Ferhan Derya Şensoy Röportajı : İkinci Yeni Şensoy’lar

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

(edit: bu Ferhan Derya Şensoy Röportajı + harika ötesi bir foto çekimini 10sayfa.com’da Ekim 2015 sayısında bulabilirsiniz)

Ferhan ve Derya Şensoy’u ismen tanımayanımız yok. Bana aklına gelenleri say desem öncelikle anne babaları ve tuhaf bir şekilde anne ve babaları ile aynı isimde olmaları dersin.

Ama sana gelecek vaadeden genç yeteneklerden olduklarını söylesem.. Hatta Ferhan’ın yazıp yönettiği ve Derya’nın da oynadığı “Pera’daki Hayalet” oyununun İsmet Küntay Tiyatro Ödüllerinde ödül aldığını biliyor muydun?

New York’ta okuyup yaşadıkları dönem, sıkı aile ilişkileri, sevdikleri mekanlar, 14 Mart tarihine takıntıları, Japon birası arama maceraları gibi eğlenceli detaylar için seni röportaja alalım. Önden söz vereyim, çok eğlenerek bazen de sesli gülerek okumak garanti..

sensoy sisters

Derya yakın zamandaYunanistan’a gittin, Maldivlere gittin. Ferhan sen de Paris’e gittin. Seyahat etmeyi seviyorsunuz. Gelecek seyahat planları nedir?

Ferhan: İkimiz de New York’ta okuduk, o nedenle burnumuzda tütüyor. Yazın deniz-güneş tatili seviyoruz, ama sonbaharda oyun olmasaydı bir New York planı yapabilirdik.

Benim, Perada’ki Hayalet başlamadan bir İtalya – Portofino planım var.

Derya:(gülerek)  Beş-altı kişilik watsapp grubumuzdan daha bu sabah gitmek istediğimiz yerleri ve tarihleri yazışıyorduk. Herkesi denk getirmek çok zor oluyor. Ben kesin karar olarak Cumartesi günü Ayvalık’a gidiyorum.

New York’un hayatınızdaki yeri nedir? Hayatınızın nasıl bir bölümüdür?

Ferhan: Benim için hayatımın dönüm noktalarından biridir. Üniversite öncesi hiç ailemizden uzakta bu kadar uzun süre geçirmedik. Birey olmaya giden ilk ve en büyük adımdı diyebilirim. İkimiz de sanatla ilgili bölümler okuduk, o anlamda da bizi çok besleyen bir şehir. Çok kozmopolit ve “Amerika’nın Avrupası” diyebileceğimiz bir şehir. Yeri çok ayrıdır.

New York’ta herkesin bilmeyeceği, “içeriden” ipuçları verebilir misiniz?

Derya: Kesinlikle Pravda! (http://www.pravdany.com) Rus yemekleri yapan harika bir restoran.

Ferhan:Bir de Soho’da Vesuvio Bakery! Geçerken dikkatinizi çekmemesi mümkün değil; çok tatlı yeşil renkte bir dükkan. Kurabiyeleri harikadır.

Bir de aynısını İstanbul için istesek?

Derya: Müz ile kaktüs ve skulent işine merak saldım. Gide gele sahibi Gülriz ile arkadaş olduk ve evim seraya döndü! (gülüyor)

Ferhan: Çukurcuma’daki Cuma’yı çok seviyoruz, birlikte kahvaltıya gideriz. Ben bazen yalnız başıma gidip okuma veya yazı yazmayı seviyorum. Meyhane olarak Çukurcuma’da Bahar var sevdiğim. Alışveriş için Bebek’teki Midnight Express’i çok seviyorum. Derya ile bir baştan bir başa İstiklal Caddesi turlarımız vardır.

Ferhan, Late Night w/ Jimmy Fallon programında staj yapmak nasıldı? Neler öğrendin?

Ferhan: (hiç duraksamadan) Çok güzeldi ya! Hayatımın en önemli tecrübelerinden biriydi; 4.5 ay kadar çalıştım. Çok büyük bir organizasyondu, 15 tane metin yazarı var, sadece tek bir programının altında 20 stajyer vardı. NYC’ye gitmeden Türkiye’de de canlı program hazırlığı görmüştüm. Ancak çok çok fazla fark var. Bu disiplin ve bu çalışkanlığa hayran kalmıştım. Mesela program çekilmeden önce provası yapılıyor, prova süre olarak da programla bire bir aynı. Bir tek konuklar yok, ama provaya sokaktan seyirci alınıyor. Hatta bir stajyer olarak gidip sokaktan seyirci çağırıyorduk. Seyircinin tepkisine göre espiriler şekilleniyordu.

Peki başına gelen ilginç bir olay oldu mu?

Ferhan: Ben müzik koordinatörünün asistanıydım. O nedenle tüm müzik konuklarının kulislerini hazırladım, tüm gelen konukların ne marka su içtiğine kadar öğrendim. (gülüyor).

Bir kere underground bir grup hiç bir yerle bulunmayan değişik bir Japon birası istedi. Tüm New York sokaklarını arşınlamıştım.

Derya: Bana “Japon birası arıyorum, soruştur.” diye mesaj atıyordu. Ferhan bir semtte arıyor ben başka bir yerde. Sonunda buldu!

New York’tan İstanbul’a dönüş planları nasıl şekillendi? Aileniz mi? İstanbul sevgisi mi? Tiyatro aşkı mı?

Derya: Ben okulda son senemde, Ferhan zaten çalışmak için gelip yanıma yerleşecek diye plan yapmıştım. Zaten beraber bulduğumuz bir eve taşınmıştık. Ferhan nasılsa gelecek diye bir heyecanla gittim ama Ferhan gelmedi! En son artık anneme telefonda sordum, Ferhan gerçekten geliyor mu? Yoksa köpek alacağım dedim. Ferhan gelmedi ve ben sonuçta köpek aldım. (gülüyor) 

Ferhan: Şimdi düşününce, New York’ta biraz daha vakit geçirilebilirmiş diyorum. Ama biz ailemize çok bağlı büyüdük. Günde annemle beş defa telefonda konuşuyoruz. Babamla sürekli telefonda konuşuyoruz. Ayrıca babamla nostaljik bir şekilde mektuplaştık. 

Ama New York’ta ne kadar kalsak da en sonunda döneceğimizi biliyorduk. Mezun olup geldikten sonraki sene bunu çok iyi farkettim. Hem ailemi, hem de İstanbul’u çok özlemişim.

New York’ta dört yıldan sonra İstanbul’a geri döndüğünüzde bir şaşırma oldu mu? Neler farklı geldi?

Ferhan: ilk geldiğimizde giyim kuşamımızda bir şaşırma oldu. Ne kadar burda büyümüş olsak da oraya çok çabuk adapte olduk, kafamız oraya adapte olmaya daha müsait olduğu için. Ayrıca kimse bizi tanımıyor, annemiz babamız kim bilmiyor. Gerçekten her kılıkta her yere gidebilirsin ve kimseden “bu kız neden bu kılıkla buraya gelmiş” bakışını bile hissetmezsin.

Derya: Kimsenin umrunda değil yani. Benim okulda derse gecikip pijama ile sokağa çıktığım da oldu. En kötü halimle koştur koştur okula gittiğimde oldu ve hiç düşünüp endişelenmedim. Ama İstanbul’da evden çıkmadan bir düşünüyoruz.

Ferhan, Pera’daki hayalet’i yazıp gerçekten hayata geçirip başarınca neler hissettin? Babanızın yaptığı “Ortaoyuncular hep var olacak. Bu akşam anladım ki Ses Tiyatrosu benden sonra AVM olmayacak” açıklamasında neler hissettin?

Ferhan: (gülerek) Derya daha iyi hatırlıyor galiba! Çok çok çok güzel bir duyguydu ve çok çok büyük bir rahatlama oldu.

Derya: Ferhan birazcık şuurunu kaybetti o gece. (kahkaha atıyor)

Bizim ilk oyun yazma fikri ile ortaya çıktığımızda da babamıza hissettirmek istediğimiz aynen bu konuşmada söyledikleriydi. Tabii ki de babam oynamaktan vazgeçerse Ses Tiyatro’su AVM olmayacak. Ama bizim ortaya bir eser koyup “Baba, biz oynuyoruz bu tiyatroda” demek başka bir şey, “Merak etme, AVM olmayacak” demek başka birşey. 

Oyun yazma süreci nasıldı? Sancılı mıydı? İnstagram’da gece uyumadan yazmak için saçlarını çekiştiren resmini gördüm, ben de yazı yazan biri olarak meraktayım..

Derya: 8 Ocak’ta Ferhan yazmaya başladı. 10 Şubat’ta ilk okuma provası vardı ve hala tüm oyuncular belli değildi. Bir yandan şarkılar yazılıp besteleniyordu; dekor ve kostüm üzerine çalışılıyordu. 13 Mart gecesi sabah beşte tiyatrodan çıktım, dekor yeni bitmişti. 14 Mart’ta oynadık zaten!

Geri dönüp bakınca, “hiç akıl karı değildi. nasıl yapmışım” diyoruz. Ama insan o sürecin içindeyken sorgulamıyor. 14 Mart Ses Tiyatrosu’nun 135. yılı ve Orta Oyuncuların 35. yılıydı ve “Ferhangi Şeyler” de 14 Mart 1989’da başladı o nedenle biz 14 Mart için çok ısrarcıydık. Bizim, 14 Mart’la ilgili takıntımız vardı; babam da bu takıntıya inanmıştı.

Biletler satışa girdiği gibi bitti ve oyuna 10 gün kala garip bir sürece girdik. Sözüne güvendiğimiz büyüklerimiz yetişmeyeceğini, ertelememiz gerektiğini söylemeye başladı. İnsanlar böyle dedikçe biz daha çok inada bindirim gaza geldik. (gülüyorlar)

Ferhan: Aslında o ilk oyunu oynadığımız gece küçüklükten beri hayal ettiğimiz birşeyin gerçekleşmesiydi. İnsanların hayatta çocukluk hayallerini gerçekleştirmesi, yüksek duygular yaşatan şeylerden bir tanesi. Biz hep Derya ile annemi babamı izleyip, özellikle şarkılı türkülü oyunlarında kuliste ya da evde birimiz annem birimiz babam olup o oyunları oynardık. Evin içinde annemin kıyafetlerinden baya prodüksiyon yapardık. (gülüyor)

Bir gün onların yerine biz sahnede olup kendi başımıza birşey başarmanın hayali ile büyüdük. Gerçek anlamda çok büyük bir tatmin bu.

Kariyerinizde bu aralar beklediğiniz, sizi en heyecanlandıran projeler/olaylar nedir?

Feran: Perada’ki hayalet bu sezon devam edecek. 3 Ekim Cumartesi başlayıp Mayıs sonuna kadar her Cumartesi oynayacak. Bu sezon tiyatro için birşeyler yazma planım yok.

Henüz sinema mı, televizyon mu belli olmayan bir senaryo yazmaya koyuldum. İlk yazdığın şey çok daha kolay çıkıyor. Böyle bir başarı yakalayınca da üzerine ikincisini yapmak daha da zor. İnsanlar baya güzel tepkiler verdi, şimdi ikincisinin daha da güzel olması lazım! Bu, beni baya düşündüren bir konu şu anda.

Derya:  Bir hafta önce yeni bir film çekimimim bitti – Gizli Ajanda. Ekim ayında yayına girecek “Mayıs Kraliçesi” adında bir diziye başlıyorum. Hep komedi dalında oynadığım için ilk defa bir dramda yer almak için heyecanlıyım.

Ünlü ve başarılı anne babanın çocukları olmanın negatif yanları nelerdir? içi seni dışı beni yakar diyeceğiniz

Ferhan:  Anne ve babamızın çocukları olmanın çok gurur verici birşey olmasını zaten tartışmıyoruz bile. Ama çok da büyük bir baskı insanın üzerinde. Özellikle aynı mesleği yapmaya koyulmak baya iddialı birşey. İkisi de kamuoyunun gözünde çok önemli bir yerde. Ama doğru olan, herkesin yaptığı gibi bir şekilde düşünmeden, kendini işin içine atmak. Şu an daha çok yolun başındayız ama bir şekilde Derya da ben de kendi yolumuzu bulacağız.

Derya: Çok fazla eleştiriye maruz kalıyoruz ve karşılaştırmaya çok açık bir durumdayız. Anne babamızla karşılaştırma, birbirimizle karşılaştırma.. çok sıkıcı yanları var. Birey olarak, kimseyle karşılaştırılmadan tek başına durabilmemiz zaman alacak gibi. Ama biraz bu karşılaştırmalara gözünü kulağını tıkamak gerek. (gülüyor)

Peki avantajları, sizi hayatta bir adım öne çıkardığı yanları nelerdir?

Ferhan ve Derya (tek bir ağızdan) Pozitif yanları, negatif yanlarından daha çok!

Ferhan: Herkes gibi biz de “İyi ki annemle babamın çocuğuyuz” diyoruz. Güçlü bir aile ilişkimiz olması çok güzel. Bunun dışında biz onlardan çok şey öğrendik. Bir tiyatro salonunun içinde büyüdük! Normal bir meslek yapan anne babanın çocuklarına göre daha fazla sanata maruz kaldık. Bunlar küçük yaştaki çocuk için çok büyük bir zenginlik.

Peki size akıl hocalığı yaptıkları oluyor mu?

Deya: Herşeyi çok soruyoruz. Her türlü detaya da karışırlar; “ O karakter öyle oturmaz, niye öyle oturdun”lara, tonlamalara kadar karışırlar. (birlikte gülüyorlar)

Ferhan: Böyle eleştirileri aileden duymak çok güzel. Can yakıcı bile olsa doğru eleştiri geldiğini biliyorsun ve senin iyiliğini istediklerini de biliyorsun. Biz çok fazla dışarıdan insanlara fikir sormayız. Önce birbirimize sorarız; sonra anneme – babama ve abime. Ayrıca Derya ile birbirimizi de çok sert eleştiririz. (bakışıp gülüyorlar)

Yazan-çizen insanlar olarak kırtasiye ürünleri merakınız ne durumda? Kalem/defter çılgınlığı var mı?

Ferhan: Çok fena! En büyük hastalığım!

Annemin değişik bir huyu var. Yurtdışına gidince ilk iş eczane dolaşır; kremler, yeni çıkan vitaminler, ilaçlar vs. Bizde de yurtdışında kırtasiye gezme huyu var. Milyonlarca defterim var.

Bir de bu aralar suluboya merakı geliştirdim. Rehabilitasyon olarak kendimi suluboyaya verdim. Bol bol malzeme ve suluboya defteri alıyorum. Cağaoğlu Lisesi’nin ordaki kırtasiye favorim.

Derya: Tercihen, kırtasiyeden içeriye girmemek en doğrusu!  Benim de stickerından, post-itlerine çok gereksiz bir kırtasiye eşyaları koleksiyonum var.

Farklı sanat dallarına merakınız ne durumda? Mesela sokak sanatı; Derya’nın Furkan Nuka’nın bir resmini aldığını gördüm. Sevdiğiniz çeşitli sanatçılar, belki sokak sanatçıları var mı?

Derya: Bence Banksy bu konuda tartışmasız en iyi. Yaptığı işleri, tarzını ve gizemini çok beğeniyorum.

Streetart çok değişik bir sanat dalı düşünürsen, çok riskli yaptığın işler yok olabilir. Furkan bizim yakın arkadaşımızdır; sahne dekorları gibi konularda fikirlerini alırız. Çok başarılı buluyoruz.

Uzun süredir röportaj yapıyorum. Araştırma safhasında en büyük alışkanlığım Ekşisözlük okumak.

Ferhan, şu ana kadar hakkında sadece kötü 1 adet yorum olan tek kişisin biliyor muydun?

Ferhan: Ben de sıkı bir EkşiSözlük okuyucusyum. Evet biliyorum “yeteneksiz” yazıyor.  (gülüyor) Ben şuna yoruyorum; Derya kadar popüler işler yapmadığım için o kadar göz önünde değilim, o nedenle iş edinip yazmamış kimse.

Derya: Hadi hadi şimi mütevazılık yapma! Şöyle de bir durum var; Ferhan’ın ilk işi olan Pera’daki Hayalet hakkında da hiç kötü yorum yok!

Ferhan: Hmmm. Bunun sırrını bir düşüneyim. İnsanlar bunu okuduktan sonra umarım kötü şeyler yazmaya başlamaz. (gülüyor) Aslında Derya ile karşılaştıracak olursak ben biraz çekingenim, insanlar ne düşünür, ne söyler çok düşünürüm. Aslında çok güzel bir özellik değil, beni çok sıkan ve boğan bir özellik. Şunu yazsam birine ucu değer mi? gibi fazla fazla düşüncelerim var. O yüzden çok anlık, fevri paylaşım ve hareketler yapmıyorum. Mesela Derya daha korkusuzdur, başkalarının ne düşündüğünü daha az takar kafasına. Ben onun o haline hayranım.

Derya, sen kötü yorumlara nasıl bir çözüm uyguluyorsun?

Derya: Benim instagramım bazen savaş alanı gibi olabiliyor. Eskiden “bu açık bir profil, eleştiriye de açık olmalı, herkes sevmeyebilir” derdim. Şimdi asla öyle düşünmüyorum. Zaten silme ve bloklama üzerine ilerleyen bir sosyal medya hesabım var. (gülüyor)

Çünkü çok çığrından çıkmış bir durumda olduğunu düşünüyorum. Kim olduğunu, ne iş yaptığını, kaç yaşında olduğu bilmediğim bir sürü insanın oturduğu yerden bana “Burnun yamuk”, “Saçın sarı” gibi yorumlar yazmasının haklı olduğunu düşünmüyorum.

“25 yaşına geldim hala taklit ediyorum Ferhan’ı” gibi harika şeyler dedirtecek kız-kardeş sevgisi nasıldır? Bize de anlatın.

Bir de erkek kardeşiniz bozulmuyor mu aranızdaki bu aşka? 🙂

Ferhan ve Derya: Güzel bir soru! Ağabeyimizi sormak kimsenin aklına gelmemişti.(gülüşüyorlar)

Derya:  Ferhan’la kız kardeş ilişkisine ek olarak biraz bana karşı anaç bir hali de var küçüklüğümüzden beri. Ferhan’ın bazen ailede annemin de annesi olduğu anlar olur. (gülüyor) Amerika’ya gittiğimde de ben çok rahattım çünkü Ferhan zaten yemeğimi yapardı ve çamaşırımı yıkardı.

Ferhan: Evimizin kadını! (kahkaha atıyor)

Peki ağabeyinize dönecek olursak?

Ferhan: Aramızda 10 yaş fark var bu yüzden biz onun gözünde hep küçük kardeşler konumundayız. O yüzden onunla ilişkimiz daha farklı. Özellikle onun ergenliği; 20’li yaşlarında biz 10 yaşındaydık. Bizle muhattap olmazdı. Odasında arkadaşları ile takılır, maç izler, ICQ kullanırdı. Biz de ona özenirdik. Bizim hep özendiğimiz ve örnek aldığımız bir figür olarak var.

Derya: Şu anda üçümüz çok iyi arkadaşız ama o hep aramızdaki otoriter figür.

Aileniz (özellikle de anneniz) aşk hayatınıza ne kadar karışır? Derya Hanım’ın Çakallarla Dans 3 Sıfır Sıkıntı kutlama yemeğinde yaptığı “Kızımı Çakallara Yedirmem” şakasında ne kadar gerçeklik payı vardır?

Derya: O bir espiriydi. Ama annemin aşırı korumacı bir tavrı olması dışında bizim annemle çok yakın bir arkadaş ilişkimiz var. Annemden gizli birşey yoktur. Herşeyi annemle konuşuruzi paylaşırız, annem de bilir. Bizim küçüklüğümüzden beri en büyük kuralımız “yalan yok” ve hiç bir konuda yalan söylememeyi öğretti. Herşeyi bütün gerçekliği ile bilmek ister.

Ferhan: Ama annemde biraz herşeyi arkadaş gibi öğrenip anne gibi tedbir alma durumu var! (ikisi de gülüyor) Tüm annelerde vardır o. Bizi olası tehlikelerden korumak ister ama “şunu yapmayacaksınız”, “şu kişi ile görüşmeyeceksiniz” gibi annemin de babamın da bir baskısı olmadı şimdiye kadar. Ağabeyimizin belki biraz! (gülüyorlar)

Ferhan ve Derya: En son ağabeyler duyar bizde!

İkinizin de mutlu huzurlı giden ilişkileri var. Daha 20’lerinde iki genç kadın olarak (aşk) hayatınızın bu dönemini nasıl değerlendirisiniz?

Ferhan: Dört kişilik yakın bir kız arkadaş grubumuz var. Asla dördümüzün de ilişkisi olduğu bir dönem olmadı. Son bir senedir denk gelen bir durum, dördümüzün de yolunda giden ilişkileri var.

Ben kendi adıma yaşla beraber hoş görünün arttığını söyleyebilirim. Şu an içinde bulunduğum ilişkide bundan 4-5 yıl önce bulunamazdım belki.

Çok erken ama; evlilik & çocuk gibi hayaller var mı?

Ferhan & Derya: (kahkaha atarak) Erken!

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bumerang - Yazarkafe