Porto’da Bir Gün: Porto Gezi Notları

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Portekiz’in kuzeyindeki ikinci büyük şehri Porto denince akla ilk önce Porto şarabı, leziz yerel yemekler, kendine özgü çekiciliği ve köklü tarihi geliyor. Ülkenin büyük kısmını etkileyen 1755 büyük Lizbon depreminden zarar almadan çıktığı için, tarih meraklısı gezginlerin Portekiz’de en sevdiği destinasyonlardan biri. Portekiz’e gitmeden internet araştırmalarımda özellikle yabancı kaynaklı bloglarda “Lizbon’u geç, Porto’yu seç” tadında yazılar okumuştum. Büyük şehir-sever olarak Lizbon’u geçemedim tabii ama iyi iki Porto’yu seçmişim. Gerçekten de çok kendine özgü ve şeytan tüyü olan bir şehir. O ülkenin en büyük şehri olmayan ama çok sevimli tüm şehirlere yaptığım gibi İzmir bebişime benzettim Porto’yu. (gerçekte benzemiyor 🙂 )

Sözü daha fazla uzatmadan Lizbon’dan sabah 8’de kalkan trenle (bileti şuradan aldım – gidiş dönüş 25 euro ile) tam 3 saat sonra 11’de yere ayak bastığım Porto’da bir günü ve Porto gezi notları konusuna geleyim. Porto’da geçirdiğim biraz yorucu ve bolca keyifli günde yaptıklarımı adım adım anlatıyorum..

  • Tren garına ayak basar basmaz 2. çıkışa (salida 2) yani herkesin gittiği yönün tersine gidin ve über’inizi güzelce çağırın. Ana çıkıştan çıkıp taksi sırası beklemeyin derim hızlı bir başlangıç için.
  • Porto şehri ortasından geçen Duoro Nehri ile iki bölgeye ayrılıyor. Bölgeler Porto ve Gaia. Ana hatları ile iki bölgedeki gezilecek yerleri bir günde gezebilirsiniz.
  • Detaylı gezmeyi sevenlerdenseniz (ben öyleyim 🙂 ) , bir de yakınlardaki Porto şarabı bağlarına gideyim derseniz en az üç gün ayırmakta fayda var.

1)Adı Gibi İhtişamlı – Majestic Cafe

O zaman yeni bir yere gidince en büyük ilgi alanı yemek olan herkes gibi ben de koşarak yemeğe girdim. Önceden araştırdığım yerli – yabancı tüm kaynaklarda Cafe Majestic, mutlaka gidilmesi gereken yerler listelerinde yıldızdı. 1920’lerde açılan bu cafe, döneminin “Belle Époque” tarzı ihtişamını fazlası ile yansıtıyor. Sabah kahvaltısı, tüm öğünler ve özellikle 5 çayı zamanlarında gidilebilir. Tatlıları ve şarapları ile de mutlu eden adı gibi “majestic” bir yer. Ayrıca günün her saati servis ettikleri ve kendi stillerinde yaptıkları “french toast” da en fazla ilgi gören yemeklerden biriydi.

Bir de yöresel yemeklerden #francesinha sı mükemmel. Nedir bu yemek? Bol şarküteri, biftek üzeri peynir; altı ekmek ve sıcak sos. “Francesinha aklıma yattı. En iyisi nerede yenir?” derseniz internet dünyası oy birliği ile Cafe Barcarola (adres: Rua de Costa Cabral, 213) diyor.

yemekler soldan sağa: french toast, francesinha ve şarap soslu ördek

Web Sitesi: http://www.cafemajestic.com/en/Utilities/Homepage.aspx

Adres: tık tık 

2)Aşırı Ünlü Kitapçı Livreria Lello

Erken bir öğle yemeği üzerine kahve bile içmeden hemen 1.5 km yakınlardaki efsanevi kitapçı Livreia Lello’ya doğru hızlı adımlarla yürüyoruz. Bir şehirde kitapçı, kütüphane, kitap satan bit pazarı varsa ben anında ordayım. Bizimkiler huyumu bildikleri için “daha etrafı görmeden kitapçı ne ola ki?” demediler, geldiler. Kitapçıya varıp hızla içeri girerken dünyalar tatlısı genç bir kız bizi durdurup “biletlerinizi görebilir miyim?” dedi ve gülümsedi. Gülümsemesinden şaka yapıyor sandık ama gerçekmiş. Sokağın köşesine kişi başı 4 euro olacak biletlerimizi almaya yollandık. Kitap alınca bu 4 euro kitabın tutarından düşecekmiş, bilgilendirdiler.

hayalimdeki mekan 🙂 görsel: google’dan

Gelmeden araştırdığım için içerideki kıvrılarak çıkan kırmızı harika merdivenleri, renkli cam tavanı vb tüm harika şeyleri biliyordum. Ancak bilet alıp içeri girince işler değişti. “Keşke google araştırmalarımdaki fantazi olarak kalsaymışsın Lello” dedim. Bir kere adım atacak yer yok. Her metre kare foto çeken insanlarla dolu. Kimsenin derdi kitap almak değil. Merdivenlerde nasıl bir poz verme sırası var anlatamam. Merdivenler de aşırı kullanımdan eskimiş, tabanları beyazlamış zaten. Bir kaç genel foto çekip hemen üst kata İngilizce kitapların olduğu bölüme yollandım. Birşeyler alıp hızlıca çıktık. Toplamda tüm deneyim 15 dakika sürmüştür. “Olmasa da olur” klasörüme ekledim burayı. Ancak gidip bizzat görmesem gözümde büyütür de büyütürdüm. 🙂

gerçekteki durum 🙂

3)Porto Üniversitesi, Meydanı ve Aslanlı Çeşmesi

Kitapçıdan çıkınca hemen sağdaki meydan ve aslanlı çeşmesi dikkatimi çekti. Sonra karşımda Porto Üniversitesi’ni görünce çok sevindim. Çok yakın arkadaşlarımdan Merve, burada Erasmus’a gelip Porto’ya aşık olmuştu. Porto yapılacaklar listesinde pek olmasa da okulun çevresini şöyle bir gezindim. Hafta içi geldiğimiz için öğrenciler okuldaydı ve değişim programına gelen bir sürü öğrenci vardı.

Kampüs ortamı ve çevresindeki kafelerde takılmayı sevenlere güzel bir kahve molası olabilir burası. Aslanlı çeşme manzaralı bir yere oturup tonikle seyreltilmiş Porto şarabı “Porto tonico” içilebilir. Bir de burada bir kaç tane kaçış oyunları oyun evi var; meraklılarına duyurulur.

4)Özgürlük Meydanında 360 Derece Gezinme

Yeni bir yere gidince “neresi buranın meydanı?” sorusunu soranlardan ve meydan yoksa üzülenlerden misiniz? Ben öyleyim. Üzülmeye gerek yok; Porto’nun meydanı 360 derece döne döne gezilebilecek Liberdade Square. Meydanda at üstünde devasa heykeli ile Kral 4. Peter sizi karşılayacak. Bir de tüm bankaların en süslü, en bakımlı binaları burada.

Şehir turu yapan City Bus tadında tüm firmaların da otobüsleri için ilk kalkış durağı burası. Aslında mimar vb değilseniz, meydanda içi gezilecek önemli biz cazibe merkezi bina yok. Şöyle bir bakıp hızlıca kendinizi ara sokaklara atabilirsiniz. Bir de şehrin en “süslü” Mc Donalds’ı burada yer alıyor. Sırf ne kadar süslü diye bakmaya gelenler varmış. Benim aklım almadı. 🙂

5)Porto Katedrali (Daha Da Önemlisi Epik Manzarası)

Bir şehre gittiğimde aklıma hayatta katedrale (yani dini bir yerlere) gitmek gelmez. Meydanlar, tepeler, yemekler, barlar ve müzeler önceliklidir. Ama bu katedralin ha-ri-ka bir manzara terası var. Zaten önceden okuduğum için geldim. Dışarıdan büyük, tarihi pek de numarası olmayan bir katedral. Ama terasına geçince işler değişiyor. Karşıdaki Gaia bölgesine bakan, bakarken de kiremit rengi çatılar, mavinin en güzel tonlarında seramikler ve balkonlardan püfür püfür uçuşan çamaşırlara bakıyor. 180 derecelik, döne döne gezilesi bir manzarası vardı. Bir de şehrin en turistik yerlerinden biri olduğu için harika müzik yapan sokak sanatçıları vardı. Nereye bakacağımı şaşırınca, tam benden bekleneceği üzere katedralin içine girip gezmeyi unuttum tabii sdhfgdh.

Katedralin güzel manzarasına gözlerimiz alışınca (yaklaşık 15 dakika sonra) buradan merdivenlerden yokuş aşağı inmeye başladık. Seramiklerle büyülendik, ev kedisi görüp sevdik, bol merdivenli daracık sokaklarda zıplamalı pozlar verdim..

6)I. Luis Köprüsünden Yürüyerek Gaia Tarafına Geçiş

Porto Katedrali’nden yokuş aşağı inince çok güzel mahallelerden geçip 1. Luis Köprüsü’ne geldik. İki katlı devasa bir köprü ve tamamen şansımıza alt katına girdik. Üst katında araç trafiğine ek olarak tren yolu geçiyor ve kabak gibi güneşin altında. Haziran başında şehirde 30 derece hissedilen 25 derece bol güneşli bir hava hakimdi. Sıcak dönemde gidiyorsanız, ırmağa daha yakın ve püfür püfür esen alt katından geçecek şekilde yolunuzu denk getirin derim. Köprünün yaya kaldırım kısmına çıkınca manzaranın güzelliğine hayran kalıp iki dakikada yürünecek yolu yarım saatte tamamladık.

Altımızda Douro Nehri, nehirde harika botlar, arkamızda Porto Bölgesi ve yokuşlu sokakları, önümüzde Gaia Bölgesi, teleferik, Porto şarabı tadım ve tur merkezleri.. Sanırım Porto’da en sevdiğim aktivite I. Luis Köprüsü üzerinden yürüyerek Gaia tarafına geçmek oldu. Genelde gezdiği yerlerde “beni şunla tek çek” demeyi akıl edemeyen ben bile, bu köprü ile tek çekilmek istedim. Tabii ki her mutlu olduğum anda yaptığım gibi zıpladım 🙂

Porto'dan sıcacık selamlar 🙋🏻🇵🇹 Sıcak derken 20 küsür derece ve bol güneşli. Saat henüz 2 ama biz 14km'yi gördük. 🙆🏻 Nereleri gezip neler yaptık? Başlıyorum anlatmaya 1️⃣Tren garından inince ilk iş buranın ikonik kafesi Majestic Cafe'ye gittik. Tatlıları ve şarapları ile aşırı ünlü ve dekoru eski zamanların ihtişamını yansıtıyor. Bir de yöresel yemeklerden #francesinha sı mükemmel. Nedir bu yemek? Bol şarküteri, biftek üzeri peynir; altı ekmek ve sıcak sos. 😍 2️⃣Porto Katedraline ve terasının manzarasına hayran kaldık.(story'ye bi bakın derim 😘) 3️⃣Luis 1. köprüsünden yürüyerek geçtik ve manzaranın güzelleğine hayran kaldık. 4️⃣Duoro nehri kenarında yürüdük (bu foto da ordan) 5️⃣Aşırı ünlü kitapçı (o kadar ünlü ki giriş 4 euro! 🙊) Livreria Lello'da gezinip kitap aldık. 6️⃣Şehirin iki bölgesi var: Porto ve Gaia – nehir ikiye ayırıyor. İki tarafın kenarında da bol bol yürüdük. 7️⃣Gaia'daki teleferiği gözümüze kestirdik birazdan bineriz. 8️⃣Calem'de kısa Porto şarabı turları ve eğitimleri olduğunu gördük. Ama benim şarap ilgi ve yeteneğim yok,gitmedik. Sizler mutlaka gidin olur mu? 9️⃣Porto merkeze tam Porto Üniversitesinin karşısındaki Aslanlı Çeşme kenarında biraz soluklandık. 🔟Şimdi evdekilere hediyelik Porto şarabı alma işine girdik. Porto şarabı yüksek alkollü ama kolay içimli. Mayalanırken içine brandy katılıyormuş. 💃🏻🍷🇵🇹 Özetle Porto'ya bayıldık 💃🏻 Yolunuz Lizbon'a düşmüşken günü birlik de olsa gelin derim. Daha fazla detay ele geçirdiğim @checkingidin hesabında ve özellikle story'lere bakın bayaaaa bir detay var💃🏻💃🏻

A post shared by Zeynep Cansoylu (@zeyneppcans) on

7)Duoro Nehrine Karşı Keyif Yapmaca

I. Luis Köprüsü’nden kendimi koparmayı başarınca artık şehrin Gaia tarafındaydım. Sokaklarında günümün yarısını geçirdiğim, bol bol yürüdüğüm ve çok sevdiğim Porto Bölgesi’ne karşı kıyıdan bakıyordum. O anda 1755 depremini ve Porto’nun zarar görmediğini bilmiyordum. Ama Porto, Lizbon’dan daha geleneksel ve köklü geldi gözüme. Lizbon metropoldü, cazibe merkeziydi, 190 milletten yemek yapan restoranların olduğu yerdi. Porto daha kendi halinde, geleneklerine bağlı, göze batmayı sevmeyen ama daha mutlu ve huzurlu küçük kardeşi gibiydi.

Bu düşüncelere Duoro Nehri’ne karşı tur botlarını izlerken, ufak parkta dalmıştım. Avrupa ağırlıklı gezer biri olarak artık bot turu yapmayı reddetme gibi tuhaf bi huyum var. (kale de gezmiyorum! kaleniz batsın! dshdjs) Neyse, siz benim gibi yapmayın güzel bir bota atlayıp 15 ile 75 euro arası değişen fiyatlarla nehir turunuzu yapın. Olur mu?

8)Porto Şarabı Tadımı 

Önce bana Porto şarabını uzun uzun anlatsınlar sonra da uzmanlar eşliğinde tadım yapayım derseniz iki süper önerim var: Calem veya Sandeman. Buralarda önce şarabın tarihi, yapılışı, yıllanması anlatılıp mahzenler gezdiriliyor. Sonra da bol çeşitli ve bol alkol oranlı bir tadım yapılıyor. Şaraptan anlamadığım, anlama çabalarımın hep hüsranla sonuçlanması, midemin şarapla hiç uyuşmaması sonucu kendime bu yatırımı yapmanın yersiz olacağına karar verdim. Ama şarap severler mutlaka gitsin. Tamam mı?

Porto’ya kadar gelmişken geri kalamazdım. Biz de Sandeman’in barına oturup 10 yıllık Tawny Rose Porto şarabı bir de beyaz Porto şarabına tonik ve buz katılması ile yapılan “Porto Tonico” söyledik. Rose şarabı içince bunun şarap değil bir tür likör olduğunu düşünmeden edemedim. Zaten Porto şarapları mayalanırken brandy likörü ekleniyormuş. Açıkçası ilk görüşte aşk değildi ama zamanla sevdim. Giderek de sevgim artıyor. Hatta bu yazıyı yazarken an itibari ile beyaz Sandeman Porto şarabıma devasa buz küpleri ekledim keyifle içiyorum. 🙂 Tek üzüntüm keşke daha çok Porto şarabı atsaymışım bavula..

9)Gaia Sokaklarında Kaybolmaca + Teleferik

Duoro nehrine uzun uzun bakıp, Porto şarapları hakkında bilgi sahibi (ve hafiften sarhoş) olduysak durmak yok, yola devam. Şimdi maviliklere arkamızı dönüp ara sokaklarda kaybolmaca var yapılacaklar listesinde. Özellikle Gaia bölgesi ara sokaklarında Portekiz gezim boyunca gördüğüm en güzel seramikler (nam-ı değer azulejo’lar) vardı. Nereye bakıp, hangi binayı fotoğraflayacağım diye sinir stres oldum. Sonra mavili sarılı favori seramikli binamı buldum.. Güzel seramiklere sırtınmı dayayıp  harika bir profil fotisi için kameraya kocaman gülümselim. 🙂

Sokakları gezmekten yorgun düşünce Gaia’nın içinde tepeye çıkıp inen teleferiğe binebilirsiniz. Tepede soluklanır, belki yeniden Porto şarabı içer ve bol bol foto çekerek Gaia’ya geri dönersiniz. Sonuçta vaktiyle devasa bir imparatorluk olan ülkenin en iyi korunmuş şehrindeyiz. Her türlü ve yüksek açıdan bakmak gerek.

10)Şehir Turu Otobüsleri ile Hızlandırılmış Porto Turu

Zaman dar, görülecek yer çok ve güneş tepede olduğu için turistlere özel iki katlı otobüs turlarına bindik. Genelde pek sevmesem de bir şehirde zamanım az olunca tutuşup biniveriyorum. Mesela süper yağmurlu Glasgow‘u city bus olmasa bir günde gezemezdim. Neyse, konuya dönecek olursam 20 küsür durağı olan ve sonunda şehir içinden çıkıp ek 40 dakika yol giderek Atlas Okyanusu kenarına giden bir şehir otobüs turuna bindik. Bu sayede ülkenin tarihi, Porto’nun önemi bir de ana meydandaki 45 metrelik kolon ve kolonun en üstündeki aslanların Portekizi – altındaki kartalların ile Fransa’yı simgelediğini öğrendim. Sanat ve mimari ile çaktırmadan Napoleon’a laf çakmışlar sanki..

11)Parklarda Yatıp Yuvarlanmaca – Jardins do Palácio de Cristal

Otobüs turunu tamamlamaya yakın gözüme girişinde devasa “P O R T O” yazan ve planetaryumu gözüken bir park takıldı. İç güdüsel olarak çok gezmek isteyince indik. Tam iş çıkışı saatine denk gelmiştik. Ufak çaplı bir festival vardı, yemek standları, gölde kano yapanlar, sürekli çalan müzik. Bir de çocuğunu kapan gelmişti cıvıl cıvıldı ortam. Portekiz muhtarı olduğumuz için insanların çalışma saatlerini araştırdık, hayat standardları üzerine atıp tuttuk. Çimlerde oturup Super Bock biramızı içtik ve Porto’yu kısa süre için de olsa gördüğümüz için çok mutlu olduk. Yakınlarda yerel bir şeyler bulamayınca hamburgere girip sonra tren garının yolunu tuttuk.

Benim saydıklarım dışında Porto’da yapılacak tonla şey var. Maddelersem:

12)Atlas Okyanusu ile Buluşma

Tren saatimiz yaklaşmasa kesinlikle gitmek isterdim. Güney Afrika’dan sonra aşırı okyanus-sever oldum. İçimde kaldı Atlas’ı yakından görememek.

13)Müzeler & Galeriler

Güzel hava, püfür püfür esen nehir kenarı ve içilen Porto şarapları sonucu müze gezemesem de internet araştırmalarıma göre favoriler listem şöyle: (evet içinde altından, süsten ölen Arap odası olan Borsa Müzesi’ni bilerek koymadım. 😀 )

-National Museum Soares dos Reis: Porto’nun ve hatta tüm ülkenin ilk müzesi ünvanına sahip bu müze tam tamına 1833 yılında açılmış! Özgürlük Meydanı’nda at üzerinde devasa heykeli olan 4. Peter’ın açtığı müzede Portekizli sanatçıların eserleri sergileniyor.

Bu arada “Reis” kelimesi “Krallar” anlamına geliyor, aklınıza başka bi’ şey geldiyse belirteyim dedim. 🙂

Museu Serralves Modern Sanat Müzesi : sanat müzesi olmasına ek olarak 18 hektarlık devasa bir parkı da var. Pazarları ücretsiz, bir saatten evvel çıkan görülmedi diyor internet dünyası

-Portekiz Fotoğraf Merkezi: Turizm bakanlığının kurduğu merkezde Portekiz’e dair her türlü fotoğraf ve bilgi için

-Tramvay Müzesi: normalde kötü bir fikir ama Portekiz’de tramvayları deneyimleyince müzesi olması mantıklı geliyor.

-Miguel Bombard bulvarı üzerindeki sanat galerilerini gezmece: Cumartesi günleri çoğu galeride canlı müzik de oluyormuş.

14)Sardalya İşleri

Ülke geneli sardalya ile ünlü olsa da bu işi sahiplenen şehir Porto. Normalde pek sevmesem de ufak bir tadıma gidip konserve alabilirdim. Tamamen atladım, bu içimde kaldı. Denk gelirse Porto gezisini Sardalya Festivali’ne getirmek de güzel bir seçenek olabilir. Bir de vaktiyle iş yaparken tanıştığım Porto’lu bir arkadaşımın sözünü paylaşmak isterim. Ricardo derdi ki “kadının iyisi sardalya gibi olur. zayıf ve ufak tefek!” 🙂

15) Casa de la Musica’da Konsere Gitmek

Porto’da gece geçireceklere uygun harika bir aktivite. Biletleri şuradan kovalayabilirsiniz.

16)Mercado do Bolhao Deneyimi

Burası Porto’nun tarihi pazarı. Alışveriş yapmayacaksanız bile ortamı görmeye, yerellerin arasına karışmaya gelinir. Tarihi 1850 yılına dayanıyor. İnternette dönen bilgilere göre bol renk, koku, tat ve özgünlük varmış.

Şimdi söz sizde – Aklınıza yattı mı? Porto’ya gider miyiz? Gidenlerin güzel anıları var mıdır? Mutlaka yorum bırakın!  🙂

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

4 Comments

  1. Haziran 30, 2017 / 7:08 am

    Livreiro artık bilet kesiyor demek! Ben gittiğimde öyle değildi be fotoğraf çekmek yasaktı. Kaçak kaçak telefonla bir iki kare çekebilmiştiö ancak.

    • zeynepcansoylu
      Haziran 30, 2017 / 11:30 am

      hem bilet kesiyor, hem de millet tripodla fln foto çekiyordu 🙂

      zaten merdiven eskmiş, beyazlamış. kitap seçenekleri (ingilizce olanlar da) bayaa yetersizdi. biz sonra havaalanından daha iyi kitaplar (ing) bulduk aldık.

      ama gitmesem DEV içimde kalırdı. 😀

  2. zeliha
    Eylül 14, 2017 / 7:36 pm

    Sevgili Zeynep çok akıcı ve özendirici anlatmışsın mutlak çok yararlanacağım yazdıklarından,daha nice heyecanlı geziler,sevgiyle kal kuzey almanyadan selamlar-

    • zeynepcansoylu
      Eylül 18, 2017 / 4:31 pm

      çok teşekkür ederim güzel yorum için 🙂 aşırı motive oldum, sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir