İlham Veren Kadınlar Serisi – Nilay Örnek ile Tanışın!

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 21. haftasından herkese selamlar & sevgiler. Her hafta bolca ilham veren, farklı hayatlar mümkün dedirten gezgin kadınlar ile röportajlara tam gaz devam. Bu haftaki ilham perimiz Nilay Örnek yani onu sosyal medya ve yazarlık dünyasından bildiğimiz adı ile nornek. Yazar, gazeteci, gezgin, ilham perisi, zor zamanlarda umut ve ilham veren Nilay Örnek röportajı için kemerlerinizi bağlayın. Haydi o zaman kalkışa geçip Nilay’ın peşine takılıyoruuuz!

S: Her zaman bir tutkunun (sanat, edebiyat, yeme – içme) peşinden seyahat ediyorsun gibi duruyor sosyal medyadan. Hiç kendini iyi anlamla “ben burada napıyorum?” derken, hayallerinin ötesinde harika olayların içinde buldun mu? Biraz anlatabilir misin?  

Sosyal medya gerçekleri de baya yansıtabiliyor demek ki. Çok meraklı biriyimdir oldum olası. Hobim ve ilgi alanım da çok. Öğrenmek de tutkum. Ancak – pek çok insan gibi muhtemelen- bir şeyi en iyi yerinde, deneyimleyerek öğreniyorum. Bu yüzden de gitmek, görmek önemli. 

Ben genellikle o seyahati yazmak üzerine gitmiyorum. Bunu da bir avantaj olarak görüyorum. Ben bir yerin kısa bir seyahatten sonra yazılmasına pek inanmıyorum.

Gazetedeki köşemde ya da dergilerde seyahat yazıları yazmışımdır ama o yerlere o yazıları yazma amacıyla gitmemişimdir. Bence bu beklentisizlik, avantaj sağlıyor. İş için gidiyorsam, işe çalışıyorum ama bölgeyi orada okumaya başlıyorum, ağırlıkla da dinliyorum oradakilerden. 

Hayata teşekkür ettiren çok seyahatim oluyor. Öncelikle yapısal olarak öyle bir tip olduğumdan, ikincisi de çok uzun yıllar ağır şartlarda çalıştığımdan her seyahati ödül olarak görüyorum..

Şöyle bir örnek vereyim. Ben Gezi nedeniyle işinden olanlardanım. Hatta işinden olan ilk 5 kişiden biri falanımdır. Olaylar ve olaylar sonunda, ‘bu sayede’ bir televizyon programı yapma şansım oldu: Şehirli Sofralar. Normalde İstanbul dışına bile çıkacak bir bütçemiz yok ama THY İsveç’e hat açmış, bunu anlatacak program ararken o dönemin Turkmax Gurmesi’nde Şehirli Sofralar’ı beğenmişler. Biz ekipçe İsveç’e Kiruna’ya gittik. Tree Hotel var; ağaçlar üzerinde inanılmaz tasarımlı oteller. Orayı gördüğüm an mesela. “Allahım ben bunu hakketmek için ne yaptım, teşekkür ederim teşekkür ederim” deyip duruyordum. Ayrıcalıklı bir deneyim yaşıyorsun.

Norveç’te de fiyortlara, Lofoten adlı bir bölgeye gitmiştim başka bir proje vesilesiyle; oradan pek çok haber de çıkmıştı bana. Muhteşem bir deneyimdi. Ama tüm bunlarda benim için onları güzel seyahat yapan şey, yurt içinde ya da dışında ‘oralı’ birileriyle kurduğum iletişim oluyor. Ve bu iletişim mutlaka bambaşka kapılar açıyor. Mesela ben çok nadir teklif çeviririm. “Balığa çıkıyoruz, sen de gelmek ister misin?”, “Onu tadar mısın, bunu dener misin?”… Büyük konuşmayayım ama genelde kaçırmam! 

Genelde insanlarla iletişimimiz tutuyor. Senli-benli oluyoruz. Aynı tura ya da yere giden pek çok insan mesela sonra bana “Asıl tadını sen çıkardın” der. Bir de ben çok iyi turist gezdiririm, bayılırım. Evimde ağırlamayı çok severim. Bence karma diye bir şey varsa, o da işliyor.Bu durum Türkiye’de çok özel insanlarla tanışmama, çok güzel hikayeler dinlememe ve onları anlatma şansına sahip olmama neden olmuştur. 

S:Seyahatteyken sıradan bir gününün nasıldır? Biraz anlatabilir misin?

C:Gittiğim yere ve işe göre değişiyor. Ama çok hareketli diyeyim… Mutlaka her yerde iyi yemek, antik kent ve müze bakarım; güncel sanat ve tasarımla ilgili bir şeyler ararım. Genel anlamda turist uyanıklığında, fakat orada yaşıyormuş rahatlığında olmama yarayacak ne varsa onu kovalıyorum. ‘Check list’ler yapmak sevdiğim bir şey değil mesela.

S:Seyahat senin için ne zaman başlar? Bileti aldığın anda mı? Havaalanına gittiğinde mi? Ne zaman o seyahati yazmaya hazır hissedersin?

C:Benim için seyahat havaalanına gittiğim anda başlıyor. Belki de çok sık seyahat ettiğim için böyle…. Yazı konusunda da; anlık yazıcıyım. Instagram da bu nedenle iyi ki var. Hemen elimde yazıyorum bir şeyler, sonra da gerekirse daha fazla araştırmayla genişletiyorum.

S:Seyahat etmek sana neler öğretti? Bir kaç tane örnek verebilir misin?  

Açık olmak, turistten çok meraklı bir kaşif gibi dolaşmak ve insana, hikâyeye odaklı biri olmak benim için en önemli öğretiler. Güzel deniz buldum mu girer, iyi yemek buldum mu yer, müzik duydum mu dans eder, tekliflere karşı uyanık olurum; felsefem bu… 

Bazı insanlar var, çok seyahat ediyorlar. Biliyorum, görüyorum da. Yazıyor, anlatıyorlar da… Şahane fotoğrafları da var… Ancak kimiyle sohbet ettiğimde, hele de birlikte seyahat ettiğimde aslında baya ‘paket gidip paket döndüklerini’ görüyorum. Yani yaşadıkları yeri başka bir atmosfere götürüp getiriyorlar. Karşılaştırmalı anlatmak istemem ama kendimi tanımlamak için ‘asla böyle bir gezgin olmak istemem’ diyebiliyorum. Gittiğim yerin kafasına ayak uydurmaya çalışmak en çok hoşuma giden şey. 

Yani açık olmak.

Gittiğim yerin yemeğine, müziğine, kültürüne, hayat akışına, doğasına ve hatta kıyafetlerine açık olmak benim için en önemli şey. Bu nedenle ‘check list’ler yapmaktan hoşlanmıyorum. Tabii ki görmeden dönene salak denilebilecek yerler kafamda, listemde oluyor ama sıkı hazırlıklar yapmıyorum. Yaparsan yaşamayı kaçırıyorsun çünkü.

Genel bir plan çizgi var ama arada bir şey görür, bir teklif alırım her şeyi değiştirebilirim. Sadece ‘yer’ değil, insan odaklı olmak bence bir konu. Geçen Fethiye’ye gittik; artık arkadaşımız Yonca Lodge’un sahibi Emre. Biz gider gitmez, “Size sizlik birini buldum” diyerek bizi öyle bir yere götürdü ki… Günbatımı ışığı düşünün… Denizin kenarından, sazlıkların olduğu bir yoldan geçip bir yere geldik. Mor bir göl önümüz sanki… Ama göl değil, çiçek denizi, gölü, öyle bir şey… Mor bitkiler uzun ama lavanta değil… Arı otu. Zaten gittiğimiz yerin sahibi Beyza da arıcılık yapan bir genç kadın. Bir saat kadar orada kaldık, o kadar çok şey öğrendik ki anlatamam. Onun o anı, deneyimlerini ve o muhteşem alanı bizimle paylaşması o kadar değerli ki. Elini kolunu sallayarak gidemezsin. 

Aynı şekilde İsveç’te de Avusturyalı bir adamla kurduğumuz muhabbet sonucu zor bir mevsimde Kuzey Işıkları’nı da gördük, çok özel bir şeften özel yemek de yedik, koca ayaklı tavşanlar da gördük… Benim böyle anım çoktur. İnsanlarla güzel iletişimi çok önemsiyorum.

S:İşin gereği bolca geziyosun. Ancak arada kendi hayalin, mutlaka gitmek istediğin ülkeler de oluyordur. Önümüzdeki dönem için bu tarz gitmek istediğin yerler nerelerdir? Neden?

C:İş için gezmek bir yana, gezmek istediğim yerlerde iş yarattığım da oluyor. Ancak açıkçası bu euro-dolar kurları sağolsun (!) uzun zamandır bu seneki kadar az yurtdışına çıkmamıştım. Maalesef yakın dönem yurtdışı hayallerimi rafa kaldırdım.

Ancak bunu da Anadolu’yu karış karış gezerek fırsata dönüştürmeye çalıştığım söylenebilir. 22 senelik meslek hayatımın 18 yılı masa başında, haftanın 6 günü çalışarak geçti. 2 gün bulsam yurtiçinde, 4 gün bulursam yurtdışında bir yerlere gitmeye çalışıyordum. 17 yaşında çalışmaya başladığım için de Anadolu’da, Türkiye’de çok yer görmemiştim açıkçası. Masa başında çalıştığı 18 yılda da, iki kere biri bir yıl, biri 4 aylık aralarla ABD’de kaldım. ABD’yi ortalama bir ABD’liden kat be kat çok gezmişimdir; 45 eyalet gördüm. Ama Türkiye’yi hep yazlık yerleriyle bilmek utanç vericiydi. Son 5 senedir bu eksiği kapamak için baya sıkı çalışıyorum:) Anadolu’da gitmediğim az yer kaldı.

Ancak yemek, iyi yemek sevdalısı biri olarak Japonya’ya gitmeyi çok istiyorum. Uzakdoğu’yu genel olarak baya derin gezmek istiyorum, belki bir dönem orada yaşamak. Ve aynı şekilde orman hayatına tutkum nedeniyle “Afrika’da da kaliteli bir dönem geçirsem” diye sık sık içimden geçiriyorum. Mümkün olsa en çok gitmek istediğim yer Galapagos Adası. Bir Galapagos Iguanası’nı görebilmek için bile değer.

KISA KISA:

  • en iyi seyahat arkadaşın kimdir:  Sadece benim değil, pek çok kişinin ‘en iyi seyahat arkadaşı’ olabilecek biri; inanılmaz iyi araştırmacı, pratik, sorun çözücü, yetenekli, eğlenceli, bilgili, zeki, yardımcı, deli yemekçi ve teknik konulardan anlayan, pek çok araç kullanmaya ehliyeti de olan Sinan. Sinan Hamamsarılar. Hem en iyi arkadaşım, hem de en iyi gezi arkadaşım. Onunla Hindistan hariç her yere giderim.
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: Ülkeye ve şartlara göre değişir. Mümkün ise gittiğim yeri genel anlamda anlayabileceğim bir araçlı tur fena olmuyor mesela. Ancak genellikle ilk yaptığım şey yemek yemek oluyor.
  • yemeklerini en sevdiğin 3 ülke: Benim için çok zor soru. Türkiye’yi de kesin sayarım. Ancak oradan çıkıyoruz kafasıyla bakarsak; İspanya, Japonya  ve Amerika. Amerika’yı çoğu kişi belki saymaz belki ama dünya mutfağından geniş bir yelpaze sunabiliyor bana. Hindistan’dan aç dönenleri falan biliyorum ama ben orada da dünya yedim mesela…
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: Müzeler, güzel yemek ve deniz varsa bana oluyor. İspanya, Amerika ve İtalya olabilir ama artık biraz da zihnimi genişletmek istiyorum. Tekrar tekrar gitmek istemiyorum ve güzel doğa görmek istiyorum. Uzakdoğu tecrübem çok çok az, Afrika kıtasında hiç bulunmadım, onu tartamıyorum bu nedenle.
  • ruh ikizin şehir/ülke: Ruhumdan her gün yeni şeyler çıkıyor, bilemiyorum ikizimi Ama Barcelona’yı ben çok severim, New York’u da keza öyle, Lizbon beni büyülüyor… Ama benim sevmediğim yer azdır zaten.

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir