İlham Veren Kadınlar Serisi – Oi The Blog

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin dördüncü haftasından herkese kocaman sevgiler & selamlar! Bu hafta ilham almak için bir değil iki konuğumuz var. Aşırı severek okuduğumuz, biz gezmeyi çok iyi biliriz mottosu ile harika gezi rehberleri üreten, yeme içme notları ile kilo almamıza sebep olan ailemizin blogu  oitheblog ‘dan Öykü ve İdil ile röportajımız.

Özellikle instagram story’lerini izlemelere doyamadığım, gideceğim bir yere noolur benden önce gidip yazmış olsunlar diye dualar ettiğim aşırı komikli, samimi ve keşfetme konusunda uzman ikiliyi ilham veren kadınlar serisinde görmekten aşırı mutluyum. O zaman sizleri daha fazla bekletmeden direkt oitheblog’a bağlanalım…

S:Her seyahatinizde büyük bir merak, açık fikirli olma hali ve keşfetme hissiyle geziyorsunuz. Story’lerden ve dolu dolu blog içeriklerinden bu hisler okuyucuya da geçiyor. Bir de söylememe gerek yok ama çok samimisiniz. Sizi en çok heyecanlandıran keşfiniz/deneyiminiz ne olmuştu? “Kendinizi hayallerinizin ötesinde harika ortamlarda bulduğunuz.. Biraz anlatabilir misiniz? 

C:Çok teşekkür ederiz, ne güzel yorumlar bunlar, böyle hissettirdiğimize sevindik! Doğrusu bu soru için tek bir cevap vermek pek olası değil. Çünkü sorunun ilk cümlesinde de söylediğin gibi, biz hakikaten her yerde sevecek bir şeyler bulmaya programlı gidiyoruz ve ne mutlu ki her seferinde de bu sonuca vararak dönüyoruz. Ancak illa ki bir cevap vermem gerekirse genel olarak en heyecanlandığımız, en haz aldığımız geziler daha uzun süreli gittiklerimiz oluyor

. Örneğin 3 hafta kadar süren Güney Amerika gezimiz sonsuza kadar favorilerimiz arasında kalacak, çünkü oralar ile inanılmaz bir bağ kurmuş durumdayız. Bir paniğimiz, bir acelemiz olmadan gittiğimiz her yeri, insanlarını, sokaklarını, kültürünü doyasıya tanıma fırsatı bulunca etkilenmenin de bir adım ötesine geçerek o yer ile hiç kopmayacak bir bağ kuruyorsunuz ve bakkaldan sakız alma anınız bile size çok özelmiş gibi gelmeye başlıyor. Şimdi cümle içinde Arjantin, Uruguay ya da Şili sözcüklerinden biri geçtiğinde bile resmen bir kalp çarpıntısı yaşıyoruz, bir kafede oraları hatırlatan bir şarkı duyunca bile birbirimize bakıp gülümsüyoruz, acayip bir his, acayip bir duygu, tam tarif edemiyorum, ama en sevdiğimiz duygu olduğunu biliyorum =)

S:Seyahat ederken nasıl bir rutininiz vardır? Öncesi/sırası/sonrası için. Biraz anlatabilir misiniz?

C:Seyahat öncesinde biz tam anlamıyla kafayı yiyoruz. Hani bu akışına bırak, yol seni nereye götürürse muhabbeti vardır ya, işte o bizde yok. Çünkü o şehri bir daha görecek miyiz yoksa ilk ve son ziyaretimiz mi olacak bilmiyoruz, tanımak için sayılı günümüz, haşır neşir olmak için sınırlı zamanımız var, e o zaman bundan en iyi verimi almamız lazım! O sebeple gitmeden önce deliler gibi bir araştırma sürecine giriyoruz. Kitaplar, internet, farklı farklı yayınlar, belgeseller, bulabildiğimiz her kaynaktan o şehri araştırıyor, yalnızca gezilecek yerlerini ya da yeme içmesini değil, edebiyatını, sanatını, sanatçılarını, tarihini, ne varsa hepsini araştırıyoruz ve açıkçası bunu yapmaya bayılıyoruz.

Gezi esnasında kocaman bir check list’imiz oluyor, haritamız üzerinde işaretlemeler yapmış oluyoruz, her gün için sabah kalkıp rota çıkarıyor, onu izliyoruz. Yer yer canımız plansız olmak isterse tabii ki plansız takıldığımız da oluyor ama genelde durum bu. Lokal arkadaşlar edinmek, şehri onlarla birlikte tanımak da ayrıca hoşumuza giden bir rutine dönüşmüş durumda, kime denk gelirsek hemen muhabbet! Dönüşte ise tabii ki yazıları oluşturma süreci başlıyor ki planlı olmanın faydasını da burada görüyoruz zaten. Biz bu seyahatleri aynı zamanda işimiz olarak gerçekleştirdiğimiz, insanlar için içerik çıkarmayı önceliğimiz olarak koyduğumuz için biraz da bu şekilde hareket etmek durumundayız aslında.

S:Seyahatlerinizde olumlu yönde ne tür aydınlanmalar yaşadınız? Hayata dair neleri “farkettiniz”?

C:Seyahat etmek bizi yüzde yüz değiştirdi, abartmıyoruz, yüzde yüz! Hem birey olarak, hem bakış açısı olarak. Bir kere son birkaç yıldır satın alacağımız herhangi bir şeye “potansiyel uçak bileti” olarak bakmaya başladık. Satın alabileceğimiz herhangi bir şey yeni bir kültürü tanımaktan, yeni bir şehrin sokaklarında dolaşmaktan, o “aslında dünya hepimizin” hissini başka başka yerlerde yaşamaktan daha önemli gelmiyor artık.

Bir Neruda şiirini onun oturup da o şiiri yazdığı masada bir kez daha okumaktan daha güzel bir şey olabilir mi? Ya da ne bileyim Pasolini’nin kendi gözleriyle baktığını bildiğin bir sokakta bunu bilerek yürümenin yerini ne tutabilir ki? Seyahat hayatımızın merkezine oturduğundan beri gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz, dinlediğimiz her şey daha farklı, daha anlamlı geliyor ve bu sürece girerken üzerimizde bu denli büyük etkileri olacağını bilmiyorduk. Özetle şu an olduğumuz insanlar haline gelmemizin en büyük sorumlusu bu içimizdeki keşif aşkı desek hiç de abartmış olmayız galiba. (ilk defa bu kadar ciddi bir cevap verdim herhalde)

S:En çok “yaşanırki burda” hissini hissetiğiniz şehirler/ülkeler hangileridir? Neden?

C:Teoride Nordik ülkeler için bu hissi yaşasak da her gidişimizde “ya galiba buralarda yapamayız biz” duygusu geliyor. Soğuk ve kasvet ile bir noktaya kadar başa çıkabiliyoruz galiba, bir noktada gözümüz medeniyet, refah seviyesi falan görmez oluyor. O yüzden her mantıklı bireyin seçeceği gibi onlardan birini seçmeyeceğiz, çünkü bizde böyle durumlarda duygular mantığı tekme tokat dövüyor. =) Bu sorunun cevabı bizim için ya Arjantin ya Portekiz/İspanya ikilisinden biri olsa gerek. En eğlendiğimiz, en mutlu olduğumuz, en özgür hissettiğimiz ve hatta bol bol “keşke oralarda yaşasak” hayali kurduğumuz yerler oralar. Her seferinde, her bir yeni şehirde, istisnasız!

S:Birileri size sınırsız bütçe, uçak bileti vermiş ve zaman olarak sadece bir yılınız var. Bu zamanda hangi ülkelere gider ve neleri deneyimlersiniz? 

C:Off çok zor soru, n’apıyorsun bize böyle? Bunun için verebileceğimiz 158 tane cevap var ama soruyu cevaplayabilmek adına onları 3 farklı plana indirmeye çalışayım. Galiba bu ara kafayı taktığımız için önceliğimiz Amerika planı olur. Şöyle dev bir road trip rotası, bol doğa odaklı, ama şehir hayatını da es geçmeden. İkinci seçeneğimiz her zaman gönlümüzün birincisi olan Güney Amerika rotası olur, gezmedik ülke, görmedik şehir bırakmayız! Son olarak madem bütçe de verdiler (kim bu verenler bu arada ALLAH RAZI OLSUN) şu Avustralya & Yeni Zelanda rotası hayalimizi bi’ aradan çıkarıverirdik. Aradan çıkarmak derken 1 yılı orada geçirmek aradan çıkarmak sayılıyorsa tabii hahah =)

Kısa Kısa:

  • en iyi seyahat arkadaşınız kimdir: Dayım… Çok çaresiz kalırsam İdil.
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsınız: Bir kahveciye oturup önümüze harita açıp plan çıkarırız.
  • yemeklerini en çok sevdiğiniz 3 ülke: Peru, Japon ve İtalyan.
  • bıkmadan defalarca gidebileceğiniz 3 ülke: Arjantin, Küba, İzlanda.
  • ruh ikiziniz şehir/ülke: Buenos Aires ya da New York.

Seyahat konusuna biraz ilginiz varsa ve bir kayanın altında filan yaşamıyorsanız oitheblog’u duymuşsunuzdur diye tahmin ediyorum. Ancak gene de bazı önemli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım:

Yeni bir seyahatin yaklaştığını fark edince biz.😎(son 2 hafta)

A post shared by oitheblog.com (@oitheblog) on

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

1 Comment

  1. Mart 30, 2018 / 12:52 pm

    Çok şahane bir röportaj olmuş
    gezme isteği uyandı içimde 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir