İlham Veren Kadınlar Serisi – Elif Özgecan Hız

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 11. haftasından herkese selamlar & sevgiler! Bu haftaki ilham perimiz an itibari ile Bodrum’dan bildiriyor. Ancak çok kısa bir süre sonra Miami’de yaşıyor olacak. Orada da sabit kalmayıp oradan Kanada’ya geçecek. Lokasyondan bağımsız (“remote”) çalışıyor ve işini de yanına alıp bol bol gezen Elif Özgecan Hız bizlerle! Seyahat etmeyi hayat tarzı haline getiren Elif’ten maceralarını, seyahat halindeyken çalışma düzenini ve Bodrum’da yaşadığı zamanları dinlemek çok keyifliydi.. Şimdi siz de elinize içeceğinizi alın, başlıyoruuz..

S:Gezdiğin yerlere, seyahate ayırdığın zamana, blog ve vlog paylaşımlarına, Bodrum’dan paylaştığın günbatımlarına bayılıyorum. Ancak seni tanımayanlar için kendini ve gezme/keşfetme tarzından biraz bahsedebilir misin? Özellike ofis olmadan (location-free) çalışırken nasıl seyahat maceraların oldu?

C:Hem güzel sözler, hem de bu yazıya davet ettiğin için çok teşekkür ederim öncelikle Zeynep’cim! (Bodrum’un günbatımlarına ve doğasına ben de doyamıyorum, gerçekten rüya gibi 😍)

Benim için seyahat etmek çook küçüklüğümde başlayan ve hayatımın en doğal aktivitelerinden birisi. Daha 5 yaşımdayken ailemle New York, Indiana ve sonrasında Arizona’ya taşınmamızla başladı. Babamın işleri ve ailecek hayattaki en sevdiğimiz şeylerden birisi olması nedeniyle son yıllara kadar beraber çok fazla ülkeye seyahat ettik. Ben de iş hayatına girdikten sonra da her tatili bir seyahat fırsatına çevirmeye devam ettim ve her sene yeni yerler keşfetmek için kendime hedefler koydum. Baktım ki bu benim hayatımdaki en önemli ve vazgeçemeyeceğim şeylerden biri, o zaman benim hayatımı buna göre düzenlemem lazım dedim ve 2016 itibarıyla uzaktan çalışma modeline geçtim.

Uzmanlığım dijital pazarlama (özellikle inbound marketing denilen bir alt alanı) olduğu için şanslıydım ki uzaktan çalışma modeline geçişim çok daha kolay oldu. Dolayısıyla ofissizim – bilgisayarım neredeyse oradan çalışabiliyorum. Saat farklarını ayarladığım sürece problem yok ve bu şekilde Bali (kısa süreli bir taşınma macerası bile oldu), Cape Town, Miami, Boston, Floransa ve Venedik’e ve Türkiye’de birçok şehre gittim son 1,5 yılda. Bunların dışında iş için de çok seyahat etmem gerekti ve her gittiğim yerde yine çalışmaya devam edebiliyordum. Hal böyle olunca, macera da çok oldu ve yakında yeni bomba bir macera geliyor – Kanada’ya taşınıyoruz (Bali gibi geçici değil 😅)!!

Seyahat tarzım olaraksa, bazen tamamen kafamı boşaltıp turist olmaya da ihtiyaç duyuyorum. Ama çoğu zaman yerlisi gibi gezmeyi, onlar normal bir günlerini nasıl geçiriyorsa ben de o düzene katılmayı çok seviyorum. Birçok seyahatim de bu ikisinin ortasında oluyor.

S:Location-free çalışsan da bir beyaz yakalı olarak zamanının ne kadarını seyahate ayırıyorsun? Hayatını planlarken seyahat ne kadar öneme sahip? Kaçıncı sıradadır?

C:Yukarıdaki soruda biraz yanıtlıyorum aslında ama seyahat benim için hayatımın en olmazsa olmaz parçası; beni ben yapan şey. En büyük korkularımdan birisi bir yere tamamen sabitlenmek olabilir, o derece! İşimi bile ‘daha çok seyahat etmemi sağlayabilir mi’ diye düşünerek kurguluyorum. Hem hobim, hem ilham kaynağım, hem işimin ve hayatımın bir parçası. Bu yüzden en tepelere koysak yeridir 🙂 Dünyada deneyimlemeyi istediğim daha çok yer var, zamana yayarak hepsini gerçekleştirmek en büyük hayallerimden birisi.

S: Seyahat senin için ne zaman başlar? Bileti aldığın anda mı? Havaalanına gittiğinde mi? En sevdiğin seyahat rutinlerin (öncesi/sırasında/sonrası) rutinlerin nelerdir?

C:Seyahat, sanırım ilk hayalini kurmaya başladığım anda başlıyor. Biletin satın alınmasıyla yükselişe geçiyor, uçağa binerken peak yapıyor, gideceğim yerin havaalanının kapısından şehre adım attığım anda bir coşku ve valizleri otele bırakıp keşfetmeye çıktığım anda nirvana! 💥

Rutinleri ise çok seviyorum!! Eğer pek bilmediğimiz bir yere gidiyorsak önden ben kısa bir araştırma yapıyorum, telefonun notes kısmına notlarımı alıyorum. Çok detaylı araştırmalar yapmak pek bana göre değil ve genelde vaktim olmuyor; o yüzden benim hazırlığım genelde kısa ve öz 🙂 Barış’la valizlerimizi yan yana açıp, artık yılların tecrübesiyle pratik bir şekilde hazırlamaya çalışıyoruz. İkimizin valiz düzenleyicileri, sırt çantası sistemi ve yolculuk kıyafetleri az çok belli. Hızlı ve sorunsuz seyahat etmeyi seviyorum, o yüzden seyahat kuralları konusunda güncel olmaya ve aksaklık yaşamamaya çalışıyorum. Up In the Air filminde George Clooney Anna Kendrick’e seyahat kurallarını/rutinlerini öğretiyordu, hatırlıyor musunuz? İşte o kurallar benim de yol göstericim, hahaha 😂

S:Bir yere gitmeye nasıl karar verirsin? O ülkenin hangi özellikleri önemlidir? Hayat (iş, arkadaşlar, toplanmalar, düğünler vb) önüne bir takım fırsatlar/seçenekler sunsun diye mi beklersin? Gitmek istediğin yere o fırsatı sen mi yaratırsın?

C:Görmek için can attığım birçok yer var, dolayısıyla hepsini sıraya almaya çalışıyorum 🙂 Her şey istediğim zaman dilimlerinde gerçekleşemeyebiliyor elbette, o kadar çok faktör devreye giriyor ki… Mesela bir Marakeş ve Barselona hayalim var yıllardır, bir türlü olamadı. Aslında o kadar uzak bile değiller ama demek ki henüz sırası gelmedi. Bir de geçen sene Japonya’ya biletimiz vardı mesela tam da sakura zamanında… Yıllardır en ama en çok istediğim şeylerden birisi. Ama o ara çok fazla arka arkaya seyahatler birşeyler girmişti, son hafta bileti iptal etmek zorunda kaldık. İçime oturmadı değil, ama onun da vakti var demek ki.   🙂

Seyahat tarihi ve konumunu belirleyen faktörlerim ise genel olarak şöyle: Bütçe (doğal olarak :)), işimi ayarlayabilecek miyim, kaç gün izin gerekecek, önüne arkasına başka bir destinasyon ekleyebilir miyim, mevsimlerden ne, özel katılmam gereken/istediğim birşey var mı (düğün, konser, konferans)… Bu arada 2016 sonunda en yakın kız arkadaşlarımdan birisi Cape Town’da evlenmişti ve hayatımızın tatillerinde birisi oldu. 2018 sonunda ise bir diğer arkadaşım Hindistan’da evleniyor ve böylelikle çocukluğumdan beri hayalim olan ‘Hindistan’da düğüne katılma’yı gerçekleştirmiş olacağım – inanılmaz heyecanlıyım! Geri kalan arkadaşlarım da başka başka kıtalarda evlenirse muhteşem olacak! 😆

S:Location free çalışan biri olarak – seyahatlerinin izin alıp seyahate gidenlerden çok farklı olduğunu gözlemliyorum. Senin için hem çalışıp hep seyahat ettiğin bir düzen nasıldır? Sıradan bir gününü anlatabilir misin?

C:Kesinlikle doğru tespit – benim için normal bir tatil aktivitesinden çok farklı oluyor. Genelde tatil ve işi birleştirmem gerekiyor ve dolayısıyla değerlendirmem gereken kriterler farklı oluyor. Mesela kalacağım odada çalışabileceğim bir masa var mı, Barış’ın veya benim aynı anda toplantımız olursa gidebileceğimiz başka bir alan var mı, aydınlık mı, internet durumu nasıl, gibi. Çok büyük bir sıkıntı değil, artık bir alışkanlık haline geldi diyebilirim. İşle seyahati birleştirmenin güzel tarafları olduğu kadar bazen bilgisayarsız ve tamamen kafam bomboş bir yere gitmeyi özlemiyor değilim. Hatta ben sürekli sırt çantamla yolculuk yaparken havaalanlarında minnacık el çantasıyla gezen kadınlara bazen ciddi özeniyorum! 🙈

Sıradan bir günü anlatmak ise epey zor, çünkü günler hiç sıradan olmuyor! 😅 Tamamen o günün ajandasına (bazen işi bölebiliyorum, bazen 9-5 bilgisayardan kopamıyorum) ve olduğum ülkeye göre değişiyor (saat dilimlerine göre hareket etmeye çalışıyorum). Eğer çalışmadığım bir gün ise ben de herkes gibi seyahat ediyorum, yerlisi gibi şehri yaşamaya çalışıyorum. Çalıştığım günler ise haliyle biraz farklı oluyor, örnek bir günü onlardan anlatayım – hatta en son Miami’deki günlerimden birini mesela:
Gece 03.00’te kalkıp 11.00’e kadar çalışıyordum. Kahvaltıyı minik buzdolabımızda duran badem sütümüz + granolayla saat 5-6 gibi yapıp bir yandan işe devam ediyordum. 11.00’de iş bitince kendime gelmek için bir duş, hazırlanmaca ve sonra günün tadını çıkarmak için kendimizi sokağa atıyorduk. 13.00 gibi kahvaltı/öğle yemeği gibi bir öğün; sonrasında keşif ve keyif. Akşam 18-19.00’dan geç olmayacak şekilde yemek ve 21-22.00 gibi uyku. Günün aydınlık saatlerinin tadını çıkarabilmek için harika gibi görünse de gece çalışmak insanın vücut ayarlarını bozuyor – 1 haftadan fazlası iddialı, benden söylemesi! 🙂

S:Bodrum’da yaşamak üzerine de 1-2 cümle istesem?

C:Uzuun yıllardır verdiğimiz EN İYİ karardı. Eğer hayatımızın şu döneminde başka planlarımız olmasaydı kesinlikle burada kalırdık – muhtemelen de bir gün yeniden Türkiye’ye döndüğümüzde Bodrum’a döneriz (umarım hep şu an olduğu gibi kalır 🙏🏻).

Bodrum’u methetmek çok kolay: günbatımları, denizi, doğası, insanları, hayatın kolaylığı gibi faktörlere girersem herkes buraya akın etmek isteyebiliyor. Ama bunu yapmama gerek yok – fotoğraflar bu görevi görüyor. 🙂 Bence önemli olan, büyük şehirdeki alışkanlıklarını geride bırakmaya hazır olmak ve doğru beklentilerle gelmek (bu konuda çok soru geldiği için yakın zamanda bir yazı yazdım). İşte böyle olunca Bodrum ilaç gibi geliyor.  

KISA KISA

  • en iyi seyahat arkadaşın kimdir: Barış ❤️
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: Kalacağım odanın camına koşup manzaraya bakarım
  • yemeklerini en sevdiğin 3 ülke: Endonezya, Amerika, Güney Afrika
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: Amerika, Güney Afrika, Fransa
  • ruh ikizin şehir/ülke: Miami

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

1 Comment

  1. Mayıs 9, 2018 / 3:16 am

    Seyahat etmek bir nevi doğal enerji içeceği, yolunuz açık olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir