Paris’e Gitmiş Gibi Olmak İçin Paris Filmleri Önerileri

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

görsel: thrillist

Paris.. dünyamızın en iyi korunmuş, en estetik, en köklü, en dört mevsimi ayrı güzel şehirlerinden biri. Sanki zamanın başından beri varmış hep de böyleymiş gibi. Sanatın her dalında sayısız esere ilham veren, gene de tükenmeyen şehir. Romantik, realist, hipster, gezgin, turist, işkolik vb vb kim olursanız olur Paris’e aşık olmak için bir neden bulacağınıza eminim. Paris hakkında en sevdiğim söz yazar Henry Miller’a ait. Miller diyor ki “Paris’i bilmek, çok şey bilmektir.” Benim gibi Paris’i özleyenlere Paris’e gitmiş gibi olmak için Paris Filmleri Önerileri Listesi hazırladım. Haydi başlayalım..

1)The Dreamers

The Dreamers, Paris’in en ikonik zamanı olarak 1968’lerde geçiyor. Paris’e üniversite okumak için giden Amerikan bir çocuğun Parisli iki kardeşle farklı ilişkisini anlatıyor. Arka planda bolca Paris, 1968’lerin şiddet içeren öğrenci isyanları/protestoları var. Bu farklı üçlüyü bir araya getirden şey sanat sevgileri. Tanışma mekanları ise Paris’te yer alan ve dünyanın en geniş sinema arşivine sahip Cinémathèque Française.

Filmin yönetmeni Pariste Son Tango filminden hatırlayacağınız Bernardo Bertolucci. Yönetmenin tarzından gelen bolca sevişme sahnesi ve erotizm var. Öyle ailecek mısır patlatıp izlenecek bir film değil. Uyarmadı demeyin. =) Ancak 68’lerde geçmesi, sanatın her dalına bol bol gönderme yapması, erotizm içermesi ve yer yer absürtlüğü ile Paris ruhuna çok uygun bir film benim gözümde. İzlemediyseniz listenize alınız.

2)Midnight in Paris

Woody Allen’a en iyi senaryo oscar ödülü kazandıran bu filmi izlerken Paris aşkım o kadar kabarmıştı ki.. anlayamazsınız. Çünkü Midnight in Paris filmi Paris’te geçmesinin yanı sıra, farklı zamanlara gidiyor. Yani Paris’i 2000’lerde, 1950’lerde, 1920’lerde ve daha eski dönemlerinde görebiliyoruz.

Filmi izlememiş olanların, film hakkında tek kelime okumadan ivedilikle izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Ben her sahnesine, her anına bayıldım. Ayrıca nostalji ve eski dönemlerin daha iyi olduğu inancı konusuna da çok güzel değinmiş. Bu filmi izlemediyseniz yazının devamını okumadan hemen izlemeye… haydi haydi!!!

3)Paris, je t’aime

Paris’in ve ikili ilişkilerin başrolde olduğu efsanevi bir film Paris, je t’aime.. Tam 20 farklı yönetmenin bakış açısından 20 farklı aşk hikayesi izliyoruz. Kimisi kısa, kimisi uzun, kimisi komik, kimisi hüzünlü. Paris’in farklı semtleri de sürekli arka planda dönüyor. Filmin çekilip editlenmesi tam dört yıl sürmüş… Sırf bu yüzden bile izlenir. İzleyince bana favori hikayelerinizi ve sevmediğiniz kısımları yazın.. Azıcık sanatsal gıybet edelim. =)

Bu filmde beni en çok etkileyen kısım efsanevi yazar Oscar Wilde’ın mezarını ziyaret ve kırmızı ruj sürüp öpme kısmıydı. Oscarcığım da o sahnede kısa bir gözüküyor. Neyse, filmin çok sürprizini kaçırmayayım. Ancak filmi izledikten yıllar yıllar sonra ben de gittim o mezara. Yukarıdaki yeşil renkli linkten deneyimimi okuyabilirsiniz.

4)Ratatouille

“Bir cümle evvel Oscar Wilde’dan konuşurken şimdi bir animasyona nasıl geçtin?” diyebilirsiniz ama Ratatouille sıradan bir animasyon film değil. Gerçekten değil. Ana karakterimiz fareciğin bir gün çok yetenekli bir şef olma hayali var ve peşinden gidiyor. Çevresindeki tüm fareler çöpten beslenirken o hep gurme yemekler yapma peşinde. Televizyonda yemek programlarını ve süperstar şefleri izliyor ve büyüleniyor. Kişisel idolü şef de Paris’te. Sonra birgün kanalizasyondan çıkıp bakıyor ki.. kendisi de Paris’te! Böylece bir restoranda iş öğrenmek için ahçı yamağı ile anlaşıyor ve macerası başlıyor..

5)Le fabuleux destin d’Amélie Poulain

Biliyorum, biliyorum uzayda veya bir kayanın altında filan yaşamıyorsanız Amelie’yi izlemişsinizdir. Ama kaçınız benim gibi 95509405 defa izledi? =) Amelie öyle ikonik, öyle katmanlı bir film ki her izleyişte başka detaylar, başka noktalar çıkıyor ortaya. İlk izlediğim 2000’lerden beri senelerdir her yıl en az iki defa izliyorum. Hala sıkılmadım. Bir de her doğum günümün sabahında eğer evdeysek baştan sona bu filmi izliyoruz. En az filmi kadar efsanevi müzikleri var bir de. (tüm soundtrack’i için tık tık) Söyleyin bana hangimiz Montmarte’da Amelie’nin izinden gezmedik? Filmde çalıştığı rivayet edilen cafe’de sütlü kahve içmedik? Sacre Cour’un merdivenlerini çıkarken gözümüz yerlerde mavi okları aramadı? #AmeliePoulaininAskerleriyiz

Şimdi söz sizde – Önerdiğim filmler hakkında ne düşünüyorsunuz? Hangilerini listeye aldınız? Sizin ek Paris’te geçen film önerileriniz nelerdir? Mutlaka yoruma bekliyorum.

ps: beni ve aylık kitap/film önerilerimi instagramdan takip etmek için – zeyneppcans

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

1 Comment

  1. Melda
    Nisan 11, 2018 / 6:37 am

    Before Sunset i unutmuşsunuz 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir