Haydi Gidelim Mardin’e, Medeniyetler Şehrine – 24 Saatte Mardin Gezi Notları

0
shares
Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+
Bu Nedir?

Sarı rengi, güneşi, Van Gogh resimlerindeki gibi kırsal alanları, tarih – kültür odaklı seyahati ve mistik yerleri severler için harika bir yer Mardin. Bir de kuzu eti tabanlı ve bol baharat kullanılan harika yemekleri tabii! Neyse yemek konusunda detaylıca değiniriz.. Öncelikle Mardin’in tarihinden bahsedelim. Mardin’in tarihinde yok yok.. Bir nefeste saymaya çalışırsam: Sümerler, Akadlar, Babil, Asurlar, Persler, Roma, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklular, Osmanlı ve bizler! WOW! Adını Süryanice’deki “Marde” (kaleler kenti anlamına geliyor) kelimesinden alan kent açık hava müzesi gibi.

Günümüzde de pek çok kültürden ve etnik kökenden insanlar yaşıyor. İnsalar olarak türümüzün ilk yerleşik hayaya geçtiği, tarıma, yazı yazamaya başladığı efsane bölge Mezapotamya’da yer alması, nasıl epik topraklara ayak bastığımız konusunda fikir veriyor aslında. Sırf bu tarihi anlamak ve hakkını vererek gezmek için bu bölgeye (Mardin – Midyat – Nusaybin – Urfa – Diyarbakır – Adıyaman) bolca zaman ayırmak gerek. Geçen aylarda sadece 24 saate yakın zaman geçirebildiğim Mardin için hızlı ama yoğun Mardin gezi notları listeme başlıyorum hemen!!

Mardin’e Ne Zaman Gidelim?

Mardin’in iklimi karasal iklim. Kışlar ve yazlar sert geçiyor.  O nedenle Eylül, Ekim, Nisan, Mayıs ayları ve Haziran ayının ilk yarısı Mardin’i ziyaret etmek için en ideal zamanlardan. Yerellerin de söylediği en ideal aylar Ekim ve Mayıs ayları.. Kışın soğuk, yazın da insanı canından bezdiren sıcaklar nedeniyle gezmek zorlaşıyor. Bu arada bol bol açık alanda ve yürüyerek gezilen bir yer Mardin. Önümüzdeki Ekim ayı için kanınıza girdiysem.. devam ediyoruz okumaya..

Mardin’e Ulaşım

Çılgınlarca uzun bir otobüs yolcuğu yapmak istemiyorsanız tek yok uçmak. Radarlarınız açık olursa Mardin’e uygun fiyatlı bilet bulunuyor. Gene de ekonomi yapmak veya daha kapsamlı bir GAP turu planlamak niyetindeyseniz uçtuktan sonra karayolu ile Mardin’e ulaşabileceğiniz Mardin’e komşu illeri sıralıyorum: Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman ve Batman.

Mardin’de Konaklama

Yürüyerek gezmeye kolaylık olması ve gezilecek yerlerin çoğuna yakınlık açısından şehrin eski merkezi ve otantik bölgesi olan Eski Mardin semtinde kalmanızı şiddetle tavsiye ederim. Buradaki oteller daha az odalı ve butik otel tadında. Bilindik büyük otel zinciri kıvamında yerler arıyorsanız merkezden biraz uzaklaşmanız gerekebilir. Güne Eski Mardin’in mistik sokaklarına karışarak başlamak isteyenler burayı tercih etsin derim.

Mardin Taşı

görsel: mardinim

Eski Mardin demişken, tüm şehre rengini ve karakterini veren Mardin taşı (bazıları Midyat taşı da diyor) hakkında konuşmadan şurdan şuraya ilerlemem… =)  Soluk sarı tonlardaki bu taş, bu bölgede bol bol bulunuyor ve uygun fiyatlı. Bina yapımında kullanımı güvenli ve nemli mevsimlerde suyu emme oranı düşükmüş. Ayrıca şekil vermek, işlemek ve evlerin tesisatlarını döşemek için de çok uygunmuş. Tam bu bölgeye uyumlu, mükemmel bir taş anlayacağınız. O yüzden çoook uzun zamandır buralarda bina yapımında kullanılıyor. Şehre uzaktan bakınca Mardin taşı sayesinde, evler yerden inşa edilmiş gibi değil de, sanki dağlara oyulmuş gibi duruyor.

Teorik bilgiler kısmını bitirdiysek, gezme ve yeme-içme işleri ile pratik bilgiler kısmına geçebiliriz yazının. O zaman şarkıda da dediği gibi : Atla Gidelim Mardin’e. Medeniyetler Şehrine. Gece Başka. Gündüz Başka…

24 Saatte Mardin Gezi Notları

Sabah 6:30 uçağına bindik, 1.5 saat uçup 8’de Mardin’e indik. Kaybedecek zaman yok, 24 saate en fazla şeyi sığdırmak lazım. O yüzden ilk durak güneydoğu tarzı şampiyonların kahvaltısı ile enerji yüklemesi yapmak..

1) Artuklu Konağında Güne Şampiyonların Kahvaltısıyla Başlayın

Eski Mardin’de, şehrin kalbinde inanılmaz ama tam olarak 1275 yılından kalan bir otel var: Artuklu Kervansaray. Artuklu medeniyeti döneminden beri kervansaray olan bu binanın kalması ve otel olarak kullanılması bile başlı başına dünya mirası! İçeri adımınızı atarken bi’ hizaya gelip, sağ ayakla girin lütfen! dkjfldkflds. Artuklu demişken, harika şehir Mardin’de bir semtin adı Artuklu. Dolayısıyla çevrede Artuklu Belediyesi yazan çöp kutuları, otobüs durakları vb var. Bu durum bana orda olduğum sürece çok gerçek üstü geldi. Ne bileyim, Sümer’de oturuyorum, Akad belediye şenlikleri var, Pers metro durağında indim demeler filan.. İnsanın içi bir tuhaf oluyor.

Neyse efendim, Artuklu Kervensaray’a dönecek olursak; burası yaşayan tarih olmasından ötürü şehre gelen herkesin mutlaka uğradığı bir yer. Gereksiz bilgi ama vermeden edemedim: Prens Charles da buraya uğramış. Burada kalmayacaksanız bile içini bir gezmek ve birşeyler yemek için uğramak mantıklı. Özellikle sabah kahvaltısı şampiyonların kahvaltısı şeklinde geliyor. Aşağıdaki fotoda sadece soğuk tabaklar vardı. Üzerine yumurtalar, sucuklar, kavurmalar, hellimler vb geldi. Gözler ve mideler fazlasıyla dolup taştı. Burada kahvaltıya dair iki favorim var: kavurmalı yumurta ve mis gibi manda sütü kaymağı.. Kahvaltı bitince konağın hemen bitişindeki fırından Mardin peksimeti atıp çantaya atın. Şu anda yemek imkansız biliyorum, zamanı gelince haber vereceğim. =)

2)Mırra ile Tanışın

görsel: ensonhaber.com

Acı kahve de denen mırra kelimesi Arapça’da acı anlamına gelen “mur”dan türetilmiş. Arap kültürünün yaygın olduğu Mardin, Şanlıurfa gibi illerde içilen ve sevilen bir kahve. Uzun uzun közlendiği ve şeker konulmadığı için gerçekten de sert ve acı. Bu yüzden de espresso-vari küçük bardaklardan içiliyor. Ama İtalyan espressosu gibi hızlıca fondiplenmiyor. Hem raconu yavaş yavaş yudum yudum içmek. Hem de fondiplemek sağlam yürek ve mide ister! =)

Özellikle bolca yemek yedikten sonra tüketilmesi keyifli bir kahve mırra. Acı olmasına ek olarak bolca da baharatlı. Uzun süre pişip acılaşmasının hayatı simgelediğine inanılırmış. Özellikle cenaze evlerinde ikram edilirmiş. Bir de tuhaf mırra geleneği: kahveyi içip bardağı elinizde tutmadan masaya koyarsanız ikram eden kişiye düğün yapmak, çeyiz almak, büyük bir hediye almak gibi yükümlülükleriniz doğarmış. Bitince gelende elde tutulup, gene elden verilirmiş. Her türlü kahveyi severek içen biri olarak ben mırrayı sevdim ama çok ağır, baştan belirteyim.

3)Deyrulzafaran Manastırı ve Güneş Tapınağı

Karnımız toz, kanımızdaki kafein seviyesi tam ve sırtımız pekse en birinci yerden gezmeye başlıyoruz. İstikamet Mardin denince akla gelen o ikonik sarı taşlı (Mardin taşı) Deyrulzafaran Manastırı. Burası inşası MS 5. yüzyıl yani 400’lü yıllardan günümüze gelmiş bir yer. 1700’lerde de günümüzdeki haline gelip inşası tamamlanmış. Artuklu Kervansaray’ın 1200’lerden gelmesine şaşıran bünyem 400’lerden gelen bu mekanda error veriyor. Peki neden 1300 yıl boyunca inşa edilmiş derseniz; ilk başta Güneş Tapınağı.. sonraki yüzyıllarda da Süryani Kilisesi olarak kullanılmış. Ancak o kadar uyumlu yapılmış ki, google’a kuvvet araştırmasam arada binlerce yıl var diyemem.

Manastır, Mardin Ovası’na bakan bir dağ yamacında konumlandığı için harika bir manzarası var. Ayrıca çeşitli dönemlerde kale olarak da kullanılmış. Adını da çevrede yetişen safan (zafaran) bitkilerinden alıyor: Safran Manastırı.

Güneş Tapınağı

Manastır kompeksinde benim ilgimi en çok Güneş Tapınağı çekti. Yaşım ilerledikçe pagan eğilimlerim artıyorudu… Kilise olmadan önce Güneş’e tapınmak için kullanılan bu tapınak doğu yönüne bakıyor. Kocaman karanlık bir oda ve sadece ufak bir pencere var. Güneş doğarken odaya güneş ışınları giriyor ve geçiyor. O dönemki keşişlerin meditasyon, güneşi selamlama ritüelleri için burada yerde oturdukları ve sabırla beklediklerini hayal etmeden duramıyorum.  Bahsettiğim o aşırı küçük pencere aşağıdaki fotoda görülüyor. Şimdi bu koca alanın tamamen karanlık olduğunu ve o küçük delikten günün ilk doğan güneş ışınlarının girdiğini hayal edin.. =)

Güneş Tapınağı mistik çekiliciğinin yanında aynı zamanda bir mimari harikası. Birer ton ağırlığında uzun uzun taşların hiç çimento kullanılmadan (çünkü o dönemde yoktu) sıkıştırma tekniği ile tavanda kullanıldığı bir yer. Yukarıdaki fotoda tavanda sayacağınız 10 adet sütun sadece sıkıştırılarak binlerce yıldır, depremler atlatıp sağlam bir şekilde günümüze ulaşmış. #respect

manastırın avlusu

4)Dara Antik Kenti Kalıntıları ve Nekropolü

“Deyrulzafaran’dan sonra daha etkileyici ne olabilir ki?” düşünceleri kafamda Dara Antik Kenti kalıntıları ve nekropolü (mezarlığı) sıradaki durak noktamız. Şimdi biraz yürüyüp, merdiven inip çıkacağız ve bolca hayret edeceğiz. O zaman kahvaltı sonrası çantaya atın zamanı gelince hatırlatayım dediğim Mardin peksimetlerinden bir kaç tane yeme zamanı geldi! Bu bir hatırlatmadır! =)

Antik kent mezarlığına girmeden yukarıdaki sol fotodaki su arıtma tesisi kalıntılarına uğruyoruz. Şaka gibi ama bu tarihin yanında insanlar ev yapmış, ineklerini otlatıyor, çocuklar bahçede oyun oynuyor, kadınlar çamaşır asıyor. Yanlarında binlerce yıllık su artıma ve saklama deposu kalıntıları var. Bir yandan da bizim gibi turistler gezip foto çekiyor. Gözlerinizi kısıp dikkatli bakınca fotoda, suyun yukarıdan aşağıya kademe kademe akacağı düzeni görüyorsunuz. Suyu bu şekilde adım adım arıtıyorlarmış. Sonra da yer altı su depolarına gönderilip temiz ve serin bir şekilde saklıyorlar. Burayı birazdan detaylıca anlatacağım. Şimdi nekropole gidelim..

Yeniden Diriliş Alanı

Dara Antik Kenti nekropol alanı, Roma dönemimde tam 1400 yıl kesintisiz olarak mezarlık olarak kullanılmış! Mezarlık olması yanı sıra yeniden diriliş törenleri alanı gibi epik bir kısmı var. Tüm bu efsanevi bilgiler yetmezmiş gibi bir de daha çok yeni 2017 yılında ziyarete açıldığını öğreniyorum. Kendimi iyiden şanslı hissediyorum. Üstelik hala kazılmaya ve yeni şeyler bulunmaya devam ediyor. Bu bilgileri öğrenince insanlık tarihinin, medeniyetlerin gerçekten de Mezapotamya’dan çıktığı bilgisi kafama iyice dank ediyor. Bir yerden çok etkilendiğimde aklımda istemsiz beliren o düşünce geliyor: Buraya yeniden gelmeli ve ikinci defa, daha detaylı gezmeliyim!

Nekropol alanına dair muhtemelen en çok ilginizi çeken konuya yani yeniden diriliş töreni alanı konusuna döneyim. Bölgede yapılan kazılar sırasında bazı mezarların, yeniden dirilecekleri inançlarınedneyle özel bölgelerde toplandığı fark edilmiş. O dönemki kutsal kitaplar incelenmiş ve kanıtlar göstermiş ki: birazdan gezeceğimiz (alt foto) alan yeniden dirilmeleri için gömü yapılan toplu bir mezarlık. Romalıların inşa ettiği toplu mezarlık alanı bugün ziyarete açık. Üstelik binanın zemini cam tabanla yaplanmış ve yeniden dirilmek üzere gömülen tüm bedenlerin (insan, at vb) kemiklerini görmek mümkün. Burada yürürken insan gerçekten hayret ediyor!

Yeniden Diriliş Alanı Toplu Mezarlığı

5)Yer Altı Su Depoları

Dara Antik kenti özellikle su arıtma, baraj inşa etme ve su depolama konularında öncü kentlerden biri olmuş. 1400 yıllık toplu mezarlık ziyaretinden sonra katlı devasa büyük yer altı su deposuna gidince bana göre Deyrulzafaran’dan çok daha etkileyici bir yer olup çıkıyor Dara Antik Kenti. Bu insanlar, günümüzdeki teknolojiler olmadan, aletler, elektrik olmadan bu devasa yer altı su deposunu nasıl yaptılar?! Tüm bina, tavanlar, kolonlar.. her taş Güneş Tapınağı’ndan hatırlayacağımız sıkıştırma metodu ile yerleştirilmiş.

Çok estetik aydınlatılmış, eski bir dünyaya ait ve serin depoyu gezmek çok keyifli. Yeterince foto çektiğime ikna olunca yukarı, güneşe ve gerçek hayata geri dönüyorum. Sıradaki durak için teker dönüyor.. İstikamet yerel Mardin yemekleri!

kademeli su arıtma sistemi – yüksekten daha aşağıya su kademe kademe arıtılıyor. WOW. OMG. WOW. OMG.

6)Öğlen Kebap ve Ciğer Arası Verin

Kuzu eti severlere güneydoğuda ölüm yok. Buraların kebapları ef-sa-ne iyi! Bir de ciğeri! Yanında olmazsa olmaz da bakır tasla içilen ayran. Ortaya karışık bir şeyler söyleyip çıldırmaya hazır olun. Yerel bir kaç öneri isterseniz iki önerim var. 1) lebeni (lebeniye çorbası da deniyor): hem sıcak hem soğuk versiyonu var. ben soğuk olanı denedim. yoğurt, buğday, nohut, tuz ve sarımsak içeriyor. 1)sembüsek: kapalı lahmacun olarak biliniyor. bir lahmacun sever olarak ihya oldum. ancak içine limon sıkmam yerelleri kızdırdı. sjjsjf. aşağıdaki fotolardan lebeni ve sembüseki görebilirsiniz.

Bi’ Sütlü Kadayıf?

Porsiyonlarca kebap yemiş olabiliriz ama Mardin’de yemek yemek aceleye yetirilecek, hızla geçiştirilecek bir konu değil. Şimdi tatlı faslına geçiyoruz. En şiddetli önerim sütlü kadayıf ve yanında kesme Maraş dondurma. Mekan önerim de içinde kendi papağanlarının gezdiği Sadık Künefe. =)

7)Eski Mardin Sokakları

Abartı şekilde kalori aldıktan sonra yakmak için gezmeye devam. İstikamet yokuşlar üzerine kurulmuş Eski Mardin semti sokakları. Yapılacaklar: her sokağa girip çıkmak, Mardin taşı binaları incelemek, bol bol Mardin Evleri fotosu çekmek, dükkanlara girmek, manzaraları bir terasa kurulup yeniden mırra veya safranlı çay (zafaran çayı) içmek. En tepeden Mardin Kalesi‘nin bizleri izlediği bu sokaklarda gezinmek çok keyifli. Vaktiniz varsa 900’lü yıllarkan kalma, şehri tepeden izleyen Mardin Kalesi’ne de bir uğrayın derim. Kalenin hemen altında Zinciriye Medresesi var. Burası da görülesi yerlerden biri. Bir de gene merkezde Mor Behnam Kilisesi‘ni de listeye ekleyin.

Gene eski merkezde uğrayabileceğiniz bir başka nokta da Sabancı Mardin Kent Müzesi. Müzede Mardin’e dair fotoğraflar, Mardin’e özel eşki eşyalar, yazmalar var. Mardin ve tarihi hakkında öğrenmelere doyamadım diyenlere ikinci müze durağı Mardin Müzesi olabilir. Mardin ve çevresi için taaa Paleolitik çağdan günümüze kadar türlü objeler, fotolar barındıran ve çok övülen bir müze burası. Gördüğünüz gibi şehrin eski merkezini hakkını vererek gezeyim dediğimizde bile en az bir tam günlük liste çıkıyor. O yüzden buralara 3-4 gün ayırmak mantıklı.

8)Ufak Bi’ Alışveriş Molası

Mardin merkezde yürüyüşümüze devam ederken alışveriş yapma isteği kabarınca ilk durak, alışveriş yaparken tarihi dokuyu da hissetmek için Surur Hanı. 1600’lerde Osmanlı Döneminde inşa edildiği düşünülen bu han, iki katlı, kocaman bir avlusu olan dikdörtgen şeklinde. İçerisindeki dükkanlarda bol bol hediyelik eşya ve dinlenmek için güzel cafeler var. Peki Mardin’den neler alalım derseniz kısacamaddeliyorum:

  • telkari: buralara özel tarihi gümüş işleme sanatı olan telkari..takılar, süs objeleri alabilirsiniz. bence harika bir hediyelik eşya fikri.
  • eşek sütü sabunu
  • Süryani şarabı
  • bakır kaplar
  • badem şekeri – bolca kavrulmuş ve mavi renkte
  • mardin peksimeti
  • türlü kuruyemiş… özellikle cevizli sucuk
  • dibek kahvesi
  • safran çayı

9)Süryani Şarabı Tadımı

Paleo dönemden, günümüze kadar uzanan tarihi gezip kısa zamanda çok bilgi ve ilham yüklendik. Bence artık beynimize kısa bi’ ara verip Mardin’i gözlemlemeyi bırakıp sadece hissetme zamanı geldi. Eski Mardin’de güzel bir konağın terasına oturup Süryani şarabımızı söylüyoruz. Batan güneşe ve başlayan geceye minnet duyarak yudumluyoruz. Bazı uyumsuz arkadaşlar (ben) şarap içmeyip bira da içebilirler… Gene de sorun yok. =) Işıklar bir bir yanıp gece gelirken tepeden Mezapotamya ovasına bakıp ne kadar küçük ve geçici olduğumu düşünüyorum. Bu düşüncem umutsuzluk vermek yerine beni motive ediyor. Sonsuzluk içindeki bu kısacık zamanımda epik şeyler yapmam lazım. (en sevdiğim kahve bardağında da yazdığı gibi #doepicsh*t)

10)Cercis Murat Konağı’nda Akşam Yemeği & Delirmeceler

Mardin stili akşam yemeği, müzik ve eğlence için koşarak gidilecek tek adres Cercis Murat Konağı. Burada en güzel yerel mezeleri (zahterli domates aşkıma selamlar), koca Mardin’de yediğim şeylerden favorim olan kuzu kaburga ve bademli pilavı yiyoruz. Bu kaburgalı pilavla ilişkim kendisine şarkılar söylemem ve onca yemeğin üzerine iki tabak yememle ilerliyor. Asla bitmedi.. yeniden görüşeceğiz.

Tüm bu yemekler yenir, bakır kaplardan Süryani şarapları içilirken canlı müzik yapılıyor. Bazen Türkçe, bazen Arapça, bazen Kürtçe, bazen Süryanice.. Bazen müzisyenler çalıp söylüyor bazen misafirlerden biri gönüllü oluyor. Uzun süredir eğlenmediğimiz kadar eğleniyoruz. Her şey fevkaledinin fevkinde. Aklıma bir soru düşüyor. Acaba sonbaharda arkadaşlarımı buraya gelmeye ikna edebilir miyim? Yaşayıp görelim… =)

Daha Daha Neler Var?

Zaman kadar eski tarihinden ve pek çok kültüre ev sahipliği yapmasından anladığımız üzere Mardin, öyle 24 saatte koştur koştur gezilecek bir yer değil. En az 3-4 gün ayırmak gerekir. Benim sonraki sefeler için gezilecek yerler listem şöyle:

  • Kasımiye Medresesi: Mardin Kalesi yakınlarında yer alıyor. Selçuklu’nun son döneminde inşa edilmiş. Okul, tıp bölümü ve rasathane olarak kullanılmış bir bina.
  • Haşmetli ve bol fotojenik Mardin Ulu Camii
  • Mardin merkeze bir tam gün ayırıp müzeler ve kiliseleri tamamlamak.
  • Karayolu ile Midyat‘a geçip buraları gezmek
  • Karayolu ile Nusaybin‘e geçip buraları gezmek
  • Şanlıurfa ve Harran

Şimdi söz sizde. Mardin tarihi ve çok kültürlü olması sizi de etkiledi mi? Özellikle önümüz Ekim, Kasım, Mayıs, Haziran aylarında gitmeyi ciddi ciddi düşünenler kimler? Uçak bileti için arama kurdunuz mu?  Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum.

ps: meraklısına başta Mardin gezi notları olmak üzere tüm instagram story/hikayelerimin hepsi şehir şehir profilimde ( zeyneppcans ) highlight olarak sonsuza kadar bizlerle..

Facebook Paylaş
Twitter Paylaş
Google+ Paylaş
LinkedIn Paylaş
Pinterest Paylaş
StumbleUpon Paylaş
+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir