İlham Veren Kadınlar Serisi – Neşem Çelikkaya Bozdağ

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 12. haftasından herkese selamlar & sevgiler! Artık alıştınız ve biliyorsunuz her hafta bolca ilham veren, farklı hayatlar mümkün dedirten gezgin kadınlarla röportajlar geliyor. Bu haftaki ilham perimiz Neşem Çelikkaya Bozdağ. Aynı anda hem beyaz yakalı, hem seyahat bloggerı, hem çok gezen, hem youtuber hem de süper içerikler üreten bir kadın. O zaman kemerli takalım..cabincrewprepareforlanding…kalkış için hazırız.. Neşem’e ışınlanıyoruz..

S:Gezdiğin yerlere, renkli paylaşımlarına, bir de aşırı orjinal isimli (journal + travel = journavel) bayıldım! Ancak seni tanımayanlar için kendinden ve gezme/keşfetme tarzından biraz bahsedebilir misin?

C:Teşekkür ederiz! Beş yıl önce The Gate dergisinde çalışırken, dergimizin websitesi olmadığı için yazılarımı dijital ortamda paylaşamıyordum. Bu sıkıntımı Okan ile paylaştığımda bir seyahat blogu açmamızı önerdi ve Journavel’ı aslında tam olarak bu şekilde hazırlamaya başladık. Seyahat ve gezi temalı her sözcüğün alan adı alınmış olduğu için aklımıza yeni bir sözcük türetmek geldi. Sonra, Journal ve Travel’ı birleştirdiğimiz Journavel üzerinden gitmeye karar verdik ve böylece blogumuzun adını da koymuş olduk. Journavel, iki beyaz yakalı olarak yaptığımız ekonomik gezileri, önerilerimizi ve seyahat ipuçlarımızı paylaştığımız ailemizin en küçük üyesi. =)

Kendimi anlatmayı pek sevmiyorum ama en yalın haliyle mutlu bir insanım. Mükemmel bir tablo çizmiyorum; ancak gün içinde karşılaştığım olumsuz şeyleri değiştirmek için zorlamayı seviyorum. İnandığım herhangi bir şey için sonuna kadar gidiyorum. Seyahat konusunda; asla skor peşinde koşmayan, hatta buna karşı olan, gönlü nereyi isterse orada bulunan, farklı kültürlerle tanışmayı seven, bir seyahatteyken diğerini planlayan, dünyadaki hiçbir sokağı kaçırmak istemeyen ve gezerken görüp sevdiği binalara koşarak sarılmak isteyen biriyim. Yolda olma duygumu en çok özgürlük ile bağdaştırıyorum ve 6 yıldır durmaksızın kurumsal hayatta çalışan bir insan olarak en çok seyahatte dinleniyorum. Geziyorsam nefes alıyorum. Bu hisleri de para ile sağlanabilen başka hiçbir şeye değişmem diyebilirim.

S:Hatırladığın ilk seyahat macerası nasıldı? Nereyeydi?

C:6 yaşında anneannemin kulaklarımı deldirdiği (bu yüzden çok net =) ) Bodrum tatili ve annemle İzmir’den bindiğimiz trenle yataklı vagonda yaptığımız Ankara seyahati. Tek başıma çıktığım ilk seyahat Erasmus ile Milano’ya. Okan ile yaptığımız ilk ortak seyahat ise Milano, Como ve Roma üçlüsüne.

S:Seyahat senin için ne zaman başlar? Bileti aldığın anda mı? Havaalanına gittiğinde mi?

C:Hiçbir zaman bitmiyor ki başlasın. Seyahat etmek daima aklımda olan bir fikir. Genellikle sabahları bilet bakmak ya da merak ettiğim şehirleri internette araştırmak, evdeysem Atlas’ımın sayfalarını karıştırmak gibi bir rutinim var. Eğer o gün uygun bir bilet bulmuşsam, akşama kadar onun hayali ile saatleri kovalayıp, eve gelince tüm bunları Okan ile konuşmak ve yemek sonrası blogum Journavel.com için çalışmak var. Hiçbir şey yapmıyorsam Instagram sayfam için içerik hazırlıyorum zaten, bu nedenle de seyahat düşüncesi ile birbirimizden hiç ayrılmıyoruz aslında.

Kurumsal hayatımız olduğu için seyahatlerde hep planlı olmak durumundayız. Bu da doğal olarak bazı rutinleri kendiliğinden oluşturuyor. Öncelikle; gideceğimiz yere biletimizi aldıktan sonra hemen kalacağımız yerin rezervasyonu yapıp, seyahate 1 ay kala da gezimizin planını çıkarmaya başlarız. Çok yoğun bir dönemden geçiyor olsak bile listelerimiz en azından başlıklarıyla hep hazırdır. Bu listelerde gitmeyi planladığımız mekanlar, fotoğraf çekeceğimiz yerlerin isimleri bulunur. Vaktimiz varsa, gideceğimiz yerlerle ilgili filmleri kurcalar, sevdiğimiz lokasyonları da geziye dahil ederiz. Tüm bunların günlük planını yetiştirememişsek, uçuş esnasında listelerimiz üzerinden konuşup günleri planlarız.

Seyahat esnasında bol bol fotoğraf, vaktimiz varsa da video çekiyoruz. Eve dönüşün en güzel yanı bu fotoğraflara bakıp, içeriklerimiz için ayıklama yaptığımız anda o seyahate geri dönmek. Özellikle videolarımızı düzenlerken çarpı iki mutlu oluyoruz, Youtube videoları ile ilgilenmek de bizi çok mutlu ediyor.

S:Milano’da Erasmus maceran nasıl başladı? Bize detaylıca anlatabilir misin? 

C:Erasmus, hayatımda yaşadığım en güzel deneyimlerden biri; çünkü sadece orada olmak ve Milano’da bir lokal hayatı sürmekten ibaret değildi benim için. Erasmus’a gitmek, Avrupa’da bir süre yaşamak demek. Ancak, Türk lirasının döviz karşısındaki konumu hiçbir zaman yeteri kadar şanslı olmadığından bu değişim programı da Türkler için her zaman ciddi bir bütçe gerektiriyor. Özellikle, Milano gibi pahalı bir şehre gidiyorsan, burslu olsan bile bazı şeyleri önceden iyi planlamak ve maddi açıdan da hazırlıklı olmak gerekiyor. Benim Erasmus maceram bi’ Avrupa havası alıp gelmekten öte oldu hep. Hayal edilen her şeyin istersek gerçek olabileceğinin hayatımdaki ilk kanıtı.

Nasıl oldu dersen; Erasmus’a gitme fikrini bir akşam yemeğinde –ilginç gelecek ama- dedem önermişti. Ben ise bunu yaşamayı çok istemekle birlikte maddi olarak üstesinden gelebileceğimi düşünmediğim için kendime bir ütopya olarak görüyordum. Ama bilirsin; ütopyalar güzeldir. Yine de dedemin çok net bir şekilde bu fikri desteklemesiyle, önce ailemle görüştüm ve akabinde hemen sınavlara girdim. Ancak o güne kadar Yeditepe’nin hiçbir moda tasarım öğrencisi bu sınavı geçemediği için bölüm anlaşmaları karşılıklı iptal edilmişti. Danışmanım Kami’nin ‘sen sınavı geç de sonrasına bakarız’ şeklindeki yaklaşımının ardından ‘ya geçeceğiz, ya geçeceğiz’ mottosuyla sınavları verdim. =)

Sonrasında onunla beraber oturup tam 47 okula mail gönderdik ama ne yazık ki hiçbiri dönem ortasında anlaşma yapmayı uygun görmedi. Son red mailini aldığımız gün, Kami’ye bu işin olmayacağını ve bu konuda daha fazla yorulmamasını söyleyerek yanından ayrıldım. O anki üzüntümü anlatamam; ‘herkes bu hakkı kullanırken ben neden gidemiyorum’ diye kendimi yiyip bitirmiştim. Sonra bir mucize oldu ve anlaşma sonlandıran okullardan Nuova Accademia di Belli Arti Milano’nun bizim bölüme ‘sizinle anlaşmamız vardı, onaylıyorsanız öğrenci göndereceğiz’ temalı bir mesaj göndermesiyle Erasmus yolculuğuna yeniden başladık.

Milano’ya gitmeye 5 ay kala, yaşam ve gezi giderlerim için para biriktirmeye karar verdim çünkü açıkçası ben orada 8 ay kalacağım ve başka şehirleri gezeceğim diye ailemi sıkıntıya sokmak istemiyordum. Çok parlak bir fikir (!) olarak, Reklam Tasarımı ve İletişimi bölümündeki tez dönemimde benimle aynı dönemde olup ‘tez yazmaya vakti olmayan’ tanıdıklarıma yardımcı olmaya başladım. J 3 ayda 9 tez yazarken aynı anda çift ana dalıma da yetişebilmiş olmak bana Milano’da harika bir 8 ay sağladı. Tüm gezilerimi gitmeden önce kazandığım parayla gerçekleştirdim, İtalya içinde ve Avrupa’da harika şehirler gördüm, hala görüştüğüm birçok arkadaş edindim.

Bu kadar çaba sarf ederek Erasmus’a gittikten sonra en büyük dileğim bir İtalyan gibi 8 ay geçirmekti. Lokal bir hayatım olsun istediğim için, konaklama yerimi çözmeye çalışırken Google’da yaptığım ‘Milano, 6 ay konaklama, ev’ şeklinde ultra basit bir arama sonucu çıkan ilk link sayesinde ev arkadaşlarım Maria Vittoria ve Leo ile tanıştım. Böylece İtalyancamı geliştirdim, hayal ettiğim gibi penceresi avluya bakan bir evde kaldım. Gitmeden önce kendime her ay için Avrupa’da 1, İtalya’da 2 şehir hedefi koymuştum. Bu da Milano’daki sosyal hayatımı minimuma çekmem gerektiği demekti. Bazen konserve bezelyenin üzerine yoğurt döküp yedim, bazen sokaktan alınan 1,5 Euro’luk dilim pizza, bazen sadece 1 Euro olduğu için McDonalds’tan çizburger. Benim için oldukça komik, bir o kadar unutulmaz bir 8 aydı. Yediğim, içtiğim hiçbir yeri hatırlamasam da gördüğüm şehirler, sokaklar ve tanıdığım insanlar hala dün gibi aklımda.

S:Milano’da nasıl bir düzenin vardı? Sıradan bir günün nasıldı. Seni neler mutlu ederdi? Bir de bir kaç tane “insider” öneri versen..

C:NABA devamsızlık kuralları olan bir okul olduğu için her dersi sadece 9 saat ekebiliyordum. Seyahat planlarını buna göre hazırladığım için neredeyse her gün okula gitmem gerekiyordu. Sabah 8 gibi kalkıp bazen yürüyerek bazen de bisikletle okuluma gidiyordum. Hafta içleri hiç toplu taşıma kullanmıyordum, çünkü bu mini yürüyüşlerde yeni sokaklara girmek, küçük dükkanları gezmek, geçerken mahallenin fırınından daha önce tatmadığım bir kurabiyeyi alıp yemek beni çok mutlu ediyordu.

Akşamüstü, dersler bittiğinde Erasmus grubumuzla sokağın başındaki bara aperitivo yapmaya, Parco Sempione’ye pikniğe ya da Milano’da görmediğimiz diğer yerleri gezmeye gidiyorduk. Sınıf arkadaşım Yıldız ile haftada 2-3 akşamı Colonne di San Lorenzo’da geçirirdik. Burada sosyalleşmenin en sevdiğimiz etkinliklerden biri olduğunu söyleyebilirim. Kolonlar’da çizime ya da sohbete gitmek Milano’da yapılacak en iyi ücretsiz aktivite olabilir. Bazı akşamlar ise ev arkadaşlarımla dışarı çıkıyordum. Özellikle; MaVi’nin beni kız arkadaşlarıyla olan dedikodu seanslarına götürüşü, bu anlarda İtalyancamı geliştirmemi beklemesi beni hala güldürüyor. Dışarıda değilsem de o zamanki blogum nesokitinerasmusu ile ilgileniyordum. Ailemi detaylı haberdar etmek için kullandığım blog, aslında bugünkü Journavel’ın temeli oldu.

Cuma akşamları yine Yıldız ile beraber geçiyordu, bu da Cumartesi sabah erkenden uyanıp Trenitalia’nın sitesine girerek yarım saat sonraya kalkan ilk tren biletini almak demek oluyordu. Cumartesi günlerini Milano’ya yakın küçük şehirlerde günübirlik gezilerle geçirmeyi seviyorduk.

En sevdiğim yerlere gelince; okulun sokağındaki Mayflower Bar, aperitivo için Yguana, pizza için Spontini, ayaküstü atıştırmalık için panzerotto’cu Luini, kahveleri ve kruvasanları ile Pave, Via Valenza’da Cumartesi günleri kurulan Fiera di Sinigaglia ikinci el pazarı ve renkli evleri ile Brera’daki Via Madonnina sokağı.

Nereye gidersem gideyim aklımda hep İtalya. ♥️ Sokakları sımsıcak☀️, renkleri en canlı🎨, insanları en samimi ve en biz gibi. ✨ Sonra gezmesi hep kolay, adresini bulması en keyifli çünkü her yerinde, köşesinde sokağının adı yazar, kayboldun mu panik olmazsın, ne de olsa hep daha iyi bir manzara🏡 seninle koşar. ✨ Lezzetleri desen, meyvesi🍑 ve sebzesi🍆 sanki bizim manavdan, mutfaktan. Pizzası🍕 anane fırınından çıkmış, makarnası🍝 anne elinden gibi. Dondurması desen mis gibi süt kokar, saat başı yedirir, kalorisi bile olmaz. Çünkü mutluluk kilo yapmaz. 😍 Kuzeyine gidersin Alplere🏔 karşı göllerinde yüzülür🏊🏼‍♀️, aperitivosu🍹 ile dünya kurtarılır; güneyine gidersin cam💎 gibi kıyılarında koca bir 'oh' çekilir, tarihiyle çok eski zamanlara⌛️ gönderir. Ekonomik dedin mi akla ilk o gelir💰, ister sokakta 3 Euro'ya ye, ister lokantada ya da restoranda. Her keseye göre gezgincilik en süpersonik bu ülkede. 💥 Yani diyeceğim o ki eğer sadece bir yere gitmeye hakkın var ve yurt dışı olsun diyorsan; aç İtalya haritasını🗺, seç bölgeni, hayalindeki yeri. ♥️ Fotoğraf Cinque Terre'nin biricik Riomaggiore'sinden, merak edeni yazıları Journavel.com'da bekler! 📝 #journavelitalia • • • • #riomaggiore #cinqueterre #5T #liguria #italia #italy #italya #sheisnotlost #dametraveler #darlingescapes #iamtb #iamtraveler #wearetravelgirls #heryeregidelim #letsgoeverywhere #hurriyetseyahat #hadiozaman #girlsborntotravel #living_europe #ig_europe #backpackwithme #backpacker #femmetravel #italy_vacations

A post shared by Neşem Çelikkaya Bozdağ (@nesemcelikkaya) on

S:Dünyada “yaşanır ki burda” dediğin şehirler/ülkeler hangileridir? Neden?

C:Kanalı ve denize kıyısı olan yerlere olan aidiyet duygum İzmirli oluşumdan dolayı hep birkaç adım önde. Kendi içinde düzen sahibi, sistemin içinde erimeyen, sıcak ve samimi yerler favorim. Bu yüzden; Türkiye’de kesinlikle Kaş ve memleketim İzmir. Yurt dışında Milano, Barselona ve Amsterdam. Tabii, Milano’nun listeye girişi çok açık sebeplerden torpilli. =)

S:Birileri sana sınırsız bütçe, uçak bileti ve bir sene verse… Bu zamanda hangi ülkelere gider ve neleri deneyimlersin? 

C:Üniversiteye başladığımdan beri hiç uzun bir yaz tatilim olmadığı için bol gezmeli bir ‘gap year’ hayatta yaşamayı en çok istediğim şey aslında. Beyaz yakalılar olarak en çok yıllık izinlerden çekiyoruz. Böyle bir şansım olsa, her seyahatimiz kısıtlı zaman dilimlerinde gerçekleştiği için öncelikle 1 ay boyunca hiçbir stres ve sıkışıklık yaşamadan kalabileceğim, kafamı dinlendirebileceğim bir Güneydoğu Asya adası seçerdim. Peşine de bir Sri Lanka, Sakura zamanı Tokyo ve Kyoto, Güney Işıkları uygun olduğunda Tazmanya Adası ve oradan Avustralya. Mümkünse oradan bir Peru ve Macchu Pichu. Hayalin kotası yok, uzaklara karşı bir merakım olduğu da kesin.

Kısa Kısa

  • en iyi seyahat arkadaşın kimdir: Tartışmasız eşim Okan.
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: Kalacağımız yere en yakın lokal kafede bir kahve eşliğinde günün rotasını konuşmak.
  • yemeklerini en çok sevdiğin 3 ülke: İtalya, Yunanistan ve İspanya
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: İtalya, İspanya ve Endonezya’dan Bali Adası.
  • ruh ikizin şehir/ülke: Henüz tanışmadık. =)

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Oi kızlarımın küçük çaplı yurt içi çıkarması aklıma hemencik Kaputaş’taki bu fotoğrafımı getirdi. Siz tüüüm rotalarını ve önerilerini @oitheblog hesabından zaten takip ediyorsunuz -etmiyorsanız ayıp, edin😅- ama konusu açılmışken benden de sezona dair birkaç öneri gelsin tabii: Kaş'ta yapılacaklar dedin mi en başta Kaputaş'ı görmek geliyor. 💎 Birkaç dakikalık ilk şokun ardından bu muhteşem kanyonda yüzmek🏊🏼‍♀️, listeye ilk tik'i attın mı sonrasına bi' Limanağzı💦 koyu keşfi, peşine merkezde rakı-balık🐟 keyfi şart. Gelos ve Bahçe yeme içme🍴 notlarının tepesinde, balık istemezsen de vejetaryen Oburus Momus'u🍝, manzaralı taco'cu Viva Kaş'ı🌮 var. Yemekten sonraki plan Mavi'de iki bira🍻 sohbeti. Eh, rakı varsa cilası da gerek sonuçta. Ertesi güne Kekova'ya tekne turunda⚓️ maviye doymaca, Simena🌼 ile tanışmaca, akşamına Kalkan'da bir kıyıyı daha görüp aşık😍 olmaca. Üçüncü güne 20 dakika uzaklıktaki Meis adası koyulmalı🇬🇷, gelmeden önce Schengen vizeli pasaportlar🗺 valize atılmalı. Rengarenk mini Meis'te Yunan'a merhaba, dönüşte de Kaş ile vedalaşmak üzere meydandaki mekanları turlamaca. 🎈 Çok da vedalaşmamak gerek ama. Ne de olsa Kaş demek, bir gün geri geleceğin kesin demek. 💙 #journavelakdeniz • • • • #kaş #kaputaş #antalya #iamtb #wearetravelgirls #darlingescapes #sheisnotlost

A post shared by Neşem Çelikkaya Bozdağ (@nesemcelikkaya) on

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir