İlham Veren Kadınlar Serisi – Ayağımın Tozuyla : Melike Kutay Cengiz

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 14. haftasından herkese selamlar & sevgiler. Her hafta bolca ilham veren, farklı hayatlar mümkün dedirten gezgin kadınlar ile röportajlara tam gaz devam. Bu haftaki ilham perimiz Melike, nam-ı diğer Ayağımın Tozuyla. Kendisi hem çalışıyor, hem iki tane kızı var, hem başarılı bir blogger, hem de çok gezen! Yani hepsi bir arada zor da olsa mümkün ve keyifli diyor! Haydi elinize içeceğinizi alın, Melike’nin peşine takılıyoruuz….

S:Gezdiğin yerlere, ailecek seyahate ayırdığınız zaman ve enerjiye (üstelik ufak bir gezgin ile berarer), ve  paylaştığın içeriklere hayranım. Seni tanımayanlar için kendinden ve gezme/keşfetme tarzından biraz bahsedebilir misin? Hatırladığın ilk seyahat maceranız nasıldı? Nereyeydi?

C:Ben de senin seyahatlerine, devamlı motive bir şekilde spor yapmana ve sağlıklı beslenmene hayranım! Gerçekten bana çok ilham veriyorsun ve harekete geçiriyorusun.

Ben “hayatımın her anını güzel anılarla ve tecrübelerle süslemeye çalışmalıyım” prensibi ile devamlı plan yapan, anın tadını çıkarmaya çalışan bir seyahatseverim. Bana göre “gençliğinin ve sağlığının kıymetini bilmenin” bir yolu bu. Bir yandan eşimin de benim de çalışma hayatımız sürdüğü için resmi tatilleri ve hafta sonlarını değerlendiren bir aileyiz. Hiçbir tatili boş geçmem, evde bile olsam değişik bir aktivite ile günümü farklı kılmaya çalışırım.

Seyahatlerden beklentim bazen sadece eğlenmek olsa da bana farklı bir tecrübe yaşatan, bir şeyler öğreten, farklı kültürlerle tanıştıran geziler daha bir özel. İlk seyahatlerim ailemin sponsorluğundaydı ve onlar benim kültürel gelişimime destek olacak yatırımlar yapma taraftarıydı.
İlk olarak doğduğum, büyüdüğüm ve hala yaşadığım ilçenin Almanya’daki kardeş şehri Schönebeck’e gittim. O kadar küçük ve sıkıcı bir yerdi ki, sonradan tanıştığım Almanlar bile Schönebeck’in nerede olduğunu bilmiyordu. Ve sanırım dünyada Söke bile Schönebeck’ten ünlüydü 🙂
Sonrasında ise bir sivil toplum örgütünün gençler arası değişim programı ile Amerika’nın Wisconsin eyaletinin küçük bir kasabasına gittim. Yine hiç duyulmamış bir yerdi. 1 ay boyunca sosyal hayatın olmadığı tipik bir Amerikan kasabasında tipik bir Amerikan ailesinin evinde 3 öğün fast food yiyip baseball maçı izledim. Ama çok şey öğrendim!
İlk iki yurtdışı tecrübem böyle olunca “biraz da bilindik yerlere gitme” hevesi sardı beni. Öğrenciliğimden beri fırsat buldukça geziyorum.
S:Gideceğin ülkelere nasıl karar veriyorsun? O ülkenin hangi özellikleri önemlidir? Şimdi doğa gezeyim sonrakine şehir gezerim gibi hesaplar mı? İnternette görüp görsellere aşık olup peşine düşme mi? Acaba nedir? Nedir?
C: E şıkkı;  Hepsi!
Bazen ucuz bilet bulduğum için, bazen “artık burayı görmeliyim” dediğim için, bazen “bu karenin içinde olmalıyım” dediğim için… Tatilin uzunluğuna göre de değişiyor. Biraz da eşimin gönlünü yapmaya çalışıyorum, o doğa odaklı tatillerden daha çok zevk alıyor. O yüzden şehir gezileri planlamaktan çekinir oldum son zamanlarda.
Bir de gideceğim şehrin çocukla kolay gezilip gezilmediğini de önemsiyorum artık. Londra, Paris, Berlin gibi metro hattı eski olan yerleri çok tercih etmemeye çalışsam da bazen kendimizi öyle yerlerde bebek arabasını kucaklamış şekilde de bulabiliyoruz..
S:Seni takip ettiğim için biliyorum çocukla/bebekle seyhat mümkün! Ancak bu işten gözü korkanlara neler söylemek istersin? Yüreklere su serpme niyetine neler dersin?
C: Bebekle – çocukla seyahat kolay desem yalan, ama imkansız asla değil. İlk etapta korkutucu görünse de zaman içinde kendime göre bazı çözümler üreterek  bebeğin alışanlıklarını seyahatte de devam ettirebileceğimi fark ettim. Gittiğimiz yerlerde mutfaklı evler tutarak beslenme düzenini, belli bir saatte evde olarak da uyku düzenini bozmadan gezebiliyoruz . Evet biraz fazla eşya taşınıyor, gezerken zaman kaybı çok yaşanıyor ama bunlar keşfetmeye engel değil. Kısacası bu işi çok isteyen aileler bir şekilde yolunu buluyor ve zahmetli de olsa gezmeyi başarıyor. Çocuk sahibi olmak seyahat tutkusundan vazgeçmeyi kesinlikle gerektirmiyor.
Üstelik bebekle – çocukla gezmek insana çok şey katıyor ve kişinin farkındalığını arttırıyor. Ben Ekin’den sonra bir gölgemin olduğunu hatırladım mesela; uzayan, kısalan ve bazen de yok olan. Bunun ilginç bir şey olduğunu çoktan unutmuşum. Senin görmediğin kuşu, kelebeği o görüyor, sıradan bir sopayı olta yapıyor balık tutuyor. Meğer benim hayalgücüm körelmiş, haberim yokmuş. 
Seyahatler çocuğa da çok şey katıyor. Evet belki gezdiği müzeyi hatırlamıyor ama yaşadığı güzel anıların beyninde ve ruhunda olumlu iz bıraktığına eminim.
S:Norveç, Maldivler, Avrupa ülkeleri, Amerike gibi çok farklı noktalara seyahat ettin. Sende en iz bırakan deneyimler, kültürler neler oldu? Düşündükçe inanılmaz gibi, hayal gibi gelen anıların var mıdır?
C:Maldivler beni doğası ile büyüleyen bir yerdi. Orada olmak rüya gibiydi. Onun dışında kültürel deneyimleri daha çok önemsiyorum.
Örneğin en uzun zaman geçirdiğim Amerika beni tüketim alışkanlıkları ile her zaman şaşırtan bir ülke olmaya devam edecek. Marketlerde satılan içecek çeşitliliği, salataların yıkanmış, soğanların doğranmış, yumurtanın haşlanmış olarak satılması; her yerin araba ile gidilecek şekilde tasarlanmış olması, bankaların bile otoparkının olması bana ilginç gelmişti. Onun dışında Norveç’teki aşmış medeniyet seviyesi ve huzur ortamı, Asya ülkelerindeki fakir ama gülümseyen halk ve Arap ülkelerindeki gösterişli yaşam tarzı bana hep kendi hayatımı sorgulatıyor. Gezip gördükçe şaşırmaya devam etmek istiyorum…
S:Aileye ikinci bebiş katıldıktan sonra seyahat planları nelerdir? Şahsen ben yerinizde duracağınıza inanmıyorum! 
C: Aileye 2. bebeğimiz de katıldı ve dediğin gibi durmaya niyetim yok. Elbette ki gezilerimiz biraz konsept değiştirecek. Çünkü çocuklar küçükken bezi, maması vs derken çok eşya taşımak zorunda kalıyorsunuz. Bu seneki planlarımdan örnek vermem gerekirse, büyük hedefim Bali. Sebebi de Bali’de her yere şoförle gidiliyor ve oradan oraya giderken yol bulma telaşı olmuyor, eşya taşımak zorunda da kalmıyorsun. Ulaşımı zor bir yer ama orada zahmetsiz gezeriz diye umuyorum.
İkinci hedefim ise Sharm El Sheikh, orada da otel tatili yapıp Kızıldeniz’de yüzmeyi düşünüyorum.
Avrupa’ya gidersem “bebek arabası dostu” şehirleri tercih ederim. Şimdiye kadar gittiklerimden Kopenhag ve Zürih’i bebekli ailelere gönü rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Avrupa dışında da Singapur oldukça bebek dostuydu ama tekrar gider miyim bilmiyorum. Maldivler de bebekli – çocuklu ailelere önerebileceğim bir destinasyon.

Kısa Kısa 

  • En iyi seyahat arkadaşın: Eşim Olgun (hem tüm eşyaları taşır, hem de ben nereye istersem oraya gideriz)
  • Yeni bir ülkeye gidince ilk iş ne yaparsın: Otelden internete girip haritayı keşfeder, yakınlarda 1-2 restoran belirlerim.
  • Yemeklerini en sevdiğim 3 ülke: Yunanistan, İtalya, İspanya
  • Bıkmadan defalarca gidebileceğin 3 ülke: ABD, Yunanistan, Norveç
  • Ruh ikizin şehir: New York (Gündüz müze, akşam müzikal, canlı sokaklar ve yemyeşil kocaman bir park)
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir