İlham Veren Kadınlar Serisi – Bulut Misali Tuğçe

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 28. haftasından herkese selamlar & sevgiler. Her hafta gezgin kadınlar ile röportajlara tam gaz devam. Bu haftaki ilham perimiz Tuğçe. Onu sosyal medya ve blogundan bildiğimiz adıyla bulut misali.  Mesai saatlerinde yazılımcı, akşamları blogger, içerik üreticisi, harika bir fotoğrafçı ve son drone uçurucu. San Francisco sever ilham perimizi yakından tanımak için kemerlerinizi bağlayın. Haydi o zaman kalkışa geçip Tuğçe’nin peşine takılıp haftalık ilham dozumuzu alıyoruz bu hafta…

S:Kendinden ve keşfetme tarzından biraz bahsedebilir misin? Hatırladığın ilk seyahat maceran nasıldı? Nereyeydi?

C:Aslında evlenene kadar öyle çok da gezen bir insan değildim. Zaten bu tutkumu daha önce keşfetseydim muhtemelen gezmekten okulu bitiremezdim 🙂 Okul bitti, iş buldum, hatta işimi oturttum, sonra evlilik vakti gelip çattı, ve balayı planlamam lazımdı. Dedim ki bir değişiklik yapalım ve yurtdışına gidelim, ama ne nasıldır, oralarda nereleri gezip naparız nasıl bilelim. Düşündüm taşındım, tur şirketiyle gitmeye karar verdim. Eee çıkmışken de bir ülke gezmeyelim şöyle 3-5 ülke görelim diyince, en güzel tercih Benelux-Paris turu oldu.

Beş yıl boyunca İngilizce ders görmüş, son bir senesinde Amerikan bir oda arkadaşına sahip biri olarak İngilizcem fena değildi, ama jargon öğrenmem lazımdı. Yurt dışında nelere dikkat etmeli, gezerken neye bakmalı, nerde ne yiyeceğine karar vermeli, gibi bir sürü soru vardı kafamda. Tur rehberini gözlemleyip bu sorularıma cevap bulacaktım, öyle de oldu. Çok şey öğrendim gezmeye dair, ve bir otobüs dolusu insanla gezmenin iyi ve kötü yanlarını gördüm. İyi yanıı 8 gün birlikte gezdiğin insanlar oldukları için güzel arkadaşlıklar ediniyorsun, kötü yanı ise her gittiğin yerde hevesin kursağında kalıyor ve daha tadını çıkaramadan o yerden ayrılıyorsun 🙁

Çok da uzatmayayım, bu turdan sonra ben gezmeye aşık oldum, eşimin uçak ve yükseklik fobisi sebebiyle de ikinci seyahatim yalnız başıma ve yukarıda bahsettiğim Amerikan oda arkadaşımın yanına, yani en sevdiğim şehir olan San Francisco’ya oldu. Orda anladım ki, kiminle gittiğin değildi önemli olan, sadece gezmekti, yeni yerler görüp, keşfetmek, hayran kalmaktı tüm güzelliklere. Öyle de oldu ve o günden sonra, param ve izinlerim el verdikçe hep gezdim 🙂

S:Zamanının ne kadarını seyahate ayırıyorsun? Hayatını planlarken seyahat ne kadar öneme sahip? Kaçıncı sıradadır?

C:Seyahat deyince burdan Kadıköy’e bile gitmek sayılıyor mu, çünkü eğer öyleyse ben baya seyahat ediyorum. Fırsat buldukça İstanbul’u bile tavaf ediyorum, yardım alıyorum tabi, kendim gibi arkadaşlar ediniyorum, gezmeyi seven, yürümekten sıkılmayan 😉 Konuya böyle baktığımız zaman en son ne zaman hafta sonu evde oturdum diye sorarsanız, inanın hatırlamıyorum.

Yapacak hiç bir planımız olmasa, kampa gidiyoruz, kendimizi ormana ya da denize atıyoruz, hiç bilmediğimiz yerlere gidiyoruz hiç araştırma yapmadan, yol bizi nereye götürürse.Ama bunlar dışında asıl sorunun daha uzun, yurtdışı ve şehir dışı seyahatler olduğunu düşünürsek, planlarımın ilk sırasında her zaman seyahat etmek var. Seyahatlere para veya fırsat ayıramıyorsam diğer planlar devreye giriyor.

S:Bir yere gitmeye nasıl karar verirsin? O ülkenin hangi özellikleri önemlidir? Şimdi doğa gezeyim sonrakine şehir gezerim gibi hesaplar yapar mısın?

C:Bu soru aslında dönemsel olarak çok değişiyor. İnsan seyahat etmeye her zaman ihtiyaç duyar, ama nereye gideceği, ruh haliyle bağlantılı sanki. Benim nereye gideceğim hep çok son anda oluyor. İnstagramda gördüğüm bir fotoğraftan, arkadaşımla bir sohbetten, kitapta okuduğum bir paragraftan bile etkilenip bir ülkeye ya da bir şehre kafayı takabiliyorum. Ben bir şeye kafayı takınca o illa olacak öyle bir insanım. Hemen planı yapıp, yanıma bir kurban bulur giderim valla.

Kimi zaman bir yemek, kimi zaman noel pazarı, kimi zaman kumarhaneler, kimi zaman bir lunapark, kimi zaman Atatürk’ün doğduğu şehir olması… Bir yere gitmek için hep bir bahane vardır. Önemli olan o sıralar hangisini yapmak sana iyi gelecek.. Ben bir de blogger falan olmama bakmayın pek araştırma yapmadan giderim gittiğim yerlere. Orada gezerken öğreneyim, burası neymiş diye tabelayı okuyayım, bir restauranta kalabalıksa ama local ise gireyim, bodoslama gezeyim yani.. Yoksa gitmeden her yerin fotoğrafını görünce, okuyunca bazen gerçekten gitmiş kadar oluyorum ve o binayı ya da her neyse onu görünce heyecanlanmıyorum. Bu hissi sevmediğim için az araştırmayla gidiyorum. Tabi bunun sakıncaları yok mu var, döndükten sonra falan bazen, şuraya gitttin mi falan diyolar, gitmemiş oluyorum ahahah. Bunu da şöyle iyi bir şeye yoruyorum, demek ki neymiş oraya bir daha gitmem gerekiyormuş diyorum 🙂

S: Seyahat edemediğin zamanlar bu açlığını nasıl doyuruyorsun ?

C:Kamp yaparak sanırım, çünkü gerçekten malum dövizin hali, vize sıkıntısı o bu derken bazen gerçekten az seyahat edebiliyorum. Son zamanlarda kamptan oldukça keyif almaya başladım, bir deniz, bir dere, bir göl kenarı, bazen de sadece ağaçların altında.. İstediğin yere çadırını kurup, sabah uyandığında çadırın fermuarını açtığında görmek istediğin manzarayı seçmek oldukça güzel bir lüks. Genelde toplu bir şekilde kamı yapmaya gidiyoruz bu sebeple de, sohbeti, mangalı, içkisi, müziği ve en önemlisi bol kahkahasıyla insanı deşarj ediyor kamp işi..

S:Yaşanırki burda” hissini en derinden hissettiğin şehirler/ülkeler hangileridir? Neden?

C:Birden fazla şehir adı veremeyeceğim maalesef ki, böyle düşündüğüm tek şehir San Francisco. Benim için yeri başka, yalnız seyahat ettiğim için mi, oda arkadaşım orda yaşadığı için mi, gittiğimde turist gibi değil de lokal biri gibi yaşayıp sinemaya bile gittiğim için mi, toplamda 16 gün kaldığım için mi, yazılımcı olduğumdan ve Silikon Vadisi’ne yakın olduğundan mı, o muhteşem kırmızı köprüsü yüzünden mi, bilmiyorum inan.. Ama bir şey var, beni oraya aitmişim gibi hissettiren.

Bazen SF’te çekilmiş bir fotoğrafımı görüyorum, normalde kıskanç biriyimdir zaten bilen biri ama, düşün yani sevdiği birini kimseyle tanıştırmak istemeyen bir insan gibi fotoğrafı paylaşmak istemiyorum. Bu SF ile benim aramda diye düşünüyorum 🙂 Birisi SF’e gittiği zaman baya mutsuz oluyorum, ben gidemiyorum diye 🙁 Burdan yola çıkarak şunu söylemek isterim ki, gittiğiniz yerlerle bağ kurmaya çalışın, eğer bunu yapmazsanız oraya sadece gitmiş olursunuz, ama bu bağı kurar anılarla oraya dokunursanız, orayı yaşamış olursunuz. Unutmayın ki biz insanlar her zaman yaşadıklarımızı severiz 😉

S:Tek seyahat etmek mi, grup halinde gezmek mi daha güzel sence, avantajları dezavantajları nelerdir ?

C:Tek başıma, sadece eşimle, sadece arkadaşımla, iki çift olarak ve bir otobüs dolusu insanla şehir keşiflerine çıkmış biri olarak bunu seçmesi çok zor. Hepsinin ayrı ayrı güzellikleri ve kötülükleri var. Yalnız geziyorsun yanında sohbet edebileceğin biri olmuyor, ama oranın keyfini sonuna kadar çıkarıyorsun. Sadece eşinle ya da bir arkadaşınla olunca pek bir sıkıntın olmuyor ama anlaşabileceğin ve keyifli vakit geçirebileceğin daha çok insan varsa neden hep beraber gitmeyesiniz ki.

Biz Paris’e eşim ben ve iki arkadaşımızla gittik, onlar da evli ve Eyfel’in önünde çimlerde oturup hep birlikte şarap içmek, ya da aAmsterdam’da birlikte bir şeyleri denemek (anladınız siz onu ahah) çok güzel deneyimlerdi. Bir otobüs dolusu insanla gidince de, bir kaç çift bulduğunda kendine, hiç tanımadığın insanlar, hiç tanımadığın bir şehirde de olunca hem şehri hem de yeni arkadaşlarını tanımaya çalışıyorsun, onun da yeri ayrı valla 🙂 seçemedim yüzden, siz en iyisi mi, iyi arkadaşlar biriktirin, gidebiliyorsanız onlarla, gidemiyorsanız da kendinizle gidin, yeter ki gidin…

KISA KISA

  • Seyahatlerinde her daim yanında olan 3 şey: Fotoğraf makinem, kağıt bir harita, Thylolhot (nerede ve ne zaman hasta olacağını bilemez insan ahahah)
  • yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: Bulabildiğim bütün haritaları toplarım
  • yemeklerini en sevdiğin 3 ülke: Fransa, Yunanistan, Türkiye 🙂
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: Amerika (çok büyük oldu), Hollanda,   Fransa
  • ruh ikizin şehir/ülke:  San Francisco <3

Bİ’ TAKIM FAYDALI LİNKLER 

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

2 Comments

  1. Hikayeadamş
    Eylül 23, 2018 / 8:41 pm

    Çok güzel bir paylaşım olmuş 🙂

  2. Eylül 24, 2018 / 5:51 am

    Gezmeye aşık olmakla gerçekten ilham oldunuz. Bahsettiğiniz gibi araştırıp, her şeyi noktasına virgülüne kadar hesaplamaktansa; doğaçlama gezmek insana akışta kaybolmayı öğretiyor. Akışa kendimizi bırakıp kabullenmenin önemini anlıyoruz. Birhan Keskin’in dikkat çektiği gibi y’ol bizi olduruyor, gördüğümüz her sokak benliğimize ulaşıyor. Tanıdığımız insanlar kendimizde kış uykusuna yatmış düşüncelerimizi alevliyor. Başka bir ülkeyi, şehri keşfettiğimizi sanarken kendimize yolculuk ediyoruz oysaki. Sonuna kadar yarıda kesmemek adına linkleri daha gözüm görmedi. Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bumerang - Yazarkafe