Bruges ile Brüksel’in Aşk Çocuğu – Gent Gezi Notları

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Her şey soğuk ama güneşli bir Amsterdam sabahında terminale gidip, Belçika’nın Gent şehrine gidecek otobüse binmemle başladı. Zaten çok sevdiğim Belçika’nın en çok seveceğim şehrine gidecekmişim; bilemezdim. O anda 3 saatlik yolculuğun biletini 11 euroya almanın (tren bileti 40 euro civarı zira. bir de otobüs bileti hafta içi & sonu olma durumuna göre 11 ile 26 euro arası değişiyor), en önden yer kapmanın, yolculuk boyunca telefonu şarj edecek priz bulmanın ve en önemlisi ücretsiz wifi olacağını öğrenmenin mutluluğu içerisindeydim. Bilette yazdığı gibi saat tam 09:15’te tekerlek döndü. İstikamet: Antwerp, Gent ve sonrasında devam edecekler için Paris.

Yola çıktıktan üç saat sonra Gent’e varacaktık. Zaten ayak basar basmaz Bruges ile Brüksel’in aşk çocuğu olsa burası olurdu dediğim Gent’e ilk görüşte aşık olacaktım. Gerçekten bu kadar seveceğimi bilsem günü birlik değil gece kalmalı program yapardım. Seneye bir daha gidip daha çok zaman geçirmek, daha derinlemesine gezmek için şimdiden planlardayım. Gent; Bruges gibi masalsı, kanalları olan, arka kısımlarında daracık sokakları, dünyanın en tatlış Belçika çikolatası gibi binaları olan bir yer. Aynı zamanda Brüksel’in griliği, büyük meydanları, devasa gotik binaları, harika cafe ve barları da olan bir yer. Bu arada Gent de bu iki şehir gibi Belçika’nın Flaman Bölgesi‘nde yer alıyor.

O zaman sözü daha fazla uzatmadan benim gibi kısa zamanda gezecekler için Tek Günlük Gent Gezi Notları başlasın. Seneye yolum Amsterdam’a düşerse bu sefer gece kalmalı gidip iki tam gün ayırmaya kararlıyım. 🙂

ps: yazıda bahsi geçen tüm mekanları liste yapıp trip advisor uygulaması üzerinden kaydettim. listemi paylaşmamı isterseniz (sizdeki uygulamada otomatik açılacak) yorum bırakın. 😉

Şehrin Eski Merkezi aka Korenmarkt

Tüm Belçika şehirleri gibi şehrin en eski, en büyük meydanı ana meydan kabul ediliyor. Genelde bu ana meydanın dört tarafı gotik mimari örneği saraylar, belediyeler, tren garları ve postanelerle çevrili oluyor. Ayrıca giriş katlarında biblo gibi cafeler ve lezzetli sıcak çikolata ve bol alkollü Belçika birası olmazsa olmazlardan. Gent şehri için bu meydan Korenmark Meydanı. Şehri keşfetmeye buradan başlamak yapılacak en mantıklı hareket. Çünkü gezilecek pek çok meydan, kale ve nehir kenarı buraya yürüme mesafesinde.

Nehir Kenarı ve St Michael Köprüsü

Kroenmark Meydanı’nı arkanıza alıp sola, nehre doğru yürüyün. Yaklaşık beş dakika içinde google’a “Gent” yazınca ekrana düşen tüm görsellerdeki kanal ve karşısındaki harika binalar görüntüsünü bizzat göreceksiniz. 🙂 (sol alt resim) Burada ne kadar fotoğraf çekerse çeksin insana (ve özellikle bana) asla yeterli gelmiyor. Nehir üzerinde aşağı yukarı minik bir tur atmak için tekneler burdan kalıyor. İster tekneye binin ister kanallar boyunca yürüyün gördükleriniz yeterli gelmeyecek. Başka yere gidesiniz gelmeyecek…

O nedenle sözüme güvenin. Önce St Michael Köprüsü‘nü yürüyerek (ve bol bol foto çekerek) geçin. Sonra kanala bakan bir yerlere oturup kendinize bira, sıcak çikolata veya Belçika waffle’ı kutsal üçlüsünden birini ısmarlayın. 🙂

Patershol Mahallesi’nde Geçmişe Dönmece 

Meydanları geride bırakıp kendimizi dar ve labirent gibi arka sokaklara bırakınca Gent’in neden harika olduğunu birinci elden deneyimliyor insan. Dar derken neredeyse 1 metre enine kadar daralabilen sokaklar, Belçika çikolatası veya waffle’ı gibi duran şirinlikten ölen iki katlı evler, pembeden sarıya harika renklerde dış cepheler, taş sokaklar.. hepsi de Patershol Mahallesi’nde.

Burası Gent gezi rehberlerinde genellikle “restoran bölgesi” ilan ediliyor. Bence bu durum buraya dev haksızlık. Resmen orta çağdan fırlayan film seti gibi sokaklar, instagram’da 200 like garantili görseller buradan çıkıyor. 🙂 Yalnız yerler baya taş, (Belçika’da giyer misiniz bilemedim ama) süslü ayakkabılarla gelmeyin. Spor ayakkabı candır. 🙂

Bir de burada aşırı ünlü & önerilen Amadeus adında kaburga yapan (domuz etinden) bir restoran var. Biz burayı denemedik ama o kadar övülüyor ki bahsetmek istedim.

Happy Saint Patrick's day 🇧🇪💚🍀🍺🍺🍺

A post shared by Zeynep Cansoylu (@zeyneppcans) on

Manidar İsimli Öğle Yemeği Önerisi – Balls & Glory

Bol bol gezindikten ve güneşe karşı soğuk Belçika havasına maruz kaldıktan sonra ecnebilerin “comfort food” dedikleri sıcak, yumuşak ve bol kalorili yemek arayışına girdik. Foursquare uygulamasında üst sıralarda olan mekanlara bakarken biri manidar adı ile bizi cezbetti – Balls & Glory . Burada günlük 3-4 çeşit devasa köfte çıkıyor. Yanında salata veya patates püresi ve bol bol bira. Ben domuz etinden ıspanak dolgulu olanı denedim ve bayıldım. Kırmızı etlerin hepsi domuz. Ancak domuz istemeyenler için tavuk çeşidi de var. Bir de şarküteri (bacon, sosis vb) hariç pek domuz sevmememe karşın çoook beğendim. Az domuz severlere bile öneririm. Mekanın kendi biralarını da denemeden gelmeyesiniz. 🙂

Gent Kalesi Nam-ı Değer Gravensteen

Yemekle kalori yüklendikten sonra istikamet Gent’e gezme amacıyla gelmiş herkesin en azından bir önünden geçeceği Gravensteen Kalesi. Üzerindeki Belçika, Flaman Bölgesi ve Gent bayrakları ile hala orta çağı yaşatan uzaktan büyük ama yakınına gidince tuhaf bir şekilde küçük duran bir kale burası. İnanması güç ama 12. yy’dan beri ayakta duruyor. Girişi 10 euro ve içinde o zamanlara dair sergiler var. “Avrupa’da kale” konseptine ölümüne doymuş biri olaraktan, onu dışarıdan sevmekle yetindim. Kaleler hakkıda görüşüm “taş üstüne taş” şeklinde olduğu için o 10 euro’yu alıp yarım metrelik ve 1.2 litrelik bir Belçika birasına yatırmaya karar verdim. Olaylar nasıl gelişti gelin bir sonraki maddede anlatayım.. 🙂

Belçika Birası ile Sarhoş Olmaca

Biranın tartışmasız EN kutsal ülkesindeyiz. Bir ülkede tüm barlar & publar harika mı olur? Tüm biralar nasıl lezzetli olur? Olunca oluyor işte. Gitmeden ilk araştırdığım konu bira üzerine lazer nokta atışı bir mekan önerim var: Dulle Griet.

Vrijdagmarkt Meydanı üzeirinde yer alan bu mekan dışarıdan çok gösterişli durmasa da içeride tam 260 çeşit Belçika birası bulunduruyor. Gent şehrinin en çok bira çeşidi bulunduran barı ünvanına da sıkıca yapışmış, yıllardır bırakmıyor. En ünlü ve eğlenceli birası 1.2 litrelik özel tüpte gelen gelen (üst foto) Belgian blonde veya brown ale birası. Mekanda söyleyen bir kaç kişi görünce menüye bakmadan garsona yapışıp “o kocaman biralardan istiyorum” dedim. “Yerine otur geliyorum” dedi.. ilk anda anlamadım.

Yerime oturunca “blonde mu? brune mu?” diye sorup “brune” cevabını alınca “sağ ayakkabını alayım dedi”. Ben şaşkın şaşkın bakarken karşı masadakiler ayakkabısız ayaklarını gösterdiler. Anladım ki sağ ayakkabı bira bardağını (düzenek diyelim ona) çalmamak için kapora. Hiç düşünmeden hemen verdim ve değerlime kavuştum. 🙂 Ayakkabıları barın tavanında (4 metreden yüksek) bir kovada tutuyorlar. (aşağıdaki sağ foto). Hesabı ödeyip bardağı teslim alınca geri veriyorlar. 🙂 Yalnız hiç yarım saat içinde 1.2 litrelik 10% küsür alkollü Belçika birası içmemiştim. Bu noktadan sonra zaten bayıldığım Gent; çok daha bir güzel gelmeye başladı.

Bir Takım Tatlı Şeyler 

Gent’te geçirdiğim gün içinde sadece tatlı olarak şunları yedim: nutella kaplı Belçika waffle’ı, sayısız Belçika çikolatası (favori şampanyalı beyaz çikolata trüfleri), dışı çikolata içi marshmellow kaplı devasa bir kurabiye ve “cuberdon”. Önce en değişik olandan başlayalım yani cuberdon. Nedir bu cuberdon? koni şeklinde, menekşe renginde (ve tadında; zira menekşeden yapılıyor) dışı sert içi jelibon gibi yumuşak bir şekerleme. Belçika’ya özgü bu şeker özellike Gent şehri ve çevresinde ünlü. Hatta “Gent’in burnu” (Gent’s nose) da deniliyor. Hafif ekşi şeyleri sevdiğim için bayıldım.

Oturup tatlı yemek ve kahve içmek için minnoş bir cafe önerisi isterseniz gene nokta atışı bir önerim var. Çünkü biracılarılarımı ve tatlıcılarımı önden araştırdım dostlar. 🙂 Adı: Julie’s House. Hem klasik pasta ve cup cake’ler hem de Gent’e özel tatlıları olan aşırı tatlış bir mekan. Ayrıca coconut aromalı filtre kahvesi var. Daha ne olsun?

Gent Demişken.. Hardal İşleri

Gent’e gideceğimi duyan herkes ama herkes “hardal almadan gelme” dedi. Normalde hiç hardal sevmeyen ve yemeyen ben bile merak ettim. Şehrin en ünlü hardalcısı Tierenteyn – Verlent’e geldip bir tadım yaptım, eksik kalamazdım. Hardal sevmeyen biri olarak açıkça söyleyebilirim Gent hardalı güzel. Çünkü mayonezimsi bol yağlı başka bir sosla seyreltmiş gibi. Ama gene hardal-sevmez olarak almadım. Ben ketçabın içine döktüğüm acı sosumla çok mutluyum. Eminim hardal sevenler bayılıp bol bol alacaktır benim yerime de. 🙂

 Bir Sonraki Gidişimde Yapmak İstediklerim

1)Müze gezmek; başta da Gent Tasarım Müzesi Sınırlı zamanda kısmen güneş ışığından bol bol yararlanma isteğim nedeniyle, kısmen de 10% ve üzeri harika Belçika birası tüketimini abartmam nedeniyle buraya gidemedim. Aklımda kaldı çıkmıyor, kısmet bir sonrakine diyelim.

2)Gent Market Hall : buraya kapanış saatine yetişemeyip dışarıdan bakmakla (aşağıdaki foto) yetindim. İçerisi tam bir yemek pazarı; tavandan asılı etler vb varmış. Meraktayım.

3) Gent Graffiti Caddesi – Önden araştırıp kaydetmeme karşın gidince tamamen unuttum. Aslında unutmadım, nedense burayı Amsterdam’da sanmaya başladım. 🙂 Alcohol is bad. mmm’kay?

4) Yerel Belçika biralarından ufak bir markanın üretim yaptığı yeri gezmek: Mesela La Chouffe – çünkü alttaki foto herşeyi anlatıyor 🙂

5)Daha çok sokak sanatı görmek : şehirde yerlerini & sanatçılarını öğrenmek.

Şimdi söz sizde. Gent’e ufaktan da olsa sempati beslemeye başladınız mı? Önceden gittiniz mi? Nereleri keşfettiniz? O ayakkabıyı verip bira bardağını çalacak mısınız? Gent hakkında söylenecek herşeyi duymak istiyoruum. Mutlaka yorum bırakın. 🙂

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

5 Comments

  1. Nisan 6, 2017 / 7:38 pm

    Gent benim kalbimde bir yaradır! Üniversitede erasmus’ta Gent çıktı; ama ben hayatımın en en en saçma kararını verip gitmedim. Ömrümdeki en büyük pişmanlıklarımın başında bu geliyor. Brüksel’den trenle Brugge’e giderken Gent’ten geçmiştik ve inan ağlayacaktım.Şimdi yazını okuyunca da içim bir garip oldu…. Yani diyeceğim o ki evet insan en çok yapmadıklarından pişman oluyor. O yüzden yapmak, harekete geçmek, yola çıkmak lazım! Sen sanırım bu konuda bayağı iyisin 😉 Hayranlıkla takip ediyorum.

    • zeynepcansoylu
      Nisan 7, 2017 / 11:47 am

      sende en azından erasmus’a başvuracak vizyon varmış. ben “aman Atıl’la başka şehirlere gidersek, uğraşmam” deyip başvurmamıştım bile. DEV salaklık! üstelik bizim okul Portekiz’e bile yolluyordu.

      kısmet daha büyüyüp yaş alıp çılgınlar gibi gezeceğimiz bu dönemeymiş diyorum. 🙂

      Amsterdam, Paris veya Brüksel gibi ana büyük bir metropole gittiğin bir vakit mutlaka günü birlik Gent’e uğra. Erasmus’a gitmeyerek çok şey kaçırmış olabilirsin (olabilirim) ama bence telafisi yok değil. 🙂 güzel yorum için çook teşekkür ederim. güzel yorumlar aldıkça daha motive araştırıyorum, geziyorum ve yazıyorum. kocaman öperim 🙂

  2. Nisan 7, 2017 / 6:30 am

    Gent gezisi öncesi ilaç gibi geldi 🙂 Şu ayakkabı bırakmalı yere muhakkak gideceğim 🙂 Çok açıklayıcı ve yol gösterici bir yazı olmuş. Eline sağlık..

    • Nisan 7, 2017 / 7:00 am

      Kesinlikle Nilgün’e katılıyorum, sırf o ayakkabıyı bırakmak için oraya gidilir 🙂 ayakkabı alırsın boşver götür bardağı dedim ama beni dinlemedin, ben yaparım belki kim bilir 😀

      • zeynepcansoylu
        Nisan 7, 2017 / 11:51 am

        İkinize de çook kocaman teşekkürler tatlış yorumlar için. 🙂 Ben daha 2 haftalık air max’larımı bırakmaya kıyamadım. 😀 bir de ufacık bavulumun boyu muhtemelen bardaktan kısaydı. ayrıca nereme sokup dışarı çıkrayım gibi kafamda deli sorular. 🙂

        gent’e gidip buraya uğrayan mutlaka anında bana haber etsin der, güzel haberlerinizi beklerim 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir