılar)

Şimdi söz sizde.. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı hakkında ne düşünüyorsunuz? Favoriniz hangisi? Sizin önerileriniz, eklemek istediğiniz notlar nelerdir? Mutlaka yoruma bekliyorum.

ps: Beni ve kitap önerilerimi takip etmek için instagram şubeme beklerim! (instagram: zeyneppcans)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Share:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bumerang - Yazarkafe