İlham Veren Kadınlar Serisi – Seçil Sağlam İle Tanışın

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 16. haftasından herkese selamlar & sevgiler. Her hafta bolca ilham veren, farklı hayatlar mümkün dedirten gezgin kadınlar ile röportajlara tam gaz devam.Bu arada ilham veren kadınlar serisi bugün itibari ile resmen dört aylık! =)  Bu haftaki ilham perimiz Seçil Sağlam, nam-ı diğer travelling parrot. Seyahat etmeyi kariyerine başladığı ilk günden itibaren işi haline getirmiş, havayolu, turizm, yazarlık gibi seyahatin her alında çalışmış ve çooook gezmiş biri Seçil. Dünyamızda artık sınırların pek kalmadığına inanıyor. İnanmakla kalmıyor, Mexico City’ye taşınarak inancını yaşıyor! Haydi o zaman elinize içeceğinizi alın, Seçil’in peşine takılıyoruuuz!

S:Gezdiğin yerlere, bloguna, çektiğin harika fotolara ve paylaştığın içeriklere hayranım. Seni tanımayanlar için kendini ve gezme/keşfetme tarzından biraz bahsedebilir misin?

C: Çok teşekkürler beğeni dolu sözlerin için:) Kendimi bildim bileli, ilkokuldan beri yazıyorum. Seyahat virüsünü de 16 yaşında ilk defa Avrupa’ya gittiğimde kapmıştım. Üniversitede İngilizce Öğretmenliği bölümünü bitirdim ancak aklım hep havayollarında çalışmaktaydı🙂 Dolayısıyla öğretmenlik deneyimimin ömrü iki sene oldu ve 25 yaşında Katar Havayolları’nda kabin görevlisi olarak işe başladım. Doha’da yaşadığım ve dünyanın çeşitli yerlerine uçma şansına sahip olduğum 2,5 sene benim için eşsiz bir deneyim oldu. Hala herkese söylerim isteğiniz varsa ve koşullar size uyuyorsa mutlaka yurtdışında hosteslik deneyimini yaşayın diye. Çünkü ben bir defa daha aynı seçimi yapardım.

Sonrasında İstanbul’a döndüm ve seyahatle ilgili işler yaptım. Çünkü amacım, hayatımda seyahati daimi hale getirmek ve hep canlı tutmaktı. 7 sene kadar önce, çeşitli acentalarda kişiye özel butik turlar, Ayhan Sicimoğlu ile Küba, Serra Yılmaz ile Toskana gibi konsept seyahatler düzenledim. Bir süre sonra ise ofis işlerinden tamamen özgür olmaya ve seyahat yazarı olarak hayatımı sürdürmeye karar verdim. Yedi yıldan uzun süredir de freelance olarak çeşitli dergilere ve web sayfalarına yazılar yazıyor ve hayatımı buna göre şekillendirmeye çalışıyorum.

S:Seyahatlerde (veya sonrasında) ne tür aydınlanmalar yaşadın? Hayata dair neleri “farkettin”?

C:Bir defa, yola çıkacak olmanın büyülü bir tarafı var. Bir yandan bilinmezlik, diğer tarafan yolun hayatına getireceği olasılıklar, hepsi heyecan verici. Seyahat hep kendime iyi geldiğim ve katman katman, her defasında bir tarafımı açarak beni geliştirdiğini düşündüğüm bir alan oldu. Dünya, aynı zamanda benim için gittikçe sınırların kalktığı bir gezegene dönüştü. Maalesef vize vs. gibi bürokatik zorluklarla karşılaşıyoruz ama yola çıkmak isteyeni kimse durduramıyor artık:)

Her seyahatin sonunda beni taşıyan ayaklarıma, gören gözlerime, hisseden kalbime ve hayata teşekkür ettim. Dünya üzerindeki milyarlarca insanı, hakları olmayan, zorluklar içinde yaşayan, seyahat özgürlüğü ya da imkanı olmayan pek çok kadını düşündüğümde ne kadar şanslı bir azınlık arasında olduğumu fark ettim. Demek ki benim misyonum da anlatmak, bu bilgileri paylaşmakmış diye düşündüm. Cesaret veren ve seyahat etmeye, ayağa kalkıp ilk adımı atmaya teşvik eden seninki gibi projeler de dünyada gereken ışığı, bilgiyi yaymak için gerekli araçlardan biri bence.

Gezdikçe kendimizi dönüştürüp daha iyi insanlar olma konusunda empati ve derinlik kazandığımızı düşünüyorum. Sosyal medya hayatımıza girmeden dünyanın pek çok yerini görme şansım oldu, o anlarla şu zamanı kıyasladığımda, o zamanlar gittiğim yerlerle daha fazla bütünleşerek kendimle kalabildiğim alanlar yarattığımı düşünüyorum. Başka bir şey düşünmediğinizde gerçekten deneyimin içinde oluyorsunuz. Bunun tadını alan bilir. Yani sosyal medya gibi bir kavramı düşünmeden deneyimin içinde olma hissi. Bu arada herkes için geçerli olmasa da seyahatlerini içselleştirebilenler bir süre sonra kesinlikle faydalı olmaya çalışıyorlar, gerek farkındalıkla yaptıkları seyahatlerle gerekse bir takım projelerle.

Aynı noktada, aynı poz. İki sene sonra💜

A post shared by Seçil Sağlam (@travellingparrot) on

S:Zamanının ne kadarını seyahate ayırıyorsun? En önemlisi “seyahate çıkma zamanı” hissi ne sıklıkla geliyor?

C:Seyahate çıkma dürtüsü genlerimize kodlu olduğundan pek geçmeyen bir his. Uçakta seyahat halindeyken bile havayolu dergisinin dünya haritasını açıp hala gitmediğim ne kadar çok yer olduğuna bakar, kocaman kıtalardan okyanuslara, çöllerden şehirlere hayallere dalar giderim. Yaklaşık 1,5 senedir Meksiko City’de yaşadığım için Meksika’da pek çok şehri görme şansım oldu. Hafta sonlarına sığabilecek yakın şehirlere ya da bir hafta süreli gibi programlar yaparak ülke içinde ya da yakın ülkelere mümkün olduğunca seyahat etmeye çalışıyorum.

S:Meksika’da yaşama nedenin nedir? Ve Meksika’da nasıl bir rutinin vardır? Biraz anlatabilir misin?

C:Meksika ile ilk defa iki sene önce tanıştım. Daha önce hiç Latin Amerika’ya gitmemiştim. Dört günlük bir Miami seyahatinin arkasına Meksika ve Guatemala’yı ekleyerek üç haftalık bir seyahate dönüştürdüm:) Üç haftanın sonunda, dönüş uçağına bindiğimde hayatımdaki pek çok şeyin değişeceğini de derinden hissediyordum. Gerçekten de bir süre düşündükten sonra İstanbul’da yaşadığım evi kapatıp, ‘denemek’ üzerine yola çıktım. Her seyahatin getirdiği bilinmezlik duygusunun verdiği heyecandan bahsetmiştim.

Bundan üç sene önce, üç günlüğüne gittiğim Venedik seyahatinde tanıştığım, iki gün üst üste Venedik’in labirent sokaklarında karşılaştığım ve ayaküstü sohbet ettiğim Meksikalı Ricardo’ya Venedik seyahatimden yaklaşık bir sene sonra Meksika’ya geleceğime dair bir mail yazmış, seyahatimin son durağı olan Meksiko City’de olacağım günleri bildirmiştim. O günler onun için uygundu, beni üç gün boyunca misafir etti ve şehri gezdirdi. Tabii Mexico City üç günde bitecek gibi değildi:) Dönüş uçağına bindiğimde Meksika’ya döneceğimden emindim. Elbete bu kararı hemen alamadım, aylar süren düşünüp taşınma sonunda gitmeye verdim.

Benimki Meksika’yı sevmiş olmamın dışında, çok güzel dile getirilen, Latin romantizminde ve onbin kilometre uzaktan hiç eksikliğini hissetmediğim bir sevgi için yaşadığım evi kapatıp, 23 kg. bavul ile tekrar yollara düşmekti 🙂 İlk gittiğimde herkes İngilizce konuşmadığı, ben de İspanyolca bilmediğim için hemen ait hissedemedim, ancak kendime ait rotalar, sevdiğim kafeler, semtler, kitapçılar, parklar, pazarlar gibi sevdiğim yerlerle, yalnız olduğum her anı doldurmaya başladım. Hatta eve birkaç minik kaktüs aldığım anı unutamam, ilk o an bir yere, eve ait olma duygusunu hissetmeye başlamıştım. Gezgin bir ruh olduğumu düşünsem de insanın bir tarafı ait olma duygusunu da arıyor.

Bir süre sonra bir miktar kelime dağarcığına ve iletişim kurabileceğim bir İspanyolca’ya sahip oldum, şehirde de belli ritüellerim oluşmaya başladı, bunlar ait olma tarafımı beslerken, bazı hafta sonları ya da tatillerde de Ricardo ile Meksika içinde bir yerlere veya yakın ülkelere seyahat ediyor olmak da gezgin ve bir yerde uzun süre duramayan tarafımı besliyor.

S:Seyahate dair ritüllerin var mıdır?

C:Seyahate dair çok belirgin ritüellerim yok ama döndükten sonra gittiğim yerlerle ilgili başka yazarların gözünden yazılanları okumayı seviyorum. Kendim yazmaya başlamak için de orayı özlediğim bir anı ve gerçekten içimden yazmanın geldiği zamanı bekliyorum. O zaman daha iyi ifade edebildiğimi düşünüyorum. O ülkeden getirdiğim objeler, ülkeye ait bir kahve ya da çantama attığım bir deniz kabuğu da yazıya başlamama yardımcı olabiliyor.

Kısa Kısa

  • en iyi seyahat arkadaşın kimdir:  Kendim 🙂 Her ne kadar Ricardo uyumlu ve iyi bir seyahat arkadaşı olsa da bir şehirle en iyi kendimleyken bütünleşebiliyorum.
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: İlk gün havayı koklarım 🙂 Bir de konakladığım yerdeki (bu Airbnb evi de olabilir, bir otel de) misafirlerin yararlanması için konulan şehir haritalarına, broşürlere uyumadan önce bakar, ertesi sabah beni yakalayan yeni bir bilgi ya da yer varsa orayı hedefleyerek güne başlarım.
  • yemeklerini en sevdiğin 3 ülke: Hint, Tay, İtalyan ve tek geçtiğim; dünyanın yeterince tanımadığı Türk mutfağı
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: Sicilya, Hindistan’ın Kerala bölgesi ve Meksika defalarca gidilebilecek güzellik ve zenginlikte
  • ruh ikizin şehir/ülke:Galiba San Francisco. Şehre hakim olan özgürlük havası ve insanların sıcak yaklaşımı beni çok etkilemişti.

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir