Gonca Vuslateri Röportajı: İçim Çok Rahat!

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

10sayfa.com’da röportaj yaparken Gonca Vuslateri Röportajı yapacağımı öğrenince çok sevinip çılgınca hazırlanmıştım. Sonra Kınalıada’da hem foto çekimi hem de röportaj yapmak için yollara döküldük.. Gerisi yazıda 🙂

Gonca Vuslateri’yi tanımayanımız yok. Bana Gonca deyince aklına gelen ilk üç şeyi say desem muhtemelen; en iyi genç kuşak oyunculardan biri, hafiften çatlak ve sözünü sakınmayan dersin. Peki sana Gonca’nın mutlaka derinlemesine tanıman gereken harika bir kadın olduğunu söylesem?

Çok ciddi bir edebiyat, şiir, müzik ve tiyatro birikimi olduğunu, kendisi gibi yaratıcı ve güçlü kadınlardan ilham aldığını, yakında bir şiir kitabı çıkaracağını, çok bomba seyahat planları olduğunu, ve 28 yaşını sürmekte olduğu bugünlerde artık “büyümek”te olduğunu… ve çok daha fazlasını.

Bu güzel Mayıs gününde Gonca’nın çekim alanına kendini bırak. Kulaklarında sevdiğin müzik, elinde kahven dış dünyadan kop. Sana benden söz, röportajın sonuna nasıl geldiğini anlamayacaksın bile. Hiç bitmesin isteyeceksin. 🙂

edit: Gonca Vuslateri Röportajı tamamı ve harika resimler 10sayfa dergisi 2015 Mayıs sayısında 

goncavuslateri1492-copy

 S: Çocukluğundan bu yana Bursa, Adana ve İstanbul’da yaşadın. Oturduğun semtlerden üzerinde iz bırakanı oldu mu? 

C: Bursa benim için özeldir. Bursa Spor taraftarı arkadaşlarım ile görüşmeye devam ederim. İstanbul’da Fikirtepe benim için çok özeldir. Öğrenciyken orada oturdum ve o semtin esnafının bana sahip çıkışı, mahalledeki delikanlıların bir genç kız olarak provalardan döndüğümde beni koruması çok özeldi.

S: Yurtdışında ise Amerika ve İrlanda seyahatlerinden etkilendin anladığım kadarıyla. Hatta Babylon Lounge’da Dublin Spot isimli bir pop-up bar bile açtın. Bundan sonra gitmek istediğin ülke/şehir hangisi? 

C: İsveç ve Budapeşte çok gitmek istediğim yerler. Yakın zamanda İtalya’da köylere giderim diye düşünüyorum. Çünkü köy havasını çok seviyorum. Kültürel bir tur planlarsam da şarap tadımına gidebilirim.

Yaz için San Francisco’da arkadaşlarımı görüp LGBT yürüyüşüneyeniden katılmayı çok isterim. Amerika’da New Jersey’de Whitney Houston mezarını ziyaret etmeyi çok isterim. Bir de İzlanda hastasıyım, tarihi denk düşen bir konser olursa gitmek isterim.

S: Sık sık Helena Bonham Carter’a benzetiliyorsun; hem fizik, hem de tarz olarak. Onu çok sevdiğini tahmin ediyorum. Oyunculuk işinde kendine rol model aldığın isimler var mı?

C: Evet Helena Bonham Carter’a çok benzetiliyorum. Ama biz onu genelde filimlerde içinde bulunduğu gerilim ve gotik konseptleri ile tanıyoruz. Aslında Helena, Londra disiplini ile eğitilmiş bir oyuncudur, sağlam bir tiyatro oyuncusudur ve çok disiplinli bir kadındır. Onun, Hollywood değil ama tiyatroda aldığı yola hayranım. Ayrıca Judy Dench hastasıyımdır çok ciddi derecede.

Türkiye’den kendime rol model aldığım, Bir Demet Tiyatro ekibi var. Ben Bir Demet Tiyatro izleyerek büyümüş bir çocuğum. DolayısıylaYılmaz Erdoğan ve Demek Akbağ’ın yeri benim için çok ayrıdır. İyi bir komedi oyuncusu olarak Nevra Serezli’yi kendimi örnek alırım, kendisine çok büyük hayranlığım vardır.

Tiyatro söz konusu olduğu zaman da Yıldız Kenter, Demet Evgar, Haluk Bilginer, Serkan Keskin, Rıza Kocaoğlu rol model aldığım arkadaşlarımdır.

S: Yeni işlere “Evet” derken nasıl karar alırsın? Profesyonel danışmanlık? Aklın? Kalbin? Bir kombinasyonu?

C: Ben artık duygularımı izliyorum. Menajer işin ticari ve teknik tarafına bakar. Ben uzun zamandır sektör de olduğum için teknik tarafına da kendim bakıyorum. Ancak ücret gibi konularda bizim için uzun zamandan sonra büyük mücadelelerle sistemi oturmuş bir Oyuncu Sendika’mız var. Bir yardıma ihtiyacım olursa sendika başkanı ve avukatlardan yardım alıyorum.

Temel olarka bir projeyi seçmeye yüreğimle karar veriyorum. Benim için önemli olan iki şey; bir projenin ne anlattığı ve ikinci olarak ; kimin çektiği, görüntü yönetmeni, oyuncu koçu özetle ekibin kendisi.

S:Yaptığım derin araştırmalara (ve okuduğum sayısız Gonca Vusleteri Röportajı arşivlerine) göre ilk okulda dilini burnuna değdirebilmek gibi garip yeteneklerin varmış. Vasfiye teyze rolünde de gerçek-üstü mimiklerine tanık olduk. Bilmediğimiz başka, bu tarz yeteneklerin var mı?

C: (gülüyor) Hala dilimi burnumun üstüne kadar değdirebiliyorum. Hatta yıllar evvel annem, Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın yetenek programına çıkıp dilimi burnuma değdirmemi çok istemişti. Evimizde böyle bir konu olmuştu.

Hatta bunu tıbbi bir sorun olarak düşünmüşlerdi. Dil kaslarımdan şüphelenmişlerdi.

Dilim uzun maalesef! (gülüyor)

Büyüdükçe geliştirdiğim tek şey çok kolay ezber yababilmem. Şu an bana 10 dakika versen Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ezberleyebilirim.

S: 23 yaşında, bir patlama anında şiir yazmaya başladın. İstesen kitap basabilecek kadar çok şiirin biriktiğini biliyoruz. Ne yapacaksın onlarla?

C: Eylül ayında öykü ve şiir kitabı çıkarmayı düşünüyorum. İki kitap projem var biri zamanında ev arkadaşım olan şair Göksel Bekmezci ile. Ev arkadaşlığımız döneminde birbirimize bıraktığımız notlardan ve hikayelerden oluşan bir kitap olacak. İkinci projemde kendi yazdığım öykü ve şiirlerden karışık bir kitap.

S: En son ne zaman şiir yazdın? Neyden etkilenerek yazdın?

C: En son 2 ay önce yazdım. Şiir yazmak için baya “büyümüş olmak” ilham verdi.

Benim olmayan, başkaların ait bir aşk hikayesini anlatan bir şiir yazdım. İlk defa bu kadar gelişmiş bir empati kurduğum için büyüdüğümü hissettim. Başkalarının aşkına dair yazılan şarkı ve şiirlerde insan, başkasının hikayesini anlatmakla ilgilendiği zaman büyüdüğünü hissediyor. Ben de büyüdüğümü hissetmiştim ve bence şiir büyümekle alakalı.

S: Kitaplığından eksik olmayacak, ölmeden önce mutlaka okuyun dediğin yazar(lar) (veya kitaplar)… 

C: (Dikkat dikkat! Gonca gözünü kırpmadan, nefes bile almadan hemen ard arda sayıveriyor)

Herman Hesse, Tezer Özlü, Virginia Woolf, Eduardo Galeano, Tiziano Terzani, Dino Buzzati ve Italo Calvino.

S:Sen öldükten sonra torununun torununun sahaftan şiir kitabını rastgele buluvermesi gibi garip bir fantezin var. Bunu biraz açabilir misin?

C: Ben hayatım boyunca ailemizin karışık kökenleri (Çerkezlik, Abazalık, Gürcülük, hatta Araplık) nedeniyle tarih merakı olan ve bireysel tarihleri de merak eden bir insan oldum. Benim torunumun çocuğu benim yaşadıklarıma tanık olamaz diye düşünüyorum. Onlara bir hikaye bırakmam hayatı daha mistik ve daha anlamlı kılabilir diye düşünüyorum.

S:Geçmiş röportajında (2012) aşkı “Kalbinde uçuşan-kaçışan, şikayet eden, öfkelenen bir titreşim” olarak tanımlamıştın. Bu konuda fikrin değişti mi? 

C:Evet aşk tanımım değişti. Çünkü artık daha teknik bir açı aldı. Büyüdükçe o üç yıl önce yaptığım tanım değişti. Yerini başka birşey aldı. Bugünkü tanımım “Düzgün biri ile bir yol almak, takım arkadaşlığı” olarak sevgiye doğru evrildi.

Benim için gerçek aşk insanın kendi bireysel hayatında yapmaktan ve yaşamaktan keyif duyduğu şeydir. Hayatıma aşk girdiğinde de ben daha çok karşımdaki kişinin kendi bireysel hayatında yaşama tutunma mücadelelerine aşık olduğumu anladım.

S: İnsan kaç kere aşık olabilir? Daha da önemlisi, sen kaç kere oldun?

C: (Hiç duraksamadan) Her defasında olur!

Ama hayatın, insan olmanın, sevmenin, aşık olmanın, sadakatin zor olduğunu düşünerek insan bir tane kalbi olduğu için bazı şeyleri kendine sakınmaya başlar. Dolayısıyla bir kere aşık olayım, bir kere seveyim diyor.

S:3 yıl önce evlenmeye hazır olmadığını, ancak uykusuz kalsan evlenme teklifini kabul edebileceğini söylemiştin. Evlilik konusunda fikrin değişti mi? 30’a yaklaşmak ve artan anne olma isteği düşüncelerini etkiliyor mu?

C: Anne olma isteğimi neredeyse ağaçlara asıp duyuru yapıcam! 

Hayatıma giren aşklardan bir tanesinde baba olmayı çok isteyen bir erkek arkadaş olması lazım. İlişkilerin ömür boyu süreceğini garanti edemediğimiz bir yüzyılda yaşıyoruz. Ama anne ve baba olmayı istemek sonsuz bir arzudur. Sonsuz arzu ile dolu bir sorumluluktur. Öyle biri olunca çocuk düşünürüm. Anne olma baskısını 30’umdan sonra hissedeceğimi düşünüyorum. Şuan öyle bir baskı hissetmiyorum.

Evlilik dışı çocuk yapmak diye bir tanıma çok karşıyım. Tüm dünyada sınırlarla çevrili ve hukukla korunan sistemlerin içinde yaşıyoruz. Dolayısıyla ürettiğin herşey (sadece çocuk değil) işlerin, eserlerin de bu hukuk çerçevesinde inceleniyor. Birey olarak yaşadığın toprak sen hukuksal anlamla tanımlıyorsa doğurduğum çocuğu evlendiğim birinden yapmak isterim. Sevdiğim birinden hamile kalırsam evlenmeyi talep ederim. Çocuğumun refahı ve mutluluğu için. Ayrıca çocuğumun çekirdek aile yapısı içerisinde yetişmesini isterim. Tüm çocuklar çekirdek aile yapısı içerisinde yetiştirilmeyi hakeder.

S: Hayran olduğum her kadın gibi senin de hayatında kadınların daha baskın rolde olduğunu görüyorum. Seni etkileyen, rol-model aldığın, güçlü kadınlardan bahsedebilir misin? 

C: Dedemin annesi büyük babanem var – Atike babane. Ailemizde mizahın kalesidir. 🙂

Şebnem Sönmez, rol model aldığım bir iç dünyadır ve hocamdır.

Sezen Aksu benim için çok önemli bir insandır. Bana söylediği herşey, hayatımın her anında cebimden hiç çıkarmayacağım, hiç kenara koymayacağım bilgilerdir.

Nazan Öncel, hayatımı şarkıları ile değiştirmeye başlayıp samimiyeti ile üstüne birşeyler eklediğim bir rol modeldir benim için. Sezen Aksu’nun şarkıları ile büyüdüm ve hayatı keşfettim. Ama tüm serseriliklerimi hayata karşı “Bir diyeceğim var!” tavrımı Nazan Öncel’in şarkılarında keşfetmişimdir.

S:Hayatta en büyük pişmanlığının tuhaf öfkelerin yüzünden bazı dostlarını kaybetmek olduğunu söylemiştin. Öfkeni dizginlemeyi öğrenebildin mi?

C: Evet, öfkelenince kalp kırıcı olma halimi dizginlemeye başladım. Sinirlenince kırıcı, sert, öğretici ama dayatmacı bir öfkem vardı. Aynen eski Türkiye’deki eğitim sistemi gibi. İlk okulda   çok dayak yiyen bir öğrenciydim. Bana birşeyler öğreten kişinin aynı zamanda beni dövmesi bana çok saçma gelirdi.

Artık öfkelendiğimde kendi kendime “bunu öfkelenmeden çözersem hem karşı taraf hem ben birşeyler öğrenmiş olarak çıkarız” diyorum.

S: Senin için manik serçe diyorlar. Birazcık fazla inişli çıkışlı, manik-depresif olduğunu düşünüyor musun? (Neden?)

O lakabı benim için Sarp Apak buldu. Dünyanın en güzel espirisiydi hatta bir iki kere dizide de kullandık bunu. Sezen Aksu’nun ilk zamanlarına beni çok benzetirler. Ve sette çok hareketli ve enerjik bir kız olduğum için bu lakabı buldu.

Ancak iki senedir bu tarz bir hiperaktivitem olmadı. Ben de bir kırılma noktası geçiriyorum hayatımda. Depresif dönemlerim aslında herkes gibi. Ama benimkiler biraz daha genç kız gibi. Büyük hissediyorum ve büyük üzülüyorum. Pireyi deve yapıyorum. Yeri geldiğinde deveyi de pire yapıyorumEğer sorun çok büyükse hemen depresyondan çıkarım. 

Toplum içerisinde eğlenceli ve komik bir kızımdır. Manik veya depresif gibi karakter yapıları ile sınıflandıracak olursan; ben depresif bir karakterimdir. Ümitsiz, güvensiz, zaman zaman daha çok üzülen bir yapım vardır.

S: Şimdi geri dönüp baktığında, dip toplamda olduğun kişiden mutlu musun?

C: (hiç duraksamadan) Mutluyum, içim çok rahat!

Edit: Gonca Vuslateri Röportajı size keyif verdiyse ve keşke Gonca daha fazla anlatsa da okusam diyorsanız yeni çıkan şiir kitabı “Manik Şerçe”yi kitapçılardan alabilirsiniz.! 🙂

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir