İlham Veren Kadınlar – Nazlıhan Ağaç İle Tanışın

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

İlham veren kadınlar serisinin 24. haftasından herkese selamlar & sevgiler. Her hafta bolca ilham veren, farklı hayatlar mümkün dedirten gezgin kadınlar ile röportajlara tam gaz devam. Bu haftaki ilham perimiz Nazlıhan Ağaç yani onu sosyal medya ve yazarlık dünyasından bildiğimiz adı ile Probis Naz. Porto’nun kuzeyinde bir kasabada sevgi ve ilham dolu bir hayatı olan Nazlıhan’ın peşine takılıyoruz bu hafta…

S:Seni tanımayanlar için kısaca kendini tanıtabilir misin? Seyahat etmeyi sevgin ne zamanlara
dayanıyor mesala? Bir de harika fotolar ve 
çizimlerin var.. Biraz bahsedebilir misin?

C:Soruyu okuduktan ve üzerine biraz düşündükten sonra şunu fark ettim. Hayatımda ilk defa böyle bir soruya cevap veriyorum. İki kız kardeşle büyüyen mutlu bir çocuk oldum. Üniversite için Eskişehir’e gittim, Basın ve Yayın okudum. 2013’te Avusturya’da Tiago ile tanıştım. İki sene önce de ortancalarla dolu bir bahçede evlendik. Sürekli Portekiz’e gidip geliyordum haliyle, iki yıldır da yerleştim. Elimde bulaşık yıkamayı, kedilerimle uyumayı, şeftaliyi, gün doğumlarını ve suyun içinde olmayı çok seviyorum.
Dünyada kendimi en iyi hissettiğim yer deniz. Canım sıkkınsa hemen duşa girerim. Seyahat etme sevgim ne zamanlara dayanıyor net olarak bilmiyorum açıkcası, yer değiştirme fikrini seviyorum. Bilmediğim bir şehirde yürüme fikrini seviyorum.  2007’den beri televizyon izlemiyorum, dizi izlemeye de Tiago ile başladım, dolayısıyla hep kitap okuyorum, okumak bana hayattaki birçok şeyden daha fazla haz verir. Seyahat düşünce ve sevgi olarak kitaplardan geliyor. Bence seyahat etmek bir yerden bir yere bilet alıp gitmek demek değil. Biliyorsunuz, odaklanarak hayal kurduğunuz zaman, vücudunuz gerçekten o anı yaşıyor. Ben Cortazar’la Arjantin’de, Mrs. Dalloway ile Londra sokaklarında, Kerouac’ın çaldığı arabalarla Amerika’da, Holden ile Central Park’ta çok dolaştım. Hayallere inanıyorum, çiçekler olmasa dünyanın çekilmez olacağını düşünüyorum, yemek yapmak ilgimi çekiyor, herkesten farklı olmak gibi bir derdim yok, çok konuşuyorum, şimdilerde daha çok dinlemeye çalışıyorum.
Dünyayı çok seviyorum, çok basit şeyler ilgimi çeker, fotoğraf da dünyaya tanıklık etmemizin bir parçası. Fotoğraf makinesi ile yalnız olmak benim için heyecanlı bir şey. İnsanların hallerini izlemeyi, bir çocuğun peşine takılmayı, yiyeceklerin masada durmasını seviyorum. Bu görüntülere makineden bakmak hoşuma gidiyor.
 Yaklaşık 3-4 senedir çeşitli analog makineler kullanıyorum. Filmler ucuz olmadığı ve çektiğim fotoğrafları iyi ki göremediğim için, fotoğrafını çekeceğim şeyle başka türlü bir ilişki kuruyorum. Bu süreç çok güzel.
Basın yayın okuduğum için haliyle tonla fotoğrafçılık dersi aldım. Eskiden beri de arkadaşlarımla birbirimizin fotoğraflarını çekerdik. Kameraları ortaklaşa kullanırdık. Hep tanıdıktı aslında. Çok güzel fotoğraflar çektiğimi düşünmüyorum, en azından ben istediğim gibi fotoğraflar çekmiyorum.
Çizimin ise eskiye dayanan bir hikayesi yok. Tiago’yla tanıştıktan sonra çizmeye başladım. Tiago çok uzun süredir çizen, üreten bir sanatçı. Tanıştığımızda elinde bir defterle gördüğü her şeyi çiziyordu, sonra evine gelip bakınca o defterlerden onlarcasını gördüm. Etkilenmemek mümkün değildi tabii. Sokakta birlikte yürürken aniden durup gördüğü şeyi çiziyor, bir şey beklerken çiziyor, ben de sürekli çizdiklerine bakıp onu bekliyordum. Sonra ben de çizmeye başladım. Başlarda çizdiğim şeyler çok kötüydü. Yani bunun yetenekle bir ilgisi olmadığını söylemeye çalışıyorum. Çizim yapmayı da tıpkı fotoğraf çekmek gibi, yazmayı öğrenmek gibi, ne bileyim dikiş dikmeyi öğrenmek gibi öğrenebiliriz. Teknik olarak bir ders almadım, kursa gitmedim. Sadece ısrar ettim. Baktığım şeyi çizmeye çalıştım, gördüğüm şeyin kafamdaki imgesini değil. Zamanla perspektif gelişti. Şimdi benim de bir sürü defterim var 🙂 Yaklaşık iki yıldır düzenli olarak çiziyorum. Ve gerçekten çok eğleniyorum.
S:Hiç kendini iyi anlamla “ben burada napıyorum?” derken, hayallerinin ötesinde harika olayların
içinde buldun mu? Biraz anlatabilir misin?
C: 2013’ün Nisan ayında, kalbim ağzımda, bacaklarım titrerken, elimde papatyalarla kendimi Yaşar Kemal’in evinde buldum. Bir ders için söyleşi yapmamız istenmişti, her nasılsa ayarladım. Hayatımın bir öğleden sonrasını Yaşar Kemal ile geçirdim. Onun evinin salonunda, kitaplarının, masasının arasında Sait Faik’ten konuşmuştuk. Bana kendi kitabından bir parça okumuştu. içsene diye zorladığı çayı yudumlayabilmiştim ama yanında duran çikolatalı kurabiyelere ellememiştim. Bu hayallerimin ötesinde bile değildi. Heyecandan ve gençlikten ellerimin titrediğini hatırlıyorum. O anı hatırlayınca  burnuma çikolatalı kurabiyelerin kokusuyla birlikte deniz manzarası, salondaki kitaplar ve Yaşar Kemal’in gülüşü geliyor. Yirmi iki yaşındaydım ve hayatın bu kadar cömert olabileceği konusunda bir fikrim yoktu o zaman.
S:Seyahat senin için ne zaman başlar? Bileti aldığın anda mı? En sevdiğin seyahat rutinlerin nelerdir?
C:Seyahat benim için gideceğim yerin havaalanına inince başlar sanırım, rahatlamış olurum. Kalacağım yere giderken sokaklara bakarım. İlk izlenim her zaman yanıltıcı olur mu bilmem ama havaalanından merkeze giderken gördüğüm yerler bana daha çok şey söyler gibi gelir. Seyahat rutinim yok aslında, nereye ve kimle gideceğime göre değişiyor rutinler.
Genel olarak seyahat etmeden önce günlerce araştırma yapıp, blogları okuyan biri değilim. Çoğu zaman kendimi alamayıp instagram ünlüsü kafelere, restoranlara gidip bin pişman oluyorum. Mesela geçen gün Berlin’de House of Small Wonder’a gittim. Kocaman binaların arasında üst katı kafe yapmışlar. Alt katta büyük kilim, tavanlardan sarkan çiçekler, etrafta eski objeler. Normalde 3 Euro ödeyeceğim kruvasanla kahveye 7,5 Euro ödedim. Kötü bir yer demiyorum ama kendime şunu sordum, buraya niye geldin? Çiçeklerin fotoğrafını çekmek için mi? Gerçekten hoşuna gitti mi? Bunları düşündüm otururken. (Muhtemelen bir parka otursaydım insanları izlemekten daha çok hoşlanırdım. İnsanları izlemekten çok hoşlanıyorum. ) İnstagramda bu kadar ünlü olan bir kafede wifi yok, neden? Bunu da ilginç buldum. Merak ediyorum gerçekten çiçeklerden bu kadar hoşlanıyor muyuz, gün batımlarına, gün doğumlarına iç çekiyor muyuz? İçerisi benim gibi etrafın fotoğrafını çekmeye çalışan insanlarla doluydu. Herkes instagramdan öğrenmişti kafeyi, içeride tek bir Alman yoktu.
Ben bir yere gittiğimde orada yabancı olma hissini seviyorum. Hiç bilmediğim bir yere gidiyorsam biraz bakınırım elbette. Genel bir izlenim oluşturmak için. Ama çoğu zaman plansız gezmek daha çok hoşuma gidiyor. Gittiğim her yerde illa ki lokali gibi gezmek diye bir derdim de yok. Bir yere 3-5 günlüğüne gidip nasıl lokali gibi gezebilirsiniz, bu beni pek ikna etmiyor. Zaten Avrupa’nın neredeyse bütün başkentlerinde lokaller turistlerden nefret ediyor.
Seyahat öncesi rutinim nerelere gideceğimden çok ne götüreceğimle alakalı aslında. Hangi kıyafetleri götüreceğimi uzun uzun düşünürüm. Kendimi rahat ve iyi hissetmeyi önemsiyorum. Sonra hangi kamerayı, hangi defteri çantayı götüreceğimi düşünürüm. Biraz tembelim, bavulu son ana kadar hazırlamam.
Seyahat dönüşü ise yapmayı en çok sevdiğim şey film izlemek. Gittiğim şehirde geçen filmleri araştırıp yavaş yavaş onları izlemeye başlarım.
S:Nasıl bir günlük hayatın vardır? Günlük rutinini anlatabilir misin?
C:Son iki yıldır çok sakin bir düzenim var. Erken kalkarım, uyumayı sevmiyorum. Sabah kedilerle birbirimizi sevdikten sonra kahvaltı ederim. Tiago evdeyse mutlaka dalgalara bakılır ve sörf yapmaya gideriz. Tek başımaysam rüzgarın durumuna göre bisikletle veya bisikletsiz sahile giderim. Sahilde her zaman aynı kafede her zaman sütlü kahve içerim. Kitap okurum, sonra eve gelip yemek yerim. Yine rüzgarın durumuna göre akşama doğru tekrar yürüyüşe çıkarım. Sıradan bir günüm aşağı yukarı böyle geçiyor.
S:Dünyada kendini en çok “evde” hissettiğin ülkeler nelerdir? Neden?
C:Henüz gittiğim hiçbir yerde kendimi evde gibi hissetmedim.

KISA KISA

  • en iyi seyahat arkadaşın kimdir: Ablam.
  • yeni bir ülkele gidince ilk iş ne yaparsın: Ablamla sık sık seyahat ediyoruz, eğer onunla birlikteysek ilk yapacağımız şey güzel bir restoran bulmak olur. Eğer teksem kamerayı alıp, sokağa çıkıp yürürüm.
  • yemeklerini en çok sevdiğin üç ülke: İtalya, Fransa, Türkiye
  • bıkmadan defalarca gidebileceğin üç ülke: Fransa, İtalya
  • ruh ikizin şehir/ülke: Portekiz, Fao

BİR TAKIM FAYDALI LİNKLER

Röportajı okurken, aralara serpiştirdiğim linklere dayanamayıp girmeyenler, sabır gösterenler için tüm gerekli linkleri nazikçe aşağıya bırakayım. =)

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

2 Comments

    • zeynepcansoylu
      Yazar
      Ağustos 15, 2018 / 10:05 am

      teşekkürler güzel yorum için! 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir