Büyüksün La La Land :Los Angeles Gezi Notları

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Takvimler 17 Ocak 2017 tarihini gösterdiğinde, benim için gayet sıradan ve hatta sıkıcı bir gün daha bitmişti. O dönem hayat enerjim de biraz düşüktü. İş çıkışı ev yerine sinemaya gidilecekti. Filmi ben seçmemiştim, ne izleyeceğimize dair en ufak bir fikrim yoktu. Veee bam!! Hiç beklemediğim bi’ anda, hiç beklemediğim yerden ilham ve motivasyona dolup taştım. Film bittiğinde herkes Mia ve Seb’in kavuşamamasına ağlarken (çok pardon spoiler oldu), ben filmin güzelliğine ağlıyordum. Karar belliydi. Hayatta beni neler mutlu ediyorsa, neler heyecanlandırıyorsa onlar için çalışıp yaşamaya devam edecektim. Bir de tez vakittte Los Angeles’a gidip bu harika filme arka plan olan yerlerde vakit geçirecektim!

O günden yedi ay geçti. Ve filmi en az 6-7 kere daha izledim. Tüm müziklerini ezberledim. Ağustos ayı sonunda Los Angeles uçağındaydım. O zaman sözü daha fazla uzatmadan dört gün geçirdiğim Los Angeles gezi notları yazıma başlayayım. Bir de ufak not: burası gezme kafası ile çok parlak olmayan ama yerleşip keyifle “yaşanacak” şehirlerden. Böyle düşünmek için nedenlerimi maddeler arasına ufak ufak serpiştirdim. Ama en büyük neden 224 milletten insan, mutfak ve kültürü barındırması..Buyrunuz, yazıya geçelim…

1)Araba ile Gezinmek

Şimdi bir şehirde yapılacak en harika aktivite nasıl olur da araba ile gezmek olur? diyebilirsiniz. LA’i görmeden ben de böyle diyordum. Ama bu şehirde araba kullanmanın gerçekten büyülü bir tarafı var. Birincisi mecbursunuz. Gezilecek yerler, semtler, yemek yenecek yerler o kadar uzak ve alakasız ki.. İkincisi şehrin merkezi yok. Evet yok! Gitmeden de merkezi olmadığını, her semt/bölgenin kendi içinde merkez olduğunu biliyordum ama bizzat deneyimlemek baya değişikti. Üçüncüsü palmiyeler, geniş yollar, bir kenarı okyanus olan otobanlarda araba kullanmak, drive-tru dedikleri arabaya yemek servis eden yerler derken “araba ile gezinmek” başlı başına bir aktivite olup çıkıyor.

Zaten ortalama bir yolculuk min 20 dk max 1 saat olduğu için zamanın en büyük kısmı arabada geçiyor. Normalde araba kullanmamak için evden çıkmaya üşenen ben LA’de araba kullanmaya bayıldım. Keyif almayana benden para iade garantisi! 🙂 Bir de La La Land hayranlarının açılış sahnesindeki Century Freeway‘e çıkıp harika manzaranın tadını çıkarmalarını şiddetle tavsiye ederim. Pacific Coast Highway de en efsanevi okyanus manzarasına sahip yol olarak öne çıkıyor.

LA'in 15 snlik özeti 🚙🌴🌴☀️

A post shared by Zeynep Cansoylu (@zeyneppcans) on

2)Hermosa Beach

Burası şehrin en ünlü ikinci plajı. Hemen koşa koşa ikinci maddeye aldım çünkü buraya ba-yıl-dım. Üstelik kapalı bir havada gitmiştim. Bizim ülkenin harika denizine alışanlar için okyanus çok cazip değil. Ancak uzun yürüyüşler, plajda piknik, kitap okumaca yapmak için harika bir yer. Hem kalabalık içinde sosyalleşilebilir hem de isteyen kendi kendine kalabilir. Bir de iskelesi yani Hermosa Pier baya ünlü. La La Landciler hatırlayacaktır. Seb, burada City of Stars şarkısını gökyüzü pespembeyken söylemişti. Bir de plajdan iç kesimlere yürüdükçe bazı harika mekanlar var. Akşamları burada ne yapılır? derseniz Lighthouse Cafe ‘de harika canlı performanslar oluyor. (Seb de Mia’yı buraya götürmüştü.)Daha sakin takılmak için minnoş mekanlar da var. LA’da yaşasam evimi bir göz oda olsa bu semte taşımak en büyük hedefim olabilirdi. Ben çok sevdim burayı.

3)Griffith Park ve Griffith Gözlemevi

Bir şehre gidince hemen manzaraya bakılacak aziz tepelere koşanlar online mı? LA’de bu turistik aktivitenin hakkını en çok veren yer Griffith Park ve Gözlemevi. Tam olarak bir dağ eteğinde yer alan Griffith’ten 270 derece etrafı gözleyebilirsiniz. Evet, Hollywood tabelası da gözüküyor. 🙂 Gözlemevinde en bomba olay ise Tesla Bobini. La La Land filmi için buranın öneminden bahsetmiyorum bile. Bir de içinizi şişirmemek için bir süre La La Land dememeyi planlıyorum! 🙂

Neyse, efendim buraya gidecekler için iki önemli notum var. 1)kesinlikle hafta içi gidin. hafta sonu aşırı kalabalık oluyor. 2)gün batımı saatinde gidin, şehri pembe gözyüzü sarıp sarmalarken izleyin. Benim gibi öğlen güneşinde gidip fenalık geçirmeyin. Bir de parkın girişine Antik Yunan Tiyatrosu var. Ancak Efes, Aspendos vb ve/veya Atina’daki Akropolis’i görmüş kişiler buradaki tiyatroya bakıp gülebilirler. Bence gitmeye değmez, son karar sizindir.

4)Downtown’da Yürüyerek Dolaşmak + Walt Disney Konser Binası+ OUE Sky Space

Downtown adını duyunca “ah, işte merkez burası!” diye heyecanlanmayın. Ben de ilkten böyle düşündüm ama gerçekler öyle değilmiş. Burası iş merkezlerinin ve gökdelenlerin , aşırı eski ve restore edilen binalarla birlikte bulunduğu baya ilginç bir semt. Sıvaları dökülen asırlık ve oldukça Latin binalar ve son teknoloji mimari harikası gökdelenlerin iç içe bulunduğu bir yer.

Downtown’da başlıca görülecek yerler: metalik gri rengi ve afilli mimarisi ile Walt Disney Konser Binası. Bu bina metalik rengi ile  o kadar çok ışık yansıtmış ki.. ilk kurulduğunda çevredeki çöp tenekelerini eritmiş. Bu sorunu dış yüzeyini zımparalayarak çözmüşler. 🙂 Bir de yeni açılan OUE Sky Space‘e gidip aziz bir gökdelen tepesinden LA’e bakabilirsiniz. Gene gökdelen içinde ufak ve (360 derece kapalı) bir kaydıraktan kayabilirsiniz.

Ayrıca başta Little Tokyo olmak üzere pek çok millettin mahalleleri de burda. Favorim Little Tokyo oldu. Little Tokyo’da ramen severler için top 3 mekan önerisi şöyle: 1)Men Oh Tokushima Ramen – açık ara favoridir. Tam öğle ve akşam yemeği vakti giderseniz, sıra beklemeye hazır olun.  2)Marugame Monzo – açık mutfak, show yaparak yemek hazırlayan Japon şefler var. kalp kalp kalp.  3)Shin-Sen-Gumi Hakata Ramen – burası da çoook iyidir.

Meraklısı için LAPD ‘nin (los angeles police department) devasa merkez binası da burada yer alıyor. Önünden araba ile geçip NWA’den “F**k da police” çalmayan bizden değildir! 😉

5)Grand Central Market’te 224 Çeşit Mutfaktan Yemek Yemek

Gelelim Down Town’a gelemenin esas sebebine dostlarım.. Buralara gelip arabaya park arayıp bulma gibi dertlerde uğraşmanın ilk ve en önemli nedeni: Grand Central Market ve burada yiyeceklerimiz. 1917 yılından beri açık tam 100. yılını kutlayan bu harika ve devasa pazarda yemek anlamında yok yok. Hamburger, taco – buritto, organik juice’lar, meyve -sebze alışverişi, alman bira ve yemekleri (pretzel!!), Peru yemekleri, pastaneler, çikolatacı, sadece yumurta ve kahvaltılık yapan yerler, Asya mutfağı, vegan ramenci.. say say bitmez. Tam listeye şuradan ulaşabilirsiniz. Buraya mutlaka gidin ve çıl-dır-ın!! LA’in çok kültürlü (224 kadar) hayatını deneyimleyecek daha harika bir yer yok. Gözünüz neyi/neleri kesiyorsa tadın. Kalorileri saymayıverin. 🙂

6)Venice Beach

Kalorileri aldıysak, biraz hareket edip forma girmek için en ideal yere gidebiliriz. İstikamet: Venice Beach. Burası LA’e gelince görmeden geçilmeyecek en önemli yerlerden biri. Kilometrelerce uzanan plaj, görebileceğiniz en fit insanların bir kısmı, bol bol Latin etkisi, gene kilometrelerce uzanan cafeler, büfeler, mekanlar.. En önemlisi de: en uzun, en zarif, en balerin görünümlü palmiyeler. Venice’e gelince insan Califoria’ya neden “golden state” dendiğini anlıyor.

Hava güzelse buraya yarım gün ayırılabilir. Uzun bir yürüyüş, belki sörf dersi, ikonik Muscle Beach açık hava spor salonunda terlemece, soğuk sıkım meyve suyu içmece, poke bowl, dondurma yemece, tarot veya el falı baktırmaca.. Yapılacak çok şey var. Denize girme açısından çok parlak olmasa da burada takılmak çok keyifli. Bir de uğramadan geçmeyin dediğim iki nokta var. 1) Fig Tree Cafe – Amerikan kahvaltısı rüyası yaşamak için. Hindi bacon’ı maple şurupla bir glaze’liyorlar, ağlarsınız… 2)Small World Books – kitaplara bakıp bir şeyler almak için.

7)Hollywood Tabelası ve En İyi Açı için Lake Hollywood Park

Turistik aktivitelerden tam gaz devam. İstikamet: Hollywood tabelasının en iyi açılarını yakalacağınız Lake Hollywood Park.  Park kısmında hayallerinizdeki Hollywood tabelası fotosunu çekebilirsiniz. Sonrasında çimlerde yatıp yuvarlanmaca. Biraz tepelere tırmanızsanız daha güzel açılar da var. Ancak selfie çubuklu ve aşırı heyecanlı turistler bir süre sonra neşe kaçırıyor. Buradan yandan yandan kaçmak isteyeceksiniz. Atlayın arabaya.. Hollywood’un merkezine gidiyoruz..

8)Hollywood Walk of Fame ve Chinese Theatre

Yerde yıldızların olduğu Walk of Fame ve Çin Tiyatrosu, LA’e bu kadar turist gelmesinin en büyük sebeplerinden. Bir takım Hollywood filmlerine, müzisyenlere ve ünlülere meraklıysanız bir-iki km yürüyüp yerdeki isimleri kovalamak eğlenceli bir aktivite. Bu olay baştan bizi açmadığı için bir sabah, spor yerine Walk of Fame’de tempolu yürüyüş yapıp üstüne kahvaltı ettik. 🙂 Chinese Theatre da 1927’den beri açık olan ikonik bir sinema salonu. Ünlülerin el ayak izleri, imzaları vb var. Film severler burada çıldırabilir. Kendinizi ayaklarınızı Tarantino’nun ayak izlerine sığdırmaya çalışırken bulabilirsiniz. Benin gibiyseniz Hollywood Bulvarı ve çevresine bir saat ayırın geçin. Çok da abartı bir şey yok derim.

9)Mulholland Drive – Çünkü David Lynch’in Askerleriyiz

LA’de araba ile gezinmeyi ve David Lynch filmlerini sevenlere gelsin dediğim bir önerim var. Biraz yol yapıp, azıcık otoyollara girip çıkıp Mulholland Drive’a gitmek. Filme adını veren bu yol ve üzerindeki evler oldukça güzel. Mulholland Drive yazan tabelayı görmek içinizde bi’ sıcaklık, yüzünüzde bi’ gülümsemeye sebep oluyor. “Yani ben şimdi filmin geçtiği Mulholland Drive’dayım” demek baya cool bi açıklama.

Ancak 5 dakika sonra, evlerin olduğu sakin bir yerleşim yerinde olduğunuz gerçeğini fark ediyorsunuz. Yani bu tabela olmasa, LA’deki pek çok yerden farkı yok. Düzeltiyorum pek çok “zengin” mahalleden farkı yok. O zaman arabaya geri binip gezmeye devam ediyoruz. Olsun, dünya gözü ile Mulholland Drive’ı gördük…

10)LACMA (Los Angeles Country Museum of Art)… ve devesa lambaları!

LACMA müzesi görsellik olayını çözmüş. Ana girişine kurduğu devasa ve aşırı simetrik lambaları ile herkesi kendine çekiyor. Eylül ayında Chagall sergisi vardı. Bence fena değildi. Newyork’taki müzelerle kıyaslama kafasına girmezseniz mutlu olursunuz. Bir de giriş ücreti yetişkinler için 15 dolar. Geçerli öğrenci kimliği olanlara 10 dolar. LACMA’ya dair sevmediğim iki şey oldu. Biri saat 11’de açılması.. böyle geç açılan müze mi olurdu ya? İkincisi otoparkının 30 küsür dolar olması.. üzdü!

Bir de buranın hemen çaprazında içinde uzaya gidip sağlam dönen Endavour uzay mekiğinin de sergilendiği California Science Center var. Bu güzide merkez de sabah 10’da açılıyor. “Endavour’u kesip parçalamışlar, ben çok üzüldüm. Onu böyle görmek istemiyorum.” diyen Atıl nedeniyle biz buraya gitmedik.

11)Rodeo Drive

Biraz müze gezdikten sonra yaramaz bir şey yapmak isteyenleri Rodeo Drive‘a alalım. Chanel, Gucci, Prada vb ayarında markaların birbirinden gösterişli vitrinleri ve aşırı nizami palmiyelerin olduğu bir cadde burası. Pek çok LA rehberi, yapılacak top 5 listesine alıyor. Zaten bu markalardan giyinen bir milyoner değilseniz bence çok da bir cazibesi yok. Biz arabadan inmeden şöyle bir geçiverdik. Görmemiş olmayalım burayı diye. Açıkçası çok benim kalemim değildi.

12)Bel Air’da Araba Gezintisi

Konu milyonlardan ve zenginlikten açılmışken.. gene arabadan inmeden gezinebileceğiz bir yer de Bel Air semti. Çoğunlukla malikane tipi evler, harika manzaralar ve dar ve dik yokuşlar var. Arabayı kullanırken yer yer gerginlik verse de güzel manzaralarla sık sık ödüllendiriyor. Bir de aşırı ünlü şef Wolfgang Puck’ın elinden çıkma tadım menüleri deneyebileceğiniz Hotel Bel Air de bu semtte. Bu otelde yemek yemek oldukç pahalı olduğundan, Hotel Bel Air barında bi’ kokteyl içilebilir veya otelin havuzuna gidilebilir.

13)Los Feliz Semtinde California Dreamin’

Griffith Park’a giderken araba ile içinden geçtiğimiz Los Feliz semtine bayıldım. İspanyolca olan bu kelime “mutlular / happy ones” anlamına geliyor. Güzel isimli bu semt, bolca yeşil, caddeleri geniş ve 1934’ten beri açık bir sinema salonu var. Büyük ölçüde yerleşim yeri olan bu semtte vakit geçirmek keyifli. Giderseniz, pişman olmazsıız. Burayı beğenince bir Türk olarak ilk aklımıza geleni yaptım. Kiralık ve satılık ev fiyatlarına bakmak. Burası pahalı sayılabilecek ancak güvenli ve temiz bir semt. Turistik noktaları gezmekten fenalık gelince soluklanmak için de ideal. Sokaklarda yürüyebilir, cafelerde birşeyler atıştırabilirsiniz. Yalnız fiyatlar LA ortalamasının bir iki tık üstünde.

14)Original Farmers Market & The Groove 

Bir kaç maddedir yeme – içme yazmıyorum. Kan şekeriniz düşmüştür kesin. O zaman hemen Original Farmers Market ‘ten bahsedeyim. 1934’ten beri açık bir meyve-sebze pazarı burası. Eskiden LA halkının haftalık alışverişini yaptığı bu yer, günümüzde organik ürünler satan bir hipster cennetine evrilmiş durumda. Buradan hem alışveriş yapabilir, hem de gene türlü milletten yemekler yapan büfelerden birşeyler alıp orta alanda keyifle yiyebilirsiniz. Bir de mutfak, yemek yapmaya dair türlü araç gereç satılıyor. Ek olarak ilham deposu ve görsel ağırlıklı kitapların efsanevi yayın evi Taschen Books‘un da bir mağazası var!

Buranın hemen bitişinde The Grove var bir de. Nedir the Grove? Orta-üst segment mağazaların, restoranların, bir meydanın, ufak bir havuzun yer aldığı bir nev-i açık hava AVM’si burası. Çim alanda oturup aldığınız harika yemekleri yemek veya restoranlara gitmek gerçekten güzel. Devasa açık hava bir alan sonuçta. Nasıl iyi olmasın? Bir de apple store var. Özellikle şarj kablosu sorunu yaşayan gezgin dostlarıma öneririm.

15)Hollywood Forever Mezarlığı

Bu yazıyı ben yazıyorsam tabii ki de bir mezarlık ziyareti vuku bulacaktı. Daha evvelki başarılı (!) mezarlık ziyaretlerimden (bkz no1 ve no2) sonra mezarlık gezmeyi de rutin gezme dolaşma ritüellerime ekledim. Hollywood Forever Mezarlığı zaten Los Angeles gezilecek yerler listelerinin üst sıralarında olan bir yer. Hatta bazen burada ufak çaplı festivaller, konserler de düzenleniyor. 1800’lerde kurulan bu mezarlıkta, Hollywood’un kurucuları ve yıldızları sonsuzluğa kavuşmuş durumda.

Bu mezarlık Paramount Stüdyolarına bitişik durumda ve ulusal tarihi alanlar listesinde. Burada gezmek ücretsiz ve sabah 08:30 ile akşam 5:00 arasında açık. Mezarlığın şöyle bir interaktif haritası da var. İşimizi daha nasıl kolaylaştırsınlar?

16)West Hollywood Gece Hayatı

West Hollywood, kısaca WeHo, bizim kalmak için tercih ettiğimiz favori semtimizdi. Geceleri hareketli, genç nüfusu bol, içinde lgbt mahallesi bulunan, park etmenin görece kolay olduğu hipster bir semtimiz burası. Ayrıca Chicago’dan başlayıp Santa Monica’da biten ikonik route 66 yolu WeHo’dan da geçiyor. Kaldığımız caddede her gün “route 66” tabelasını görmek bile başlı başına büyük olaydı benim için.

Gece olunca özellikle lgbt komünitesinin eğlendiği barlara, mekanlara gitmek çoook eğlenceli. Alkol fiyatları makul, insanlar aşırı fit ve güzel, dansçılar yetenekli, restoranlar 7/24 açık. Daha ne olsun? Alkolü fazla kaçırdığınız gecelerin sabahlarında kendinizi açai bowl ve matcha latte ile toparlayın diye dört bir yanda organik cafeler de var.

fotolar: Batının ahlaksızlığı / temsili

17)Wanderlust Creamery’de Dondurma Yemek

Los Angeles’a gideceğim kesinleşince.. buranın dondurma/tatlı haberlerine karşı radarım açıldı. Bir gün Wanderlust Creamery hakkında bir haber ve video gördüm. Burayı kuranlar dünyayı ve gezmeyi çok sevdikleri için farklı ülkelerin tatlarını alıp kendilerince yorumlayan dondurmalar yapmışlar. Mesela Fransa’nın Provance lavantaları ile California balını karıştırdıkları efsanevi Honey Lavander. Veya en çok satan çeşitlerden %80lik bitter çikolata, vanilyalı marshmellow, kavrulmuş bademler ve tütsülenmiş deniz tuzundan oluşan Smoky Road. Ben ne kadar anlatsam boş. Siz en iyisi şu linkten dondurma çeşitlerine bakıp aşk yaşayın.

18)Kahvaltıda Açai Bowl Yemek

Bu açai bowl nedir, kimlerdendir, nasıl hazırlanır önceden detaylıca yazmıştım. Şimdi en iyisi nerede yenir sorusunu cevaplıyorum.. Bence bu zor sorunun cevabı, bir kaç şubesi olan Kreaton Organic. Sebebi? En kıvamlı, en dondurma gibi açai bowlu yapıyorlar. Ancak bana sorarsanız buranın bir porsiyonu iki kişilik. Bu arada açai meyvesi çok ekşi derseniz, azıcık organik ve çiğ çikolata ekleyerek çikolatalısını da yapıyorlar. Bkz üstteki resim sol taraf. Bazılarımız nesquik tadında kahvaltılarını ederken.

19)Danger Dog Yemek

Açai bowl nasıl sağlıklı beslenme alanında trendse, bol yağlı ve sağlıksız fastfood kanalında da yükselen başka bir trend var. Adı: danger dog. İçeriği: bacon (domuz pastırması) sarılı hotdog. Lezzeti: çedar peyniri ve hardalla birleşince ouuww! Danger dog yemek için özel bir yer yok, büfelerden alabilirsiniz. Ne kadar salaş, o kadar iyi. 🙂

20)In and Out Burger Keyfi

Sizlere In and Out Burger‘ın ne kadar harika hamburgerleri olduğunu anlatacak değilim. Zaten dünya alem biliyor In and Out Burgerları. 1948’de açılan bu zinciri, zevkine güvendiğim arkadaşlarım önermese “amaan bi nevi Mc Donalds işte” der elerdim. İyi ki de gitmişim. Hamburgerleri gerçekten çok iyi. Klasik ve cheeseburger var sadece, oldukça basit bir menü var. İçecekleri ve sosları kendiniz bankolardan alıyorsunuz. İçecekler bittikçe doldurmak serbest. 🙂 Bir de unutmadan hamburgere “(çiğ) soğan ekleyelim mi?” diye soruyorlar. Ekletmeyen bizden değildir! 🙂

21)Yerel Bira Damıthanelerinin Barlarında İçmece

Yemek maddelerine biraz bira konuşarak ara vermek isterim. Bir Belçika veya Çek birası olmasa da Los Angles’ta da kendi birasını üreten yerel brewery’ler var. Bira seviyorsanız gidilmeli ve denenmeli bence. Şimdi sizlere aşırı sevilen 3 adedini araştırdım, denedim, onaylıyorum ve önereceğim. Bloggerınız çalışıyor, sizi gözetiyor.. Neyse başlıyorum..

Bi saniye..! Başlamadan şunu söylemek isterim: Amerika’da bir IPA (indian pale ale) çılgınlığı almış yürümüş. Birada hoppy/şerbetçi otu bol şeyler sevenler yaşadı. Benim gibi “ille de old school olsun, 1200’lerden beri aynı tarifle yapılsın, bir de Beljik olsun” diyorsanız bi miktar üzüleceksiniz….

i)Angel City Brewery: burası her türlü kaynakta 1 numara olarak çıkacak. Gönül rahatlığı ile gidin. Downtown bölgesinde bulunuyor. Türlü çeşitte kendi birasını üretiyor. Bir de salted caramel, limon – yasemin, limon ve buğday birası gibi türlü mambo jambo biraları var.

ii)Eagle Rock Brewery: İsmi o kadar Amerikan ki! 🙂 Kendisi de oldukça sakin bir bölgede yer alan bu mekan, sanki alkol değil de kahve servis ediyormuş gibi salaş. Bar yemekleri de ayrı güzel. Bir de evde bira yapma üzerine toplantılar ve seminerler düzenleniyormuş burada. En iyisini sona sakladım. Mekanın mottosu “Beer for the people”. (herkes için bira!)

iii)Monkish Brewing Co:  IPA’lar canıma yetince Belçika birası arayışına girdim ve bu harika mekanı buldum. Efendim burada 1 adet bile “trendy” bira yok. Sıfır IPA, 100% Belçika birası. Ohh mis.

22)7/24 Açık American Diner’larında İstediğiniz Saatte Kahvaltı Etmek

Öncelikle belirteyim ben bu “Amerikan diner” olayına ba-yı-lı-yor-um! Fine dining dedikleri tadım menüleri yanında halt etmiş. Diner kadar sevdiğim, sıcak ve samimi bulduğum bir ortam daha yok dünyada. Bir kere kimse size nereye oturcağınızı dikte etmiyor. Geçip neresi boşsa oturuyorsunuz. Tek kişiyseniz yallah bar tezgahına. Yemekler oldukça gösterişsiz, sade ama lezzetli. Bacon ve yumurta, hashbrown patates, french toast, waffle, krep, hamburger, biftek, tostlar.. Hepsi 7 yaşında bir çocuğun rahatlıkla anlayıp seçim yapabileceği kadar basitler. Yaşasın!

Bir defa filtre kahve söyleyince sürekli ücretsiz olarak yeniden dolduruyorlar. Tezgaha oturunca mutfak gözüküyor. 7/24 açık bu diner’lar. Her saat mutlaka birileri var günün saatlerine göre kitle değişiyor. Sabah 6-7 arası gece mesaiye kalıp eve dönüş yoluna geçen mavi yakalılar oluyor. En eğlenceli kitle bu arkadaşlar. Bol kalorili ve şekerli besleniyorlar. Göz kontağı kurup hemen muhabbeti ilerletebilirsiniz. Sabah 9’a doğru işe gidecek beyaz yakalılar geliyor. Beyaz omletler, buharda pişmiş sebze ve mantar siparişleri geliyor. Öğlene doğru ufak çocuklu anneler. Öğlen karışık bir grup. Öğleden sonra biraz sakinlik.. Neyse ben diner’ların harikalığı hakkında çok uzun konuşabilirim. Bu konuda maalesef yanlıyım. Özetle demek isterim ki: mutlaka bir diner’a gidin, maple şurupla glaze edilmiş bacon’ınızı yerken yerellerle kaynaşın.

23)Canter’s Deli’de Pastiramiye Girmek

New York’a giden kırmızı et severlerin asla unutamayacakları bir yer vardır: Katz Deli. Ben ilk defa Katz’da (baharatsız) pastırmanın ne kadar harika bir şey olduğunu keşfetmiştim. Hele bir de çavdar ekmeği içinde, yanında kocaman salatalık turşusu ile geliyorsa. Kat kat yumuşacık dışı çok hafif tütsülenmiş dana pastırması, üzerine lahana turşusu (nam-ı diğer “kapus”) ve dehşetengiz büyük malzemeleri dağıtmadan tutabilecek tek şey: çavdar ekmeği. Yolu LA’e düşen ve et seven herkes kesinlikle Canter’s a bir uğramalı. Bu arada Obama da Canter’s Deli’ye kayıtsız kalmamış. Ziyaret etmiş tabii, duvarda fotolarını görebilirsiniz. Ufak bir dip not mekanın wifi şifresi: orderthepastirami 🙂

24)Spor Salonuna Gitmek

görsel: Venice Beach’teki Muscle Beach açık spor salonu – tamamen temsili 🙂

Yaa bu kadar yemek içmek anlattım. Sonunda yatın dinlenin demeyecektim tabii. Haydi kalkın en yakın spor salonuna gidiyoruz!! Zaten gym’e gitmeden, spor yapan aşırı fit yerellerle kaynaşmadan “LA’de gezdim” denmemeli. İster spinning dersi olur, yoga olur, pilates olur, kaldığınız otelin spor salonu olur. Giyin spor giysilerini, alın havlunuzu ve terlemeye hazır olun dostlar. Çünkü LA ruhunu yaşamak düzenli spor yapmayı ve spor salonu aynalarında harika (veya harika olma yolundaki) vücudunuzu izlemeyi gerektirir. Bu arada bana LA’de (normalde sevmediğim) spor salonlarına karşı bi sempati geldi. Şimdi haftada en az 3 gün bizim şirketin spor salonuna gidiyorum sabahın köründe. Tişikkirler El Ey. 🙂

Son olarak benim yap(a)madıklarım ancak seversiniz diye düşündüklerim listesi…

25)Universal, Warnerbros vb Film Stüdyosu Gezmek: Daha önce Singapur’da gezip açıkçası çok da büyülenmediğim için bu sefer stüdyo gezme işini es geçtim. Sinemayı çok severler için eminim gidilmesi gereken kutsal topraklardır. Namaste.

26)Santa Monica Pier: “Dünyanın en güzel iskelesi” ünvanına sahip ve route 66’nın bitiş noktası olan bu iskeleye mutlaka gidin. Biz ufak bir gıda zehirlenmesi sonucu bir kaç günü hasta geçirince uzak yola gitmek istemedik ve gidemedik. Bir dahaki LA ziyaretimde ilk gideceğim yer olacak!

27)Disneyland : Seviyorsanız gidin bence. Benim için ceza gibi buraya gitmek… anlayamazsınız. 🙂

28)Watts Towers: Pasadena taraflarında eskiden bol olaylı bir mahallede yükselen bu tuhaf kuleleri çok merak ettim. Ancak hem kaldığımız yere uzaklığı, hem yapılacaklar listemin kabarıklığı hem de internetteki “gitmeye gerek yok” yorumları nedeniyle bu sefer gidemedim. Gelecek sefere görüşmek üzere sevgili Watts Towers.

29)Chateau Marmont Otel Barında Kokteyl İçmek: Gene ufak çaplı zehirlenme maceramıza kurban giden bir yer daha. La La Land fimi (kabul edin bir süredir adını anmıyordum 🙂 ) bir sahnesinde de geçen bu otelin barına bir gün gideceğim.

30)Malibu Plajı, İskelesi: bir de buradaki baya pahalı ama lezzetli olduğu söylenen Nobu‘da yemek yemek.

Galiba LA’e yeniden gitmek gerekecek.. 🙂

Şimdi söz sizde – Siz de sevdiniz mi La La Land’i? Los Angles’a gitme isteğiniz arttı mı? Gidenlerin güzel anıları var mıdır? Mutlaka yorum bırakın!  🙂

ps: tüm yazılardan haberdar olmak & beni takip etmek için instagram sayfam: zeyneppcans

Facebook sayfam: zeynepcansoylucom

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir